Kortek Katliamı ve KDP-TC İttifakı

Türk devleti ile KDP’nin PKK’ye karşı ortak düşmanlığı devam ediyor. 90’lı yıllarda PKK’ye karşı defalarca TC ile ortaklaşan KDP’nin Kürtler arasında açtığı yaralar halen tam sarılmamışken, bugün aynı senaryo yeniden devreye konulmuş durumda.

Türk devleti, KDP’den aldığı destekle Güney Kürdistan’da işgal ve soykırımlarında sınır tanımazken, KDP Kürt kamuoyundan gelen tepkilere rağmen TC ile iş tutmaktan geri durmuyor.

27 Haziran akşamı Kandil’in Kortek alanına Türk savaş uçaklarının yaptığı hava saldırısında 3 sivil katledilip 5’nin de yaralanması bu iş tutma sonucunda yaşandı.

Kortek, 2011-21 Ağustos’ta yapılan hava saldırısında 7 kişinin katledilmesiyle kamuoyunun yakından bildiği bir yer.

Bu sürece nasıl gelindi?

Türk devleti 2017 son baharında Güney Kürdistan’da gerçekleşen “bağımsızlık referandumu''nda Irak’la anlaşarak Güney Kürdistan’ı her yönden kuşatmaya aldı. Neredeyse tüm Kürt çevrelerin, referandumu erteleyin, diyerek durumun daha fazla saldırılara neden olacağı telkinlerine kulak asmayan KDP’nin, perde arkasında aslında Türk devleti tarafından referanduma teşvik edildiği ise daha sonra ortaya çıkmıştı. Referandum, DAİŞ’e verdiği destek ile Başika’ya asker çıkarma üzerinden son derece gerilimli olan Ankara- Bağdat ilişkilerini yeniden düzeltmek için bulunmaz bir fırsat sundu.

İkili tarafından köşeye sıkıştırılan KDP, TC tarafından tamamen teslim alındı. Bağdat hükümeti, durumu kontrol edilebilir hale getirmek için Kürt karşıtlığı üzerinden TC ile anlaşma yolunu seçti.

Referandumdan önce kimsenin Kürtlerin bağımsızlık hakkını engelleyemeyeceğini defalarca deklere eden Mesut Barzani gelen baskı ve tazyikle TC’ye tamamen teslim oldu.

2015 yılında bölge başkanlık süresi biten ancak darbeyle koltukta oturmaya devam eden Mesut Barzani, referandum sonunda yaşananlar ve kendisinin “Kürtlerin Kudüsü” olarak tanımladığı Kerkük’ün Irak merkezi hükümeti tarafından alınmasıyla, artık başkanlık görevini yürütmeyeceğini açıkladı.

Mesut Barzani’nin başkanlığı bıraktığını açıklamasıyla uzun süredir iktidarın başı olmaya çalışan Neçirvan Barzani ipleri ele geçirmiş oldu. Derken 10 Haziran 2019’da yapılan törenle Neçirvan Barzani resmen Güney Federe Bölgesinin yeni başkanı “seç(tir)ildi.

Neçirvan Barzani ile Berhem Salih’in Bağdat-Ankara-Hewler trafiği

Neçirvan Barzani izlediği siyaset çizgisi itibariyle TC ve Erdoğan’ın denetiminde. Ancak TC ile işbirliği çizgisini güçlendiren bir diğer faktör YNK’li Berhem Salih’in 2018 Ekim ayında Irak Cumhurbaşkanı seçilmiş olması. Bu ikilinin koltukları ele geçirmesiyle TC ile kirli ilişkilerin derinleşmesi at başı gitti. Berhem Salih cumhurbaşkanı seçildikten 3 ay sonra (3 Ocak 2019) Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Ardından Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi de Ankara’ya gitti. Bu ziyaretlere karşılık Türk devletinin istihbarat ve Dışişleri Bakanlığı düzeyinde Ankara-Bağdat-Hewler hattındaki diplomasi mekiği hiç durmadı.

Çavuşoğlu 28 Nisan’da Bağdat’ta Irak Dışişleri Bakanı, Başbakan ve değişik yetkililerle görüştükten sonra Hewler’e gitti. Çavuşoğlu Hewler’de Neçirvan Barzani, Mesrur Barzani ve Türkmen taraflarla çeşitli temaslar gerçekleştirdi.

Taraflar arasında yapılan bu görüşmelerde ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirme, sınırları koruma, Güney’e yapılacak operasyonlar gibi birçok konuda müzakereler yapıldı. Kulislere yansıyan bilgilere göre; görüşmelerde KDP’nin taleplerine karşılık Türk devleti de; Musul’da konsolosluk açma, Irak-Suriye sınırını Irakla birlikte koruma, Şengal ve Maxmur’a yönelik operasyon ve Telafer üzerinden çeşitli ilişkiler geliştirme gibi talepler sundu.

Karşılıklı bu müzakereler devam ederken Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla Berhem Salih 28 Mayıs'ta ikinci kez Ankara’ya gitti. Burada Erdoğan’la Salih arasında yapılan görüşmede Mevlüt Çavuşoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan da hazır bulundu. Görüşmede 10 Haziran’da yapılacak Neçirvan Barzani’nin başkanlık törenine Çavuşoğlu resmen davet edildi.

Bu görüşmelerin ardından Bağdat-Hewler arasında da görüşme trafiği durmadı. 20 Haziran’da Bağdat’ta hükümet yetkilileriyle bir araya gelen Neçirvan Barzani, 21 Haziran’da soluğu İstanbul’da aldı. Fakat burada dikkat çekici husus Bağdat-Ankara-Hewler hattındaki bu görüşmelerin basına kapalı gerçekleşmesiydi.

Ankara-Bağdat-Hewler anlaşması ve Xakurkê işgali

Yılın daha başında Berhem Salih’in Ankara’ya gitmesi ve ardından Bağdat-Hewler arasında mekik dokuması sonucunda 27 Mayıs’ta Xakurkê işgal operasyonu geldi.

TC yoğunlaştırılmış keşif ve hava saldırılarıyla bölgeyi işgale başlarken, KDP bölge aşiretleriyle TC’nin bu işgalinin yanında durması için gizli-açık iç diplomasi yürüttü. Siyasi partilerin sessizliği dikkate alındığında işe sadece KDP’nin değil, başta YNK olmak üzere diğer Güney partilerinin de dahil olduğu anlaşılıyor.

Zira seçimden sonra bir türlü kurulamayan Hewler hükümetinin alelacele başkanlık sorununu yasal değişikliklere giderek halk yerine parlamento içi seçime taşıması, Neçirvan Barzani’nin hızlı bir şekilde koltuğa oturtulması ve Mesrur Barzani’nin hükümet kurmakla görevlendirilmesi “ne oluyor” sorusunu herkese sordurdu.

Aslında olan şuydu; referandum ve Kerkük süreciyle halk içinde etkisi minimuma düşen KDP, eski iktidar gücüne kavuşmak için Ankara ve Bağdat’la anlaşarak PKK’ye karşıtlık adı altında Güney Kürdistan’ı işgale açtı. 21 Haziran’da İstanbul’da Erdoğan ve kurmaylarıyla görüşen Neçirvan Barzani’nin dönüşünden hemen sonra, TC operasyonlarının nedeni olarak PKK’yi suçlaması perde arkasında kurulan tezgahı ifşa etmiş oluyordu.

Bölge içinde kimi rakiplerini saf dışı ederek kimilerini de parlemento içine çekip rüşvetle teslim alan KDP, Türk devletinin işgal saldırılarıyla bütün Kürdistan’da kendisine rakip gördüğü PKK’den “kurtulma” planlarını uyguluyor.

KDP’nin yeniden iktidar savaşı

KDP, DAİŞ’in Şengal ve Maxmur saldırılarında savunma mevzilerini terk ederek Kürt halkı nezdinde büyük prestij kaybetti. Buna karşılık Şengal ve Maxmur’da tarihi direniş geliştiren PKK giderek tüm Kürtler ve bölge halkları arasında büyük sempati topladı ve eli güçlendi. DAİŞ tasfiye edildikten sonra, hiçbir şey yaşanmamış gibi her tarafta yeniden iktidar olmaya çalışan KDP’ye halktan büyük tepki geldi. KDP mevcut sonuçtan kendi uygulamalarını sorumlu göreceğine, halk nezdinde prestiji artan PKK’yi sorumlu tuttu. Düşmanımın düşmanı benim dostumtur deyişinde olduğu gibi TC ve KDP bir kez daha PKK karşıtlığı üzerinden bir araya geldi. TC bu işbirliği ile Güney kürdistan’ı işgal etmeyi hedeflerken, KDP ise işbirliğinden yeniden iktidar devşirmeyi hedefliyor.

TC-KDP’nin ortak yarası Rojava

TC-KDP’yi, PKK karşıtlığında bir araya getiren bir diğer husus Rojava’ydı. 2012 yılında Suriye savaşına güçlü bir aktör olarak giren Rojava öz savunma güçleri YPG-YPJ, TC-KDP’nin Rojava’ya yönelik işgal ve petrol yataklarına oturma planlarını boşa düşürdü.

DAİŞ’i Rojava’ya saldırtan Erdoğan ve TC’nin planları Kobanê direnişi karşısında bozguna uğrarken, KDP’nin tüm ambargo ve sınırda kazdığı hendeklere rağmen Rojava direnişi, DAİŞ’e tarihi bir yenilgi yaşattı. Sonrasında Roj peşmergeleriyle Rojava kazanımlarından pay kapma arayışı da sonuçsuz kalınca KDP bu kez ENKS üzerinden TC ile ortaklaşarak Efrîn işgalinde rol aldı. Fırat’ın batısında da aynı senaryo tutmayınca bu sefer tüm fatura PKK’ye kesilmek istendi. Zira hem TC hem KDP yaşadıkları tüm bu hezimetlerin sorumlusu olarak PKK’yi görüyor.

Bugün Xakurkê üzerinden Güney Kürdistan’a işgal kapılarını açan KDP ve Barzani aşireti, aslında bir şekilde Kürtlerden intikam alıyor. Kortek katliamından hemen sonra Rudaw başta olmak üzere KDP medyasının sorumluluğu PKK’ye yükleme çabası yapılmak istenenleri bir kez daha görünür kıldı.

ABD denklemin neresinde?

Bölgedeki etkin güç olarak ABD’nin denklemin neresinde yer aldığı herkesin sorduğu ve anlamaya çalıştığı bir diğer husus.

ABD uzun bir süredir Güney Kürdistan’da bölgeyi temsil edecek bir hükümetin olmamasından rahatsız. Zira bu durum bölge adına ortak karar yerine Türkiye eksenli hareket eden KDP’nin ABD siyasetine aykırı siyasi ve ticari ilişkiler geliştirmesine neden oluyor.

Bağdat’ı dışlayarak TC ile geliştirilen petrol anlaşması bunun en bariz örneği. Aslında ABD, KDP üzerinden TC’nin nüfuz sahibi olmasını istemiyor. Dolayısıyla bir süredir Güney Federe bölgesine hem hükümet hem iç bürokraside parti hakimiyetini kıracak düzenlemeleri dayatıyor. KDP ile YNK arasında bir süre önce gizli görüşmelerin yaşanması ABD’nin bu baskısı sonucunda gelişmişti.

Diğer yandan sadece Hewler’in değil, Bağdat’ın da Ankara’ya angaje bir siyaset yürütmesi ABD’yi rahatsız ediyor. Zira, Ankara’ya yakınlaşan Bağdat-Hewler’in bölgede Türk devletinin elini güçlendireceği ABD tarafından net olarak görülüyor. Suriye sorununda Kürt karşıtlığı üzerinden İran’la birlikte hareket eden TC’nin Bağdat-Hewler hattındaki etkinliği, ABD'in İran’a karşı elini güçsüz kılacağı biliniyor.

TC, ABD’nin Irak siyasetine giderek daha fazla zarar vermeye başlarsa ABD’nin daha açıktan tepkisine neden olabilir.

Aynı durum Ankara’ya angaje olan Hewler ve Bağdat açısıdan da geçerli. ABD uzun süredir Bağdat-Hewler arasındaki sorunların çözülmesini dayatıyordu. Ancak özellikle 140.madde kapsamındaki statüsü belirsiz yerler (Kerkük ve Germiyan alanı) olmak üzere, çelişki ve sorunlarını çözmeyen Bağdat-Hewler’in mevcut durumu bir süre sonra sürdürmeleri mümkün olmayacaktır. Hele ki, Neçirvan Barzani, Berhem Salih ve Adil Abdulmehdi gibi ABD yokmuş gibi siyaset yürütmelerinin bir faturasının olacağı kesin.

Dolayısıyla, bugün Güney Kürdistan’a yönelik yaşanan işgal saldırılarında ABD faktörü önümüzdeki süreçte daha fazla devreye girebilir ve şimdi plan kuran bu güçler hiç beklenmedik durumlarla karşılaşabilirler.

Mevcut durumda TC ile iş tutan KDP, "iktidarımı sağlama alayım" derken taraflar arasında yaşanacak olası çatışmalar sonucunda büyük kaybeden taraf olabilir.