Küresel ve bölgesel çıkarlar arasında yıllardır süren Suriye krizi- 2

Suriye krizi, birbirine karşıt dış güçlerin çıkarlarını konuşturduğu bir alana dönüştü. Suriye rejimi Rusya ve İran’a bağlı bir güç olurken, sözde muhalifler de Türkiye’nin çıkar maşası oldu. Buna karşılık Kuzey ve Doğu Suriye halkları toprakları terörden kurtardı, dünyanın başına bela olan DAİŞ’i coğrafi olarak bitirdi.

Kuzey ve Doğu Suriye halkları, DAİŞ işgalini bitirdi

YAHYA EL-HEBÎB / HABER MERKEZİ

Krizin başlamasıyla birlikte uluslararası güçler Suriye topraklarını bölüştü ve taraflar, ellerindeki alanları genişletme yarışına girişti. Bu yarış için toplantılara, zirvelere başladılar. Ancak hepsinin çıkarları birbirinin benzeriydi. Aralarındaki çıkar çatışmaları yoğunlaşınca Suriye’de akan kan da arttı.

Krizle geçen yıllar içinde birçok anlaşma, koalisyon, ortaklık oluştu, Suriye topraklarının kontrolü için izlenen yöntemler değişti. Bununla birlikte Suriye için çıkar ortaklıkları ve ittifaklarda da değişimler yaşandı.

Sayısı 9’u bulan Cenevre toplantıları ve boşa çıkan girişimler

Krizin başından bu yana 9 kez Cenevre toplantısı düzenlendi ancak hiçbiri bir sonuca ulaşmadı. Her bir toplantıda birçok karar alında ama hiçbiri sahada uygulamaya konulmadı.

Cenevre görüşmelerinin ilki 30 Haziran 2012’de dönemin BM Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın çağrısı üzerine gerçekleşti. İlk toplantı Suriye halkının temsilcilerinin davet edilmemesi ve Esad’lı bir barış planının masaya sürülmesi gibi birçok nedenden ötürü sonuçsuz kaldı.

Cenevre görüşmelerinin ikincisi, diğer bir deyişle Cenevre-2 görüşmeleri 22 Ocak-16 Şubat 2014 tarihlerinde gerçekleşti. Bu görüşmelerde Kofi Annan görevini Lahtar İbrahimi’ye devretmişti. Görüşmelerin başlamasına bir gün kala Demokratik Özerk Yönetim ilan edilmiş ancak Kürtler başta olmak üzere Suriye halklarının temsilcileri bu görüşmeye de davet edilmemişti. Bu olay, Türk devletinin çetelere askeri yardımlar ve sınır kapılarını açtığı bir dönemde yine Türkiye’nin isteği üzerine yaşandı. Böylece Cenevre-2 de boşa çıktı.

Cenevre-3’te ise BM Suriye Özel Temsilcisi olarak bu kez Stefan De Mistura yer almıştı. Bu görüşme öncesi Rusya, Suriye krizine müdahil olmuş ve dengeler değişmişti. Rusya müdahalesi ardından Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan hemen bir grup oluşturmuş ve ilk toplantısını 10 Kasım 2015’te Riyad’da gerçekleştirdikten sonra adını ‘Yüksek Müzakere Komitesi’ olarak açıklamıştı. Konseyin başına Esed El-Zubî getirilirdi. Ceyş El-Fetih çetebaşı Mehmet Elûş da Cenevre toplantısında yer aldı. 20 Ocak-3 Şubat 2016 tarihlerinde gerçekleşen Cenevre-3 de halkların temsilcileri davet edilmediği için yine boşa çıktı.

23 Şubat-3 Mart 2017’de düzenlenen Cenevre-4’te ise Suriye’de ulus ve mezhepsel olmayan bir sistemin oluşturulması, yeni anayasa için taslak hazırlanması, Suriye’de seçimler yapılması, terörle stratejik mücadele ve karşılıklı güven maddeleri üzerinde anlaşma yapıldı. Ancak bu maddelerin hiçbiri sahada uygulamaya girmedi.

5’inci Cenevre görüşmeleri ise 23 Mart 2017’de başladı. O gün, önceki görüşmelere katılanlar yer alırken Suriye halkının gerçek temsilcileri görüşmelerde yine yoktu. 8 gün süren tartışmaların ardından Cenevre-4’te alınan kararlar yeniden alınmış, katılımcılar önceki oturumda uygulanamayan 4 madde için değerlendirmelerini De Mistura’ya aktarmıştı.

16 Mayıs 2017’deki 6’ncı Cenevre görüşmeleri de yine önceki katılımcılarla beraber düzenlenmişti. Bu görüşme de daha öncekiler gibi Suriye halklarının temsilcileri bulunmadığı için boşa çıktı.

11 Temmuz 2017’de başlayan 7’nci görüşmelerde ise rejim ve sözde muhalifler de dahil tüm taraflar hazır bulunmuş ancak yine Suriye halklarının gerçek temsilcileri davet edilmemişti. 4 gün süren görüşmeler yine sonuçsuz tamamlandı. Bu toplantıda da hiçbir sonuç çıkmadığı gibi katılımcılar da toplantıyı ‘zaman kaybı’ olarak değerlendirmişti.

8’inci Cenevre görüşmelerinde ise (28 Kasım-14 Aralık 2017) Özel Temsilci De Mistura, “Başaramadık. Altın bir fırsat kaçırıldı” açıklamasında bulunmuştu. Bu toplantının boşa çıkmasındaki en büyük etken ise Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın kurduğu ‘Yüksek Müzakere Komitesi’nin toplantıya 50 kişilik heyet ile katılmış, Suriye rejimi ise bu durumu kabul etmemişti.

9’uncu görüşmelerde ise Rusya, İran ve Türkiye arasındaki çıkar çatışmaları ve İdlib’de savaşın yoğunlaşması savaş ön plana çıktı. Suriye rejimi, 5 ülkenin Suriye’de siyasi çözüm için sunduğu teklifleri kabul etmedi.

Suriye ve egemenlerin Astana planları

Krizle beraber Suriye sadece dış müdahaleler ve savaşlara maruz kalmamış, sömürgecilik ve Suriye’nin sınırlarının yeniden çizilmesi planları da devreye girmişti. Bu sömürgeciliğin gelişmesi için siyasi bir çatı oluşumuna ihtiyaç vardı. Bu da Astana görüşmeleriyle gerçekleşti. Bu görüşmelerde yer alan Türkiye, sözde rejim düşmanlığı yaparken gizli bir şekilde de rejimin eline bakar oldu. Rusya, bu görüşmeler sonucunda oluşturduğu ‘çatışmaların azaltıldığı bölgeler’ anlaşmasıyla, Suriye rejiminin Türkiye desteği ile ülke topraklarının çoğunluğunda kontrolü ele geçirmesini sağladı. 

Astana görüşmelerinin ilki 23 Ocak 2017’de oldu. Bu görüşme Suriye halkının yaşadığı acılara hiçbir çözüm getirmediği gibi Rusya, Türkiye ve İran’ın çıkarları konuşmuş, ‘çatışmaların azaltıldığı bölgeler’ anlaşmasıyla da Türkiye’nin işgalciliği ve doğrudan müdahalesinin önü açılmıştı.

Astana’da varılan anlaşmalar doğrultusunda Suriye; Türkiye, Rusya ve İran arasında bölüşüldü. Kimi zaman bu üç ülkenin çıkarları aynı doğrultuda olsa da bazı zamanlar görüş ayrılıkları yaşandı. Çelişik kalınan başlıca konulardan biri, İdlib meselesiydi. Türk devleti Ezaz, Cerablus ve Bab’ı işgal ettikten sonra Efrîn’i daha fazla ablukaya almak için İdlib’i işgal etmek istemişti. Ancak Rusya ise Derazor’da DAİŞ’i bitirmek istiyordu. İran’ın isteği ise Bukemal kentini kontrol ederek Tahran-Şam-Beyrut arası kara hattını açma ve hayali olan Şii kemerini gerçekleştirme yönlüydü.

Sonrasında Türk devleti, İdlib’in bir bölümünü işgal etti ve Efrîn Kantonu sınırında konuşlandı. Böylece Efrîn Kantonu, Türk devleti tarafından İdlib, Ezaz ve Türkiye sınırı boyunca ablukaya alındı. Rusya ile İran ise DAİŞ’e karşı savaşmaya başladı. Astana görüşmeleri birçok anlaşmanın ardından son olarak Doğu Guta’ya karşılık Efrîn’in takas edilmesiyle devam etti. Türk devleti Guta’daki çetelerin aileleriyle birlikte çıkarttı ve bölgeyi Suriye rejimine teslim etti. Karşılığında ise Türkiye, 20 Ocak 2018 günü işgalle sonuçlanan Efrîn’e yönelik soykırım saldırılarını başlattı.

Astana ve ‘çatışmaların azaltıldığı bölgeler’ anlaşmasının gidişatı

Rusya, Suriye rejiminin ülke topraklarındaki kontrol alanını genişletmesi sonrası ‘çatışmaların azaltıldığı bölgeler’ anlaşmasından büyük fayda sağlamıştı. Tarafların çıkarları ortaklaşmış ancak İdlib halen üzerinde fikir birliğine varılmamış bir konu olarak durmaktaydı. Türk devletinin İdlib’de destek verdiği terörist çete grupları artık tıkanma noktasına gelmişti. Türkiye çetelerini yeni isimlerle örgütleyip, Suriye anayasa hazırlık komitesine katmak istedi. Ama bu Rusya tarafından reddedildi. Çünkü Rusya, Türkiye’den çeteleri birbirine karşı savaştırmasını ve bölgeyi rejime vermesini istiyordu.

Rusya ve ABD arasında kaybolan Türkiye

İdlib bataklığında çırpınan Türkiye’nin durumu gittikçe kötüye gitti. Bazen Rusya’ya yanaştı bazen de ABD ile müttefiklik ilişkilerini devam ettirmek istedi.

Küresel ve bölgesel dilin rejime yumuşaması, İran’a sertleşmesi

Suriye kriziyle geçen yıllarda yaşanan olaylara baktığımızda Türk devletinin Suriye rejimini yıkma fikrinden vazgeçtiği görülüyor. Ancak Kürtlere, Kuzey ve Doğu Suriye halklarına karşı çetelerini ve silahlarını yönlendirmekten vazgeçmedi. Süreç içinde birçok körfez ülkesi ve batı ülkesinin rejime karşı tavrı da değiştiği, açıklamalarında ‘rejimi değişmesi’ cümlesinin kalktığı görülmekte. Öte yandan Arap ülkeleri de Şam ile yakın temasa geçmeye hazırlanıyor.

Arap ülkelerinin rejim ile yakınlaşması, beraberinde Rusya ile İran arasında görüş ayrılığının çıkmasına neden oldu. Gözlemcilere göre İran, Rusya’nın politikalarına karşı kızgın. Hatta Rusya’nın, İran’ın Suriye’den güçlerini çekmesi yönünde baskı yapabileceği ihtimali de yoğunluk kazanıyor.

Dünyayı tehdit eden DAİŞ, bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de bitiyor

Tüm bu kirli politikalar ve pazarlıklar içinde Kuzey ve Doğu Suriye’de durum farklıydı. Bölge halkları tüm dünyayı tehdit eden terör örgütüne karşı mücadelesini sürdürdü. Halkların bu zaferinin Türkiye’nin hoşuna gitmediği bir gerçek. Ancak dünya üzerinde unutulmayacak, tarihte sürekli bahsedilecek bir zafer olduğu da bir gerçek.

Kuzey ve Doğu Suriye halkları DAİŞ’e karşı askeri zafer elde etmekle kalmadı. Verilen bunca emekle kurtarılmış bölgelerde Özerk Yönetim sistemini oluşturdu, çoğulcu yapılanma ile halkların özgünlükleri ve özelliklerine göre yaşam örgütlenmesini gerçekleştirdi.

Bu örgütlenmelerin devamında Kuzey ve Doğu Suriye halkları, 6 Eylül 2018 günü özgürlük yolunda büyük bir adım attı. Demokratik Suriye Meclisi (MSD), Özerk yönetimler ve sivil meclisler ile yönetilen bölgelerde ortak karar mekanizması olarak ‘Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni ilan etti.

Kuzey ve Doğu Suriye bölgeleri, bugün Suriye genelinde en güvenli ve en ilerici özellikleriyle Suriye halklarının umudu olmuş durumda.

(cj)

ANHA


Diğer Haberler