Kürtçe basın-yayında tercümanlık ve handikapları

Kürtçe basın, ilk nüvelerinin atıldığı 19’uncu yüzyıldan bu yana tarihi gelişmeler kat ederek bugünlere ulaşmasına rağmen ağırlıklı olarak halen çeviri eksenli bir yayıncılık sürdürüyor. Dil alanında yaşanan gelişmeler ve Kürt basın kurumlarının gelişmesine rağmen, yayıncılığın halen neden tercüme ağırlıklı yürütüldüğü kuşkusuz irdelenmesi ve ama aynı zamanda aşılması gereken bir husus olarak ortada durmaktadır.

Kürt halkı, maruz kaldığı tüm saldırı, soykırım, baskı ve asimilasyon uygulamalarına rağmen dilini koruyarak yaşatmasını başarmıştır. Kürtçe, 19’uncu yüzyıldan itibaren temeli atılan Kürt basın alanında da taşınarak günümüze değin eksik ve yetersizliklerine rağmen küçümsenmeyecek bir miras bırakmayı başarmıştır.

Kuşku yok ki, 21’inci yüzyıldan itibaren propagandanın en büyük aracı basın yayın olmaktadır. Kürt basını ise yıllar boyunca karşı karşıya kaldığı zorlu koşullara rağmen ayakta kalmayı ve kısmen de olsa gelişme sağlamış olsa da, Kürtçe, basın alanında günümüz de dahi halen istenilen düzeyde bir basın dili olarak geliştirilmeyi beklemektedir. Ne var ki, Kürtçe yayıncılık, halen de ağırlıklı olarak başka dillerden yapılan çeviri üzerinden yürütülmektedir. Oysa bugün Kürtçe ile eğitim yapan ilköğretim ve üniversiteler dahi bulunmaktadır.

O halde Kürtçenin basın yayın dilinde geliştirilmesi engel teşkil eden ve aşılması gereken engeller nelerdir? Bu dosyamızda, basında Kürt dili ile çeviri arasındaki ilişki ile Kürtçe basında bir standarttın yakalanamaması ve bu sorunların çözüm yolunu irdeleyeceğiz.

KÜRTÇE BASININ KISA TARİHİ

Mikdat Mithat Bedirhan, Kürt gazeteciliğinin temelini 122 yıl önce 22 Nisan 1898'de, Mısır'ın başkenti Kahire'de “Kürdistan” gazetesi ile attı. O günden bu güne kadar 22 Nisan Kürt Gazeteciler günü olarak kutlanır. Osmanlı imparatorluğunun yayılması ve ardından Türk devletinin kurulmasıyla birlikte Kürt basınına dönük baskılar da had safhaya ulaştı. Kürt yayınlara izin verilmemesi, Kürtçenin yasaklı dil olarak kabul edilmesine rağmen Kürt gazeteciler çalışmalarını durdurmadı ve 20’nci yüzyılda Irak, Suriye ve Beyrut’ta birçok gazete basıldı.

1990’lı yıllarda Kürt birçok gazete ve dergi basılırken, 1995 yılında MED TV’nin kurulmasıyla Kürt basın tarihinde yeni bir aşamaya geçildi. Ancak Türk devleti başta olmak üzere sömürgeci güçler Kürt basınına dönük baskılarını yoğunlaştırdı ve Kürtçe yayın yapan yüzlerce televizyon, gazete, radyo, ajans, internet sitesi ve dergi kapatıldı.

2000’li yıllara gelindiğinde ise Kürt basının devrim niteliğinde gelişmeler yaşandı ve gelişen teknolojiyle beraber birçok Kürt basın kurumu yayına başladı.

KÜRTÇE YERİNE BAŞKA DİLLERDE EĞİTİM

Şüphesiz, toprakları dört ayrı sömürgeci devlet tarafından işgal edilen bir halkın anadilinde basın faaliyeti yürütmesi de kolay olmamaktadır. Kürtçenin basın dili olarak kullanılamamasının temel ve ilk sebebi olarak, Kürtçe eğitimin yasak olması ve yıllar boyunca Kürtçe konuşmanın hatta Kürtçe düşünmenin dahi “suç” sayılması olarak gösterilebilir. Kürt çocukları, işgalcilerin okullarında eğitim görmeye ve anadilleri yerine Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenmeye mecbur bırakıldı.

Sömürgeci devletler, Kürt çocuklarına yıllar boyunca Kürtçenin hiçbir getirisinin olmadığını ve Kürtçe eğitime gerek duyulmadığını kabul ettirmek için tüm imkanlarını seferber etti. Zira ne kadar kürtçe unutulur ise o kadar Türkçe öğrenilecek, o kadar Farsça ya da Arapça öğrenilecektir. Dilini öğrenmemek hatta hor görmek kendine yabancılaşmanın ve asimilasyon çarkı içinde eriyip yok olmanın temel unsuru haline geldi. Bu yüzden Kürt gazeteciler haber yazarken, Bakur Kürdistan’da Türkçe, Rojava ve Başur’da Arapça, Doğu Kürdistan’da ise Farsçanın etkisinde kalarak yazdılar.

DÖRT PARÇAYI KAPSAYAN BASIN BİRLİĞİ YOK

Kürtçenin basın dili olamamasının bir diğer sebebi ise Kürdistan’ın dört parçasını kapsayan tek ve bağımsız bir gazetecilik birliğinin halen geliştirilememiş olmasıdır. Bu durumda her parçadaki gazeteci, topraklarını işgal eden ülkenin dili ve dolayısıyla mantalitesiyle gazetecilik yapıyor.

Üçüncü sebep olarak ise, ortak bir Kürtçe dil bilgisinin geliştirilememiş olması ve kullanılacak kavramlarda ortaklaşmanın sağlanamamış olması gösterilebilir.

‘KÜRT GAZETECİLER ARASINDA GÜÇLÜ BİR BAĞ OLMALI’

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ANHA’nın Kürtçe editörü Ali Arslan, “Gazetecilik ve dil çalışmaları birbirine yakındır. Bu durum özelikle Kürtçe için geçerlidir. Çünkü Kürtçe, yoğunlukla basın üzerinden gelişti. Ancak Kürtçenin ruhuna tam hakim olamayan Kürt gazeteciler, Kürtçeyi geliştirmek yerine karmaşık bir hal almasına sebep oluyor. Biz Kürt gazeteciler, basın akademisi ya da kurumu sahibi olamadık. Bu temelde, geçmiş tecrübeler esas alınmalı ve geliştirilmeli. Elbette kimi dönemler, standart bir dilin yakalanamamasının yarattığı eksiklikler yaşanıyor. Bu yüzden Kürt gazeteciler arasında ciddi ve güçlü bir bağ olmalıdır” diye konuştu.

Bir diğer neden ise, Kürtçe mantığı ile değil de farklı dillerin mantık ve mantalitesiyle Kürt gazetecilerinin düşünüyor olmasıdır. Dilin düşüncenin temeli olduğu düşünüldüğünde bu yönlü handikap da daha açık şekilde görülmüş oluyor.

Konuyla ilgili Mezopotamya Ajansı (MA) Editörü Abdurrahman Gök, “Kürt basını için eğitilen birçok gazeteci Türkiye’de Türkçe eğitimden geçiriliyor. Örneğin biz derdimiz anlaşılsın diye Türkçe yazıyor ve Türkçe dile getiriyoruz. Kürtçenin okuyucusu daha azdır diyoruz. Bu örnek başlı başına işgalin zihnimize etki ettiğinin ispatı oluyor” diyor.

Bir diğer engel ise, Kürtlerin kanayan yarası olan ulusal birliğin sağlanamamış gösterilebilir. Birliğin ortak düşünce ve ortak akıl yaratmadaki etkisi düşünüldüğünde, olmayışının olumsuz etkisi daha iyi görülebilir.

‘SİYASİ GÜÇLERİN PARÇALANMIŞLIĞI KÜRT BASIN DİLİNİ ETKİLİYOR’

Güney Kürdistan’da gazeteci Meryem Ali de bu duruma dikkat çekerek, “Kürt siyasi güçleri arasındaki parçalanmışlık Kürt halkının eğitim diline de sirayet ediyor. Güney Kürdistan’da standart bir Kürt dili kullanıldığını söylemek mümkün değil. Güney Kürdistan’ın her bölgesinde kullanılan Kürtçe o bölgede etkisi bulunan siyasi parti tarafından politize edilmiş durumda. Şüphesiz tüm baskı ve engellemelere rağmen Kürt dili basın alanında önemli bir aşama kat etti” değerlendirmesini yapıyor.

Kurulan onlarca Kürtçe kanal, gazete, dergi ve radyoya rağmen Kürt basın dili neden halen çeviriye hapsolmuş durumda? Bir başka deyişle, 21.yy da Kürtler artık büyük olanaklara sahip bir toplumdur. Ve bu olanaklarını Kürtçeyi bir yayıncılık dili olarak geliştirmede etkin bir şekilde kullanabilir, bundan faydalanabilir.

KÜRTÇE MUHABİR SAYISININ AZLIĞI

Kuzey Kürdistan’da gazetecilik yapan Abdurrahman Gök, dört parça Kürdistan ve diasporada haberlerin büyük çoğunluğunun çeviri üzerinden yapıldığına dikkat çekerken, nedenini ise, Kürtçe çalışma yürüten muhabirlerin sayısal olarak azlığıyla açıklıyor.

Kuzey Kürdistan’da anadil kullanımının düşük olduğuna dikkat çeken Gök, “Bunun ana nedeni Türk dilinin Türkiye’de hakim dil olmasıdır. Türkiye’deki herkes Türkçe eğitimin zorunlu olduğu okullardan geçiriliyor. Bu zamanla herkesin günlük kullanım dilinden uzaklaşmasına neden oluyor” diyor.

‘HABERLERİMİZ ÇEVİRİ OLDUĞU İÇİN RUHSUZ OLUYOR’

Kuzey Kürdistan’da haberlerin Türkçe yazıldığını daha sonra Kürtçeye çevrildiğini dile getiren Gök, “Bu haberlerin okuyucuya istenilen tadı vermiyor. Eklektik kalıyor. Tadı olmayan bir şeye insan yaklaşmak istemiyor. Bizim haberlerimiz de çeviri olduğu için ruhsuz oluyor. Onlarca Kürt kurumu var. Hepsi de açıklamalarını Türkçe olarak yapıyor. Kurumların yetkilileri kameraların karşısına çıktığı zaman sadece ‘Rojbaş’ ve ‘Bi xatirê we’ kısımlarını Kürtçe söylüyor. Geri kalan kısımlarda Türkçe konuşuyorlar. Eğer muhabir Kürtçeye tam hakim olabilse kurumları da Kürtçe konuşmaya mecbur bırakırdı. Maalesef tüm kurumlar arasında bu konuda adı konulmamış bir anlaşma söz konusudur” şeklinde konuştu.

‘KÜRTÇE OKUMA ve KONUŞMA ORANI ÇOK DÜŞÜK’

Kuzey Kürdistan’da Kürtçe olarak binlerce kitap basıldığını belirten Gök, “Türk devletinin zindanlarında bulunan onlarca tutsak önemli eserler yarattı. Fakat maalesef okunma ve dağıtım oranı çok düşük. Kürtçe muhabirliğin güçlenmesini istiyorsak Türkçe ile aramıza setler çekmeliyiz” dedi.

Jin News Editörü Münevver Karademir, basın alanında çalışan muhabirlerin Kürtçe bildiğini, ancak geri kalanında Kürtçe bilme oranının çok düşük olduğunu ifade etti. Gazetecilerin bir yandan gazetecilik yapmaya çalışırken bir yandan da dil öğrenmeye çalıştığına dikkat çeken Karademir, bunun gazeteciliğin gelişmesini yavaşlattığını kaydetti.

‘LEHÇELERİN ÇOKLUĞU DİLİN ZENGİNLİĞİDİR’

Kürtçede lehçelerin fazlalığına dikkat çeken Münevver, “Lehçelerin çok olması dilin yayılımı ve gelişimi için engel değildir. Aksine dilin zenginliğidir. Kendi konuştuğu lehçeye hakim olan kişi Kürtçenin diğer lehçelerini de rahatlıkla öğrenebilir ve faydalanabilir” diyerek, “Ancak Kürt basınında Kürtçeye gereken önem verilmiyor. Kürt basınının istenen düzeye ulaşabilmesi için Türkçe haber yazan tüm gazetecilerin Kürtçeyi de öğrenmesi ve haberlerini Kürtçe olarak da yazması gerekiyor” diyerek, Kürt gazetecilere Kürtçenin geliştirilmesi için sorumluluk çağrısında bulundu.

Gazeteci Ali Arslan ise, konuyla ilgili şunları dile getirdi: “Dünyanın her yerinde mesleğe yeni başlayan bir gazeteci geçmişten kendisine kalan bir literatürü kullanır. Maalesef biz gazeteciliğe başladığımızda sıfırdan başlamış gibi oluyoruz. Çünkü çoğu zaman Kürtçe okumadığımız için basın dilini geliştirmekte zorlanıyoruz.”

Rojhilatê (Doğu) Kürdistan’da gazetecilik yapan Karwan Hewramî ise: “Doğu Kürdistan’da basın önemli bir gelişme kat etti. Ajans ve diğer birçok kurum açıldı. Kürtçe dilinde yayın yapılıyor. Maalesef özgür basında çalışma yürütecek kişi sayısı istenilen düzeye ulaşamadı. Bu konuda adım atmak isteyenler ölüm ve cezaevi ile tehdit ediliyor. Doğu’da basında hakim dil Farsçadır. Farsçadan sonra en fazla konuşulan dil ise Kürtçenin Sorani lehçesidir” dedi.

‘SORANİ ROJHİLAT’TA BASIN DİLİ HALİNE GELDİ’

Doğu Kürdistan’da Sorani lehçesinin yoğun olarak kullanıldığına dikkat çeken Hewramî, “Rojhilat’ta Kürtçenin başlıca lehçesi Soranî’dir. Geçen yıllar içinde Kelhorî, Kurmancî, Lekî, Lorî, Hewramî ve Bextiyarî lehçeleri de gelişim gösterdi. Soranî konuşanların sayısı Kelhorî konuşanlara göre az olmasına rağmen bu lehçe Rojhilat’ta basın dili oldu” şeklinde konuştu.

Güney Kürdistan’da durum biraz daha farklı. Burada Kürtlerin kurduğu federal bir sistem bulunuyor. Anadilde eğitim de mevcut. Meryem Ali konuyla ilgili şunları söyledi: “Kürdistan Federal Hükümetinin kurulmasından bu yana Kürtçe, Arami alfabesinde eğitim veriliyor. Güney’de ne yazılı, görsel ve işitsel basında ne de eğitimde Kürtçenin diğer lehçelerini geliştirecek bir adım atılmıyor. Hewramî ve Kelhorî lehçeleri, Stêrk TV ve Aryen Tv gibi özgür basın aracılığıyla hayat buluyor.”

Güney basınında en çok kullanılan dilin Kürtçe olduğunu hatırlatan Meryem Ali, yazılı basında Arapça ve İngilizcenin de kullanıldığını belirtti. Meryem, bunların yanı sıra bazı yabancı dillerin de kullanıldığını ancak hiçbirinin Kürtçe, Arapça ve İngilizce kadar yaygın olmadığını söyledi.

Güney Kürdistan’ın uzun zaman boyunca Baas rejiminin işgali altında bulunduğunu ifade eden Meryem, “İslam’ın da etkisiyle Kürtçe, Arapçanın etkisinde kaldı. Gün ve ay isimleri çoğunlukla Arapça olarak kullanılıyor. Tüm çabalara rağmen Güney Kürdistan’da Kürtçede bir sadeleşme yaşanmadı” şeklinde konuştu.

‘SORUNLAR NORMAL, ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR’

Gazeteci ve yazar Reşad Sorgul da bu konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Basın diliyle ilgili bir kısım sorunlar var. Bu sorunlar normaldir. Bunların giderilmesi için çalışmalıyız.”

Kürtçenin yayıncılık dilinde istenilen gelişmeyi sağlayamamasına ilişkin soruya Reşad Sorgul şu cevabı veriyor: “Bana göre Kürtçe basın dili oldu. Dediğim gibi sadece bazı sorunlar var. Bu sorunlar da normaldir. Başlarda çeviri ile işe başlamıştık. Şimdi ise kendi dilimizde dosya haberler yapıyoruz. Sorun şu ki haberi yazan arkadaşlar dile hakim değiller. Dili öğrenmek kadar kavramak da bir sorundur. Dili kavramak ve aşina olmak konusunda kendini eğitmek, dile karşı yaklaşımın da bir göstergesidir.”

Ali Arslan’ın yaşanan sorunların çözümüne ilişkin önerileri ise şu şekilde: “Çoğu zaman basın dilini eleştiriyoruz. Fakat verilen emeği de kulak ardı edemeyiz. Elbette sorunlar vardır. Bu sorunları iyi anlarsak kısa sürede bu sorunları çözebiliriz. Kürt basını çok zorlu şartlar altında ilerledi. Bugünlere öyle kolay gelinmedi. Sömürgeci güçlerin her türlü baskısına rağmen Kürt gazeteciler işini yaptı. Her türlü koşulda Kürt gazeteciler küllerinden yeniden doğdu.”

Herkesin dilini iyi öğrenmesi gerektiğini söyleyen Reşad Sorgul, “Kürt dili hepimizin önceliği olmalı. Kürtçe mantıkla her konuya yaklaşmalıyız. Basın çalışanları da kendilerini bu konuda eğitmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

KÜRT GAZETECİLERİ BEKLEYEN GÖREVLER

Kuşku yok ki, yukarıda dile gelenler Kürt basın alanında dilin daha iyi geliştirilmesi, yayın dili standardının daha da oturması gerektiğine işaret etmek açısından son derece önemlidir. Fakat Kürtçe yayıncılığın halen kat etmesi gereken uzun bir yol olsa da, yayıncılık dilinin geliştirilmesine dönük atılan adımlar, verilen emek son derece değerli ve tarihi önemdedir. Özellikle son 30 yılda çıkarılan Kürtçe dergi, gazete, açılan tv ve radyo kanalları Kürtçe yayıncılığın gelişmesinde önemli miras oluşturdular. Söz konusu olan tüm Kürtlerin ana dillerinde bir yayıncılık geliştirmesi ve standart bir dilin yayıncılıkta oturtulmasıdır. Kürtçe yayıncılığın bir diğer önemi de dilin gelişimine yapacağı katkıdır. Zira Kürtler halen her türlü işgal ve soykırım saldırımın yanında sömürgeci devletlerin yoğun asimilasyonlarının hedefindedir. Bu durum Kürt basınına Kürt halk gerçeğinin dünyaya gösterilmesi kadar dil alanında da büyük sorumluluklar yüklemektedir.

Dolayısıyla her bir Kürt gazeteci kendi halkının sesi olmak kadar, kendi dilinin gelişimine karşı da sorumluluk duygusuyla hareket etmeli ve başta yayın dili olmak üzere hayatın her alanında Kürtçenin geliştirilmesi için mücadele yürütmelidir.

ANHA


Diğer Haberler