Kürdistan’da yaşamın anlamı: Özsavunma -1

Tarihte öz savunma gücünü sürekli canlı tutan toplumlar ayakta kalmayı başarmışlardır. Toplumlar dillerini, kültürlerini, ekonomilerini kısaca varlıklarını sürdürmek için sürekli kendilerini koruyarak varlıklarını sürdürdüler.

Meşru savunma, silahlı olanı da dâhil, kaynağını çağdaş demokratik ilkelerden alır. Öz savunma gücü olmayan veya zayıf olan toplumlar devlet güçleri tarafından soykırıma uğratılmış ve yok olmuşlardır.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Meşru savunma hakkı, her düzeyde ve her zaman yaşamsal değerlere karşı haksızca yönelim oldukça, içinde bulunulan koşullar ne olursa olsun, yapılması gereken varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama hakkı ve kutsal eylemidir” der.

KÜRDİSTAN BİN YILLARDIR SALDIRIYA UĞRUYOR

Kürdistan coğrafyası stratejik önemi ve zenginliğinden dolayı bin yıllardır sürekli saldırıya uğruyor. Kürtler de sürekli saldırılara karşı zayıfta olsa her alanda öz savunma gücüyle bu günlere kadar geldi. Hem dilini, kültürünü özgür bir şekilde yaşamak hem de özgür bir iradeyle kendi yaşadıkları coğrafyayı yönetmek için mücadele ediyorlar.

Hiçbir zaman başka bir halkın varlığına tehdit olmayan Kürtler, sömürgeci devletler tarafından sürekli tehdit olarak görülmüş ve soykırıma uğratılmıştır. Dili, kültürü yasaklanmış yaşadığı coğrafya parçalanıp talan edilmiştir.

Kürtler, tarihte olduğu gibi bu günde gerçekleşen işgal saldırılarına karşı ortaya çıkardıkları öz savunma varlıklarını sürdürmeye çalışıyor.

Öcalan’ın “Tarih günümüzde gizli, biz tarihin başındayız” sözünün her zamankinden daha yakıcı hissedildiği bu günlerde Kürdistan’da bir yaşam biçimi olan özsavunma direnişlerinin son 200 yıllık tarihine bir göz atmakta fayda var.

MİRLERİN ÖZSAVUNMA DİRENİŞİ

1800 yıllarında Osmanlı ve İran imparatorlukları dağılma süreçlerine girdiler. Avrupa’daki topraklarını kaybeden ve gelişen Arap milliyetçiliğine karşı zorlanan Osmanlı devleti, dağılmayı önlemek için yönetimi altında bulunan Kürtlere baskı uygulamaya başladı. Osmanlı devleti Kürt Mirlerinden daha fazla para ve daha fazla asker istedi.

Kürtler, Osmanlı ve İran İmparatorlukları bünyesinde Mirlik sistemiyle özerk olarak kabul edilen bölgelerde yaşıyorlardı. Ortak vatan bilinciyle hareket eden Kürtler, imparatorluğa bir saldırı olduğunda ülkelerini korumak için savaşa katılıyorlardı.

Dağılma aşamasında olan Osmanlı ve İran imparatorları, dünyada yayılan milliyetçilik akımıyla beraber geniş Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtleri, varlıklarına tehdit olarak görmeye başlayıp Kürt topraklarını işgal etmek içi harekete geçti.

Kürt Mirleri Osmanlı ve İran devletlerinin tehditlerini kabul etmeyip gelişen saldırılara karşı koymak için örgütlendiler.

BABANLAR

Osmanlı İmparatorluğu, 1806 yılında ilk büyük saldırısını tehdit olarak gördüğü Güney Kürdistan’daki Baban Mirliğine karşı yaptı.  Babanlar saldırılara karşı büyük bir direniş gösterip Osmanlı ordularını yenilgiye uğrattılar. 1808 yılında iç ihanet sonucunda direniş kırılır ve Babanlar yenilir. Babanlar daha sonraki yıllarda yeniden örgütlenip Osmanlı’ya karşı direneceklerdir.

Osmanlı orduları saldırdıkları her yeri talan edip savaştan sonra sağ kalanları kılıçtan geçiren bir karaktere sahipti. Bunu bilen Kürtler, öz savunma gücünü daha da geliştirme çabasına girdiler.

Osmanlı orduları, Kürtleri tamamıyla denetimine almak için her seferinde başka bir bölgeyi hedef olarak seçiyordu.

SORAN DİRENİŞİ

Osmanlı, ikinci büyük saldırıyı 1837 yılında Soran Mirliğine karşı başlattı. Savaşta kimse galip gelmedi. Görüşmeler başladı. Rewanduzlu Soran Miri, Mir Muhammed İstanbul’a davet edildi. Daveti kabul eden Mir Muhammed, Osmanlılar tarafından yolda katledildi.

Osmanlıların saldırıları sürekli artıyordu. Bunun farkında olan Kürtler, öz savunmalarını güçlendirmek için askeri güçlerini daha çok arttırıp silahlandılar. Osmanlı devleti Kürtlerin direnişlerini kırmak için komplolar yapıyordu.

Kürdistan’da ki Mirlik sistemi Kürtlerin zayıf noktasıydı. Bu zayıflığı kullanan Osmanlı devleti her seferinde başka bir bölgeye saldırıyordu.

BOTAN DİRENİŞİ

1842-1847 yılları arasında Osmanlı devleti Botan Miri Bedirxanlılara karşı saldırıya geçti. Bedirxanîler son büyük Mirlik olarak Kürdistan’da kalmıştı. Osmanlılar eğer Bedirxanlıları da yenseydi, artık Kürdistanı talan etmede önlerinde herhangi bir engel kalmıyordu.

Botan coğrafyasının tamamı direnişe geçmişti. Kürtler iyi örgütlenmişti. İsyan giderek Kürdistan’ın diğer bölgelerine yayılıyordu. Öz savunma temelinde silah sanayisini geliştirip top üretmişlerdi. Kürdistan’da ulusal kimliğe sahip bir direniş ortaya çıkmıştı.

Osmanlılar bunun karşısında zorlanıyorlardı. Bedirxanlıların içindeki iç çelişkilerden yararlanıyorlardı. Mir Bedirxan’ın yeğeni Yezdanşêr Osmanlının oyunlarına geldi ve Bedirxan’a ihanet etti.

Mirlikleri işgal eden Osmanlı devleti, Kürtlerin örgütlülüğünü tamamıyla dağıtmak için ellerindeki toprağa el koydu. İşgale karşı direniş gösterenleri katliamlardan geçirdi, geriye kalanları sürgün etti.

Kürdistan Mirleri, Osmanlı ve İran tehlikesini görmelerine rağmen ulusal birliklerini oluşturamadılar. Kürtlerin tarihteki en zayıf noktası olan parçalanmışlık sürekli Kürtlere kaybettirdi.

Direndiler, can verdiler, kahramanca şehit düştüler ama birlik olamadılar.

ŞÊXLER ÖNCÜLÜĞÜNDE ÖZSAVUNMA

Mirlik sisteminin dağılmasıyla, Kürtler Osmanlı idari yapısı içerisindeki özerk yapılarını kaybettiler. Topluma öncülük eden bazı yurtsever Kürt şeyhleri Kürdistan’ın içinde bulunduğu durumu değiştirmek için harekete geçtiler. Bunlardan ilk adımı atan Nakşibendi Şeyhi, Şêx Ubeydullah Nehri oldu.

1878 yılında Şeyh Ubeydullah Nehri Osmanlı ve İran rejimlerine karşı isyan başlattı. İsyan kısa bir sürede geniş bir coğrafyaya yayıldı. Colemerg’in (Hakkari) bütün köyleri örgütlenerek isyana katıldı.

İran ve Osmanlı devleti isyan karşısında korkuya kapıldı.

Osmanlı ve İran rejiminin köklü çelişkileri vardı. Her iki imparatorluk bir birini yok etmek istiyordu. Söz konusu Kürt Kürdistan olunca, Kürtlere karşı ortak saldırıda anlaştılar. Şeyh Ubeydullah Nehri isyanı olarak tarihe geçen Kürt direnişi, Botan Kürtlerinin Osmanlı- İran sömürgeciliğine karşı verdiği öz savunma direnişiydi. Varlığını koruma direnişiydi.

KÜRDİSTAN’IN PARÇALANMASINA KARŞI DİRENİŞLER GELİŞTİ

1639 yılında Osmanlı ve Safevi İmparatorları arasında imzalanan anlaşma sonucunda Kürdistan toprakları ikiye bölündü. Kürtlerin bu anlaşmaya olan tepkisi sürekli direnişlerle ortaya çıktı. Bu direnişler hala devam ediyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kürtlerin statüsüz bırakılması da eklenince direnişler daha da şiddetlendi ve yayıldı.

Rojhılat Kürdistanı Kürtleri, 1919-1922 yıllarında Sımko öncülüğünde İran devletine karşı direnişe geçti. Amaç, İran güçlerini Kürdistan’dan çıkartmaktı. Dağlarda örgütlenen Kürtler Tebriz’den Süleymaniye’ye kadar etkili bir şekilde örgütlenip isyana katıldılar. Sımko öncülüğünde örgütlenen Kürtler 1930’a kadar İran rejimine karşı olan isyanlarını sürdürdü. İran Şahı Pehlevi Kürtlerle anlaşmak istediğini

Sımko’ya iletip onu Tebriz’e davet etti. Sımko ve yoldaşları Tebriz’e vardıklarında sömürgeci İran rejimi tarafından misafir edildikleri yerde katledildiler. Kürtler işgalcilere boyun eğmiyordu. İşgalciler Kürt öncülerini komplolarla tuzağa düşürüp öldürürken Kürtleri tamamıyla teslim alma planları yapıyorlardı.

Buna karşı Kürtler başka bir bölgede yine işgalcilere karşı örgütlenip isyan ediyorlardı.

SKYES-PİCOT SONRASI ÖZSAVUNMA DİRENİŞLERİ

1916 yılında Fransa ve İngiltere arasında imzalanan Sykes-Picot ve 1920’ de imzalanan Lozan anlaşmalarıyla Kürdistan toprakları dört parçaya bölünerek Kürtler statüsüz bırakıldı. Kürdistan’ın kaderini belirleyen emperyalist devletler, Kürtleri tamamıyla yok sayarak ülkelerini böldü.

Doğu Kürdistan’da Sımko öncülüğünde Kürtler işgalcilere karşı direnirken, Güney Kürdistan’da da Şeyh Mahmut Berzencî öncülüğünde işgale karşı direniş vardı.

Kürtler 1919- 1930 yılları arasında üç defa Şeyh Mahmut Berzenci öncülüğünde hem Türklere hem de İngilizlere karşı direndi. İşgalci devletler Kürtleri soykırımdan geçirmek için sürekli saldırı halindeydi.

Kürtler de işgal saldırılarına karşı sürekli öz savunma direnişiyle işgalcileri Kürdistan’dan temizlemek istiyordu. Şêx Mahmud Berzenci bütün saldırılara rağmen pes etmedi. Ulusal kurtuluşun kısa süreli direnişlerle kazanılamayacağını biliyordu. Uzun soluklu bir kavgaydı bu. Üç sefer direniş başlattı. Yenildi ama pes etmedi.

Bağımsız Kürdistan’ın kurtuluşu ancak öz savunma direnişleriyle gerçekleştirilebilirdi. Emperyalist devletler Kürtler üzerindeki katliamlara gözlerini kapatmışlardı.

KOÇGİRÎ

Türk devletinin işgaline karşı gelişen öz savunma direnişlerine en iyi örneklerden bir tanesi de Koçgıri İsyanıdır. Güney Batı Kürdistan halkı Türk rejiminin Kürdistan’daki varlığına karşı 1918 yılında Alişer ve Doktor Nuri Dersimi öncülüğünde örgütlenmeye başladı. Kürt erkek ve kadınlar silahlanarak işgalcilere karşı başkaldırdı.

Direnişin öncülerinden olan Zarife, düşmana karşı direniş tarihini yazan Kürt kadınıdır. Hem siyasi hem askeri bilinci yüksek olan Zarife, öz savunma direnişinin öncü kadrosuydu. Zarife hâlâ Kürt kadınının direniş bilincidir.

Kürdistan’da direnişsiz gün yoktu. Ülkelerini düşman işgalinden Kurtarıp özgürce yaşamak isteyen Kürtler, erkeği kadını ve çocuğuyla direniş saflarında yer alıyordu. Kürdistan düşmanları arasında özellikle Türk devleti, Kürtleri soykırımdan geçirmek için her yere saldırıyordu. Kürtler ya öz savunma temelinde direnecekti ya da teslim olacaklardı.

Mezopotamya’nın kadim halkı olan Kürtler, hiçbir halka saldırmamıştı. Ülkelerine saldırı olduğunda da tarihte hiçbir zaman teslim olmamışlardı. Tarihlerini kanla yazan Kürtler bu sefer yine direnişle tarih yazacaklardı.

Ya İtaat Ya Ölüme karşı Ya Özgürlük ya Ölüm

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dört parçaya bölünmüş Kürdistan’da direnişsiz gün yoktu. Ortak cephede yer alan Kürtler ve Türkler düşmana karşı beraber mücadele edip Türkiye devletini kurdular.

1921 Türkiye anayasasında “Türkiye Cumhuriyeti Türkler ve Kürtlerin ortak vatanıdır” maddesi yer alıyordu. 1923 yılında imzalanan Lozan anlaşmasıyla Kürdistan dört parçaya bölündü. Türk devleti, Kürtleri tarih sahnesinden tamamıyla silmek için etnik temizliğe başladı. Buna karşı öz savunma temelinde örgütlenen Kürtler, Azadi Cemiyetini kurdu.

Azadi Cemiyeti, Türk işgalcilerin soykırım kararlarından haberdardı ve karşı koymak için örgütlenmeye başladı.

ŞÊX SAİD

1925 yılında Türk devletinin saldırısına karşı Kürtler Şêx Said liderliğinde öz savunma direnişine geçtiler.Direniş fazla sürmedi. Daha önce hazırlıklı olan Türk devleti, kış ayında ki şartların olumsuz etkisiyle de direnişi bastırdı. Şêx Seîd 46 yoldaşıyla beraber Diyarbakır Dağ Kapı’da idam edildi.

Şêx Seid darağacına giderken “Dünya yaşantımın sonu geldi. Ulusum için kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar“ diyerek bizlere sesleniyordu. Şêx Seid ve arkadaşları idam edildikten sonra Türk devleti Diyarbakır, Bingöl, Elazığ bölgelerinde Kürtlere karşı katliamlara başladı. On binlerce Kürt katledildi, yüzbinlerce Kürt sürgün edildi.

YARIN: Ortadoğu’nun kadim halklarından Kürtler, kültürel ve silahlı özsavunmaları ile varlıklarını günümüze kadar sürdürebildi. Lozan’dan sonra 4 parçaya bölünen Kürdistan’da direniş dönemin bağımsızlık hareketlerinin karakteri ile ulus-devlet eksenli geliştirildi.

ANHA


Diğer Haberler