Kürdistan’da yaşamın anlamı: Özsavunma – 3

20’inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Kürtlerde öz savunma bilinci daha örgütlü bir güç olarak parti örgütlenmeleri etrafında gelişmeye başladı.

Bu süreçte Başur, Rojhilat ve Bakur’daki öz savunma direnişleri günümüzde tarihin akışını belirleyecek bir seyir aldı.

Mahabad sonrası Kürdistan’da öz savunma direnişleri şöyle gelişti:

KDP’NİN KURULUŞU

1946 yılında Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinde Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), İbrahim Ahmed ve bir grup arkadaşı tarafından kuruldu.  Partinin Genel Sekreterliğine ilk olarak İbrahim Ahmed ardından ise Mele Mustafa Barzani getirildi.

Mahabad Cumhuriyeti’nin kuruluşunda rol oynayan ve ordu komutanı olan Mele Mustafa Barzani, İran tarafından Mahabad işgal edilince yanındakilerle birlikte 1947 yılında Sovyetler Birliğine geçti.

1958 yılında Irak’ta Abdülkerim Kasım askeri darbeyle hükümeti devirip yeni bir hükümet kurdu. Kürtlere verilen sözler üzerine Mele Mustafa Barzani ve yanındakiler Kürdistan’a geri döndü. Abdülkerim Kasım hükümetiyle görüşmelere başladı. 1961 yılında Irak hükümeti verdiği sözleri yerine getirmeyip inkâr politikasını sürdürünce Kürtler yeniden direnişe geçti.

1966 yılında Kürtlerle Irak hükümeti arasında müzakereler başladı. 1970 yılında Kürtler, Irak hükümetiyle otonomi anlaşmasını imzaladılar. 1974 yılına kadar Irak hükümeti tarafından imzalana otonomi şartları uygulanmayınca Irak hükümetine karşı direniş başladı.

YNK’NİN KURULUŞU

Türk devletinin desteğiyle Irak ve İran devletleri arasında, 1975 yılında Kürtlere karşı Cezayir anlaşması imzalandı. Cezayir anlaşmasıyla Irak, Şatt Ul Arap su yolu üzerinde ki haklarını İran’a devretti ve İran’da bu karşılık Kürdistan’ın Rojhılat tarafındaki sınırlardan Kürtlere baskı uyguladı.

Güney Kürdistan’da ‘Aşbetal’ olarak bilinen süreç başladı ve Kürtlerin öz savunma direnişi kırıldı. Milyonlarca Kürt, yurdunu terk edip Kuzey Kürdistan sınırına göç etmek zorunda kaldı.

1975’te ‘Aşbetal’ sürecinden sonra KDP’den ayrılan Celal Talabani ve arkadaşları YNK’yi (Yekitiye Niştimani Kurdistan) kurdu. YNK öncülüğündeki Kürt direnişçileri de Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak devletinin Kürdistan’daki işgaline karşı defalarca başkaldırdı.

Saddam Hüseyin Kürtlere karşı başlattığı Enfal saldırısıyla 182 bin Kürdü katletti.

RAPERİN

05 Mart 1991’de Güney Kürdistan halkı, Saddam Hüseyin diktatörlüğündeki Baas rejiminin zulmüne karşı yeniden öz savunma direnişi başlattı. Raperin (ayaklanma) olarak tarihe geçen bu dönemin kıvılcımı Ranya ve Qeladize ilçelerinde çakıldı ve bu yerler, diktatör rejimin elinden ilk kurtarılan topraklar oldu.

Partiler üstü hareket eden Dêrin pêşmergeleri öncülüğünde gerçekleşen özsavunma direnişinde Başur halkı şehirlerde, ilçelerde ve köylerde Baas rejimine ait kurum ve kuruluşları yıkarken, Irak ordusunu ise sınırların dışına çıkardı.

Saddam rejimi 27 Mart 1991’de saldırıya geçti. Aynı gün Kerkük, ayın 31’inde ise Erbil işgal edildi. Ardından Kürdistan halkının büyük göçü başladı ve yüz binlerce kişi Bakur Kürdistan’a geçti.

Raperin’den bir yıl sonra, 1992’te Başur’da özerklik ilan edildi ve ilk defa parlamento seçimleri yapıldı. Saddam rejiminin devrilmesinin ardından Irak’ta Federal Anayasa’nın kabul edilmesiyle Başurê Kürdistan özerk yönetim federal sistem içinde resmi olarak tanındı.

ROJHİLAT: DR. ABDURRAHMAN QASIMLO DİRENİŞİ

1979 yılında İran’da Ayetullah Humeyni öncülüğünde Şah rejiminin devrilmesiyle, İran Kürdistan Demokrat Partisi Genel Sekreteri Doktor Abdurrahman Qasımlo da Kürdistan’a döndü. Kürdistan’a özerlik kurulması için çalışmalara başladı. İktidara gelen Humeyni yönetimi de kendinden önceki iktidarlar gibi Kürtleri inkar etti.

Humeyni, 19 Ağustos 1979 yılında İran devlet televizyonunda yaptığı açıklamada Qasımlo için ‘Allahın düşman’ı dedi ve Kürt halkına karşı cihat ilan etti. Aynı saatlerde Kürdistan şehirlerinde sıkıyönetim ilan edildi ve şehirler uçaklarla bombalandı.

İran rejiminin Kürtleri reddetmesine ve saldırmasına karşı Rojhılat Kürdistan’ındaki Komale ve Kürdistan Demokrat Partisi birleşerek Kürtleri İran rejimine karşı korumak için direnişe geçti. Kürtler, Qasımlo öncülüğünde dağlara çekilerek gerilla savaşı başlattı. 1988 yılına kadar Kürtlerle İran rejimi arasındaki savaş devam etti.

İran ordusunun 1988′de Irak’a yenik düşmesi üzerine İran rejimi, Kürtlere müzakere önerisinde bulundu. 28 Aralık 1988′de İran, Qasimlo’ya Viyana’da bir görüşme önerdi. 28-30 Aralık 1988 günleri yapılan müzakereler sonucu İran, Kürt özerkliğini prensipte kabul ettiğini bildirdi ve toplantılara 20 Ocak 1989′da devam etmeyi karara bağladı. Fakat sonraki toplantılarda İran, sertleşen bir tutum sergileyince Qasimlo görüşmelerden çekildi.

Dr. Abdurrahman Qasimlo, Haziran 1989′da Sosyalist Enternasyonal Toplantısı’na katılmak üzere Avrupa’ya geldi ve burada İran yönetiminin ‘yeniden diyalog’ önerisiyle karşılaştı. Qasimlo öneriyi kabul etti ve ilk toplantı 12 Temmuz’da yine Viyana’da yapıldı. 13 Temmuz’da toplantının ikinci gününde Dr. Abdurrahman Qasimlo müzakere masasındayken kısa mesafeden sıkılan üç kurşunla katledildi. Bu olay sırasında Qasimlo’nun iki yardımcısı, Dr. Fazil Resûl ve Abdullah Qadirî Azer de katledildiler. Avusturya Hükümeti aynı gün İran Hükümeti’ni doğrudan suçlu ilan ettiyse de açılan dava hala sonuçlanmadı.

PKK

Kürdistan’ın dört parçasına yayılan öz savunma direnişleri yıllarca sürdü.

Kürdistan uluslararası güçler tarafından dört parçaya bölündüğü için bütün devletler Kürdistan’daki durum karşısında kör, sağır kalmayı sürdürdü. Kürdistan’daki direniş ruhu hep öz savunma temelinde ortaya çıkmıştır. Ne zamanki Kürdistan düşmanları ‘Kürtleri betona gömdük, Kürtleri bitirdik’ dedikleri zaman yeni bir direniş ortaya çıkmıştır.

Kürdistan son iki yüz yıldır sürekli bir direniş içerisindedir. Eğer bugün Türk işgaline karşı güçlü bir direniş veriliyorsa, bu direniş Kürt tarihinin direniş ruhudur. Kürtler yenildiler ama teslim olmadılar. Ülkeleri işgal edilen ama ruhlarını teslim etmeyen Kürtler mutlaka kazanacaktır. Hiçbir halk direnmeden kazanmamıştır. Direniş mutlaka zafere götürecektir.

Birinci dünya savaşından sonra ortaya çıkan Kürt direnişleri bastırıldı ve Kürtlere karşı etnik temizlik uygulandı. Kürdistan’daki sömürgeci devletler soykırımlardan kurtulan Kürtleri asimile etmek için büyük bir çaba veriyorlardı. Özellikle Kuzey Kürdistan’da artık Kürtlük adına bir direniş olacağına dair umutlar tükenmişti.

1960’lı yıllarda dünya genelinde devlet baskılarına, sömürüye, talana karşı işçi ve öğrenci hareketleri başladı. Bu durum Kürdistan’da da etkisini gösterdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 1973 yılında yoldaşlarıyla yaptığı ilk toplantıda Kürdistan’ın içinde bulunduğu koşulları değerlendirdi.

Öcalan “Kürdistan Sömürgedir” tespitini yaptıktan sonra buna karşı nasıl mücadele edileceğinin yöntemini ortaya çıkardı.

Daha sonra; “Meşru savunma ancak işgal koşullarında anlam kazanır. Bir halkın üzerinde işgalci, sömürgeci veya daha değişik baskıcı bir sistem kurulduğunda işgal var demektir” diyen Öcalan, Kürdistan’daki sömürgeciliğin varlığını gösterdi. Bu temelde meşru savunma savaşını başlatma kararı aldı.

Kürdistan’da, meşru savunma temelinde Kürtlere uygulanan soykırımı durdurmak için 1978 yılında PKK hareketi kuruldu. 1984 yılında Türk işgal güçlerine karşı başlatılan meşru savunma direnişi hala dört parça Kürdistan’da devam ediyor.

Meşru savunma hakkı; her düzeyde ve her zaman yaşamsal değerlere karşı haksızca yönelim oldukça, içinde bulunulan koşullar ne olursa olsun, yapılması gereken varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama hakkı ve kutsal eylemidir. Savaş toplumsal bir hastalık, meşru savunma ise bir haktır. Bu temelde 1984 yılından beri dört parça Kürdistan’da meşru savunma temelinde silahlı halk direnişi sürüyor.

Türk işgalci güçleri, PKK öncülüğündeki Kürt direnişini bastırmak için bütün gücüyle seferber oldu. PKK’nin meşru savunma temelinde verdiği savaşla Kürtler dünyada tanındı. Meşru savunma savaşı, Kürdistan’a dair umutları kırılan Kürt halkını ayağa kaldırdı ve direniş durumuna geçirdi.

Kürt gençleri Kürdistan dağlarına akın ederek direniş cephelerini güçlendirdi. Yok olma tehlikesi yaşayan Kürtler meşru savunma direnişiyle, Ortadoğu’nun geleceğinde söz sahibi oldular. Varlıkları tehlikede olan halklar, tarihin her döneminde öz savunmalarını güçlendirerek hayatta kalmayı başarmışlardır. Ortadoğu’da buna en iyi örnek olan Kürtlerdir.

Kürdistan’da ortaya çıkan her direniş bir sonrakine umut olup ruh verdi.

ÖZSAVUNMA DİRENİŞLERİ

İşgalci Türk devletinin saldırılarına karşı durmak için Kürtler 2015-2016 yılları arasında Bakurê Kürdistan şehirlerinde öz savunma direnişi verdiler.

Cizre, Silopi, Gever, Nusaybin başta olmak üzere Kürdistan şehirlerinde öz yönetimler ilan edildi. Türk devletinin saldırılarına karşı silahlanan Kürtler ülkelerini işgalcilerden korumak için direnişin tarihini yazdılar. Aylarca süren çatışmalarda, Türk işgalci güçleri ağır silahlarla Kürt şehirlerinin etrafını sararak katliamlar yaptı.

Öz savunma direnişlerinde, Türk devletine karşı verilen mücadele, özgür Kürdistan’a ulaşmak için direnenlere her zaman büyük umut oldu. Direnen Kürtler, direniş bayrağını kanlarıyla onurlandırıp, direniş ruhunu yükselttiler.

ANHA


Diğer Haberler