Kuzey ve Doğu Suriye’de ordusuz savaş yürütülüyor

Kuzey ve Doğu Suriye’deki sıcak savaş zamanla yeni bir sürece evirildi. Psikolojik, özel ve soğuk savaş olarak nitelendirilen bu yeni savaş, komünist ve kapitalist blokları arasında başlayan sürecin devamını andırıyor.

Lübnanlı yazar ve aydın Şekib Erselan, “Birini öldürmek istiyorsan ona mermi sıkma onu teşhir et” der.  

Propaganda ve psikolojik savaş üzerine kurulu olan özel savaş tam da bu söz üzerine kuruludur. Önce siyasi, ekonomik ve toplumsal atmosfer hazırlanıyor ve ardından da psikolojik propaganda başlatılıyor. Tıpkı bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşandığı gibi.

Propaganda yapılırken toplumun ve bireyin gerçekliği ve ihtiyaçları göz önüne alınacağı için bunu yürütecek tüm kurumlar buna uygun olarak hazırlanır. Halkın içme suyunun Türk devleti tarafından kesilmesi buna açık bir örnektir. Türk devleti öncelikle Elok Su İstasyonu’nu işgal etti ve yüzbinlerce insanın yaşadığı Heseke kentine bu istasyondan giden suyu kesti. Ardından Fırat’ın da suyunu azaltarak bölgede içme suyu sorununu daha da derinleştirerek tüm bölgeye yaydı. Daha sonra bu sorunun sorumlusunun Özerk Yönetim olduğu yönünde propaganda ajanları vasıtasıyla alttan alta bir propaganda yürüttü.

Bunu iddia edenler bunun yalan olduğunu biliyor ancak, toplumun bir kesiminin buna inanacağını da iyi hesaplıyor ve bunun da zeminini hazırlıyorlar. İddia veya teşhirin bir hedefi de gizliliğe dikkat çekmektir. Çünkü gizlilik şüphe uyandırır. Bu da hedefe ulaşmak için gereklidir. Bu propagandayı yürütenler iddialarını açık ve planlı bir şekilde yayıyor.

Psikolojik savaş, temelde manevi bir savaştır. Amacı hedeflenen taraf üzerinde psikolojik üstünlük kurmaktır. Karşı tarafın moralini bozmak, fikir ve inancını kırmak hedeflenir. Bu savaş mevcut durumda Kuzey ve Doğu Suriye’de farklı yöntemlerle ve etkin bir şekilde devreye konulmuş durumdadır. Bölgede yaşanan elektrik sorunu bunun bariz örneğidir. Bu savaşı yürüten güçler bölgede ihtiyaç duyulan teknik ihtiyaçların bölgeye ulaşmasını engelliyor ve bu şekilde eskimişlerin yenisiyle değiştirilmesine mani oluyor. Sonra da bunu Özerk Yönetim’in bilinçli olarak yaptığı yönlü bir propaganda yürütüyor.

Bir diğer husus ise ilaçlar üzerinden yürütülen kirli propagandadır. Bahsi konu güçler bölgeye ilaçların girmesine engel olan güçlerin bizzat kendileridir. Ardından da Özerk Yönetim’in ilaç kaçakçılığı yaptığını ve ilaçları dışarıya sattığı yönlü bir algı operasyonu yürütüyorlar. Bu güçler propagandayı sadece bu alanda da değil her alanda kullanıyor. Hizmetten eğitime kadar her alanda bu propaganda yapılıyor.

Bazı devletler askeri savaş yapmadan bu yöntemlerle amacına ulaşmıştır. Bazen psikolojik savaş askeri savaşa giden yolda zemin hazırlar, kilometre taşı olur. Burada da önemli rol basına veriliyor. Önce saldıracak güçlerin önünü açmak için her şey gizli yürütülüyor. Askeri saldırı başarısız olursa ya da siyasi ve askeri olarak uygun atmosfer yakalanamazsa içerideki diğer konulara odaklanılır ve oranın güvenliği bozulmaya çalışılır.

Bu da Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik olabilecek en çirkin yöntemlerle devreye konulmuş durumda.

QSD tarafından DAİŞ’in toprak hakimiyetine son verilmesinden sonra hizmet kurumlarının içerideki işlere dönmesi ve hizmete başlaması en doğal ve gerekli olandı. Ancak DAİŞ şahsında yenilen güçler bu sürecin önünü tıkamak ve sistemi asıl işlerini yapamaz hale getirmek adına özel savaşı birçok yönden devreye koydu. Çinli askeri stratejist Sun Tzu, “Düşmanın fikrine saldırmak onun en zor şehrine saldırmaktan daha kolaydır” der. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik özel savaşı en iyi tanımlayacak bir söz olsa gerek.

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik geliştirilen özel savaş her geçen gün daha fazla derinleştirilerek sürdürülüyor. Bir taraftan farklı siyasi taraflar arasında gerilim körüklenirken diğer yandan demokratik ulus paradigmasıyla bir araya gelen farklı etnik yapıdan halklar arasında iç çatışma körükleniyor.

Özel savaş yürüten güçler Kürt güçleri arasında da anlaşmazlıklar çıkarmak için her türlü fırsatı kolluyor. Zira bu yüz yıllık bir böl-parçala-yönet stratejisinin devamı olarak tezahür ediyor.

Diğer yandan son günler de halklar arası çatışma psikolojik savaş merkezlerinin tutunduğu yegane dal haline gelmiş durumda. Arap aşiret şeylerinin katledilmesi bu gerçeği ifşa ediyor. PYD, Mişel Temo’yu öldürmekle suçlamaya çalıştılar. Amûdê’de başka bir olay farklı yerlere çekilmek istendi.

Son adımları hepsinden daha tehlikeli oldu. Bölgedeki Arap aşiret liderlerini katlederek Kürt ve Arapları birbirine düşürülmeye çalışıyorlar. Katledilen bu şeyhlerin suikastlarının arkasında QSD’nin olduğunu gibi tamamen gerçekle alakası olmayan anlamsız bir propaganda yürütülüyor.

Burada önemli olan özel savaşa karşı nasıl direniş sergileneceğidir. Bu savaşı yürütenlere karşı yapılacak olan şey, hakikatten taviz vermemek, hakikatleri her yerde daha gür bir sesle dillendirmek ve halkların boğazlanmasını getirerek, iktidar odaklarının halkların sırtından kendisini sürdürülebilir hale gelmesine engel olmak için sağlam durmak ve mücadeleyi her alana taşımaktır. Zira gerçeklerin en bilinen huyu karanlıkta kalmamaları, kendilerini dışa vurmak için bir her koşul altında bir yol bulmalarıdır. Bunu özellikle özel savaş merkezlerinin hiçbir zaman unutmamaları kendilerinin yarına dair yaşayacaklarını görmeleri açısından son derece iyidir.

ANHA