Kazanan başkan ve kaybedilen egemenlik

Suriye’nin Süveyda bölgesinde birkaç aydır devam eden olaylar, Esad’ın milislerinin Suriye’deki hegemonyasının göz önündeki örneği olarak duruyor. Rusya ve İran dışında kimse onlara ses çıkaramıyor. Bu milisler, bölge halklarının “başkana” (yani Esad’a) karşı isyanlarını bastırmak için İran ve Rusya tarafından oluşturuldu. Bu hizmetleri karşılığında da işgalciler tarafından onlara, kontrollerindeki bölgelerde yaşayan halka zor ve baskı uygulamak dahil her istediklerini yapma serbestliği verildi.

Bu milisler devletin içinde devlet gibiler. Sürekli ülkenin egemenliği adına konuşur ve kendilerini, ülkeyi terörden kurtarma gücü olarak görür, gösterirler. Fakat gerçekte bu milislerin, ellerinde tuttukları silahtan başka, hükümet ile her hangi bir bağlantıları yoktur. Eğer Rusya ve İran tarafından silahlandırılırlarsa o zaman söz hakkı ellerine geçer ve her istediklerini milislerin "başkanı" üzerinde farz kılarlar.

“Kazanan başkana” bağlı kent ve vilayetlerde yaşamın her alanını milisler yönetiyor, yönlendiriyor ve kendi özel kanunlarını uyguluyorlar. “Terörü bitirme ve güvenlik gerekçeleriyle de” bütün terör yöntemlerini sivillere karşı uyguluyorlar. Böyle olunca da anayasanın yerini ‘orman kanunları’ alıyor ve sadece silahlar konuşuyor. Suç olarak bilinen her şey yaşamın iletişim diline dönüşür.

“Başkan’ın” kontrolündeki bölgelerde kaçırma, tecavüz, hırsızlık, kaçakçılık ve cinayetler artık günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Bir kişi zulme maruz kalırsa tek sığınağı tanrısı oluyor. Çünkü sığınabileceği başka hiçbir şeyi yoktur. ‘Adalet’ umudunun gerçekleşmesi için ise ya haklar kazanılacaktır ya da milislere destek olunacaktır.

Başkan kazandı ve devlet kaybetti. Beşar Esad kazandı fakat Suriye devleti ülke topraklarının tamamındaki egemenliğini kaybetti. Savaşla geçen 9 yılı aşkın süre içinde Suriye’nin durumunu kısaca şöyle nitelendirebiliriz; Suriye toprakları işgalciler arasında paylaşılmıştır ve onlarca milis grubu, bu işgalcilerin elindeki bölgeleri yönetmektedir. Bu milisler, ne Suriye ordusunun herhangi bir saldırısından ne de hükümetin, “Başkanın” kızması üzerine egemenliklerini bitirmek için alacağı bir karardan korkmaktadır. Tek korkuları, Suriye halklarının geleceği ve yaşamıyla oynamalarına fırsat tanıyan krizin bitmesidir. 

Bu, uzun yıllar zayıf bir devlet ve kaybedilmiş bir egemenlikle sonuçlandı. Esad, herkesten daha çok bu durumun farkında. Ülkenin tamamına egemen olmanın, kendi hükmüyle gerçekleşemeyecek bir hayal dönüştüğünü çok iyi biliyor. Rusya ve İran sayesinde geri aldığı bölgeler, Esad’ın ordusu ve güvenlik güçleri için mayın tarlasına döndü. Esad’ın güçleri kaçırılma, öldürülme ve sokak savaşına dönüşebilecek bir isyanla karşı karşıya kalmaktan korktukları için bu bölgelerin sokaklarına dahi çıkamıyor. Söz konusu bu bölgelerde açık bir şekilde Esad’a karşı bir hareketlilik olmasa da Esad, görünmeyen bir şekilde bu bölgelerde yıllar önce kaybetmişti.

Beşar Esad, Suriye topraklarının tamamında kaybettiği egemenliğini geri kazanacağına inanıyor, fakat birçok sebep bunun gerçekleşmesini önlüyor. Bu sebeplerden biri Esad’ın bir temsilci olması. Ya da diğer bir deyişle Rusya ve İran’ın, Suriye’nin iç ve dış işlerine dair aldıkları kararları kabul etmekle görevli olması. Esad, Moskova ve Tahran yönetimi tarafından ilan edilen kararlar için meydana çıkar ve ancak kararları kutlar.

Esad’ın elinde, Rusya ve İran’ın korumasında olan köşkü dışında Suriye’de hiçbir şeyi kalmamıştır. O köşkte neler yaşandığını çok az kişi biliyor. Fakat herkes kilometrelerce uzakta olunsa bile kaybedilen egemenliğin kokusunu alabiliyor.

(cj)

“Analizde belirtilen ifadeler yazarın kendisine aittir. ANHA’nın yayın politikasını yansıtmayabilir”


Diğer Haberler