Mazlum Ebdi: Türkiye saldırırsa felaket düzeyinde sonuçları olur

QSD Genel Komutanlık Üyesi Mazlum Ebdi, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük olası saldırısının felaket düzeyinde sonuçları olacağını vurguladı.

QSD Genel Komutanlık Üyesi Mazlum Ebdi, Amerika’nın Sesi’nin (VOA) Türk devletinin işgal tehditleri ve “Güvenli bölge” girişimlerine ilişkin sorularını yanıtladı.

Yapılan röportaj şöyle:

*Türkiye’nin Rojava bölgesine yönelik mevcut tehditleri ile başlayalım. Özellikle geçtiğimiz hafta uluslararası koalisyon güçleri ile bir araya gelmenizden sonra diplomatik görüşmeler ne durumda?

Türkiye’nin tehditleri ciddidir. QSD’nin DAİŞ çetelerinden özgürleştirdiği alanları işgal etmek ve bu mücadelede elde edilen halk kazanımlarını zarara uğratmak istemektedir.

Şüphesiz Türkiye bu tehditlerini uygulamaya koyarsa bunun ciddi sonuçları olacaktır. Şu ana kadar elde ettiğimiz kazanımları tehdit edecektir. Uluslararası Koalisyon ve özellikle de ABD Türkiye’nin bu tehditlerini durdurmak ve bir çözüm bulmak için çalışıyor. Bizler sorunların en güvenli şekilde diyalogla çözüleceğine inanıyoruz.

Bu bağlamda koalisyon güçleri, özellikle de sayın Jeffrey bu tehdit dilinin yerine bir diyalog dili oluşturabilmek için büyük çaba harcıyor. Şu ana kadar bir savaş yok ve bu iyi bir şey. ABD’nin bir savaşı engelleme gücü var, bunu olumlu görüyoruz lakin nihayete ermiş bir anlaşma da sağlanabilmiş değil. Görüşmeler devam ediyor. Bu görüşmelerin sorunları çözmek için en iyi yol olduğuna inanıyoruz.

*Bazı kesimler, ABD’nin sizinle Türkiye arasındaki en iyi arabulucu olacağını söylüyor. Bu düşünceye katılıyor musunuz? ABD’nin Fırat’ın doğusuna yönelik bir saldırıyı durdurabileceğine inanıyor musunuz?

Bu doğru. ABD, Türkiye’nin pozisyonunu değiştirebilecek ve tehditlerini durdurabilecek, onun siyasetini etkileyebilecek ana güçtür. ABD, NATO’nun lideridir ve NATO içerisinde Türkiye ile ilişkileri var. Bunun yanı sıra Uluslararası Koalisyon çerçevesinde ABD’nin QSD ile de güçlü ilişkileri var. Biz de bir savaşta ABD ile partneriz. Dolayısıyla; ABD her iki tarafı da bir savaştan sakındırabilecek, durdurabilecek, tarafların görüşlerini-bakış açılarını birbirine yaklaştırabileceğini biliyor.

ABD’nin (eğer isterse) bu savaşı durdurabileceğini, sorunları çözebileceğini barışçıl ve siyasal bir çözüm sağlayabileceğine inanıyoruz. Sayın Jeffrey bu bağlamda çaba harcıyor ve bizler onun bu konudaki çabalarına ve kabiliyetine güveniyoruz.

Sayın Jeffrey’in çabalarını destekliyoruz, onun çabalarını desteklemek için bir çok esneklik de gösteriyoruz. Gelecekte de üzerimize düşen görevleri yerine getireceğiz. Sayın Jeffrey’in çabaları başarısızlıkla sonuçlanırsa da bu başarısızlığın nedeni biz olmayacağız. Çünkü biz bu çabaların başarı ile sonuçlanması için üzerimize düşeni yapıyoruz. ABD eğer bu konuda ciddi ise, savaşı durdurabilir ve barışı sağlayabilir.

*DAİŞ’e karşı mücadelenin sonucunda özgürleştirilen alanlarda tam bir güven ve istikrarın sağlanması çabalarınız sürerken, Türkiye’nin askeri bir müdahalesinin ne gibi sonuçları olur?

Böylesi bir askeri savaşın felaket düzeyinde sonuçları olur. Özelikle de ortağımız koalisyon güçleri ile DAİŞ’e karşı verdiğimiz mücadelenin altını oyar ve DAİŞ olası böyle bir savaşın sonuçlarından faydalanacaktır.

Şimdi bile sadece bir savaş tehdidi olmasına rağmen DAİŞ çeteleri moral olarak bundan etkilendiler ve özgürleştirilmiş alanlara yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak arttırdılar.

Eğer bu savaş başlarsa, ön cephelerdeki bütün güçlerimizi sınırlarımızı korumak için geri çekeceğiz. Türkiye’ye karşı özgürleştirilmiş alanlarda bir güvenlik ve askeri boşluk oluşmaması için savunmaya odaklanacağız. Bu durum, Şam’a yeniden ortaya çıkma ve geri dönme fırsatı da sağlayacaktır. Yıllarca kontrolünü yitirdiği alanlarda yeniden başarı sağlaması gündeme getirecektir.

Suriye rejim güçleri ve İranlı milis güçler gibi güçler bu durumdan faydalanacak özgürleştirilmiş alanlara girerek kendi ajandalarını hayata geçireceklerdir.

*Türkiye’nin kurmak istediği ‘Güvenli bölgeye’ ilişkin görüşleriniz neler? Bu bölgeye ilişkin formüldeki değişikliklerin sebebi Türkiye’nin tehditleri midir?

Türkiye, Kürtlere karşı açıktan bir düşmanlık sergiliyor. Onların esas derdi, Kürtleri yok etmek, kazanımlarını elinden almak, Kürtleri imha etmek. Açıktan açığa bunu deklare ederek; Kürtlere karşı düşmanlık yapmak, Kürtlerin özgürce yaşamasını kabul etmemek ve istikrar faktörü olan Kürtlere zarar vermek için çabalıyorlar.

Çünkü Türkiye’nin bir iç krizi ve kronik sorunları var. Son seçimlerde AKP kaybetti. Bizlere yönelik savaş ve işgal tehdidi ile Erdoğan yaşam süresini uzatmaya, kendi iç krizinden kaçmaya, krizi ertelemeye çalışıyor.

Güvenli bölgeyle ilgili olarak, eğer bu bölgede barışı ve istikrarı sağlayacaksa tamamen kabul eder ve destekleriz. Ve bu bağlamda da gereken birçok esnekliği gösterdik. Ancak mesela Türkiye’nin güvenli bölgedeki varlığı ve kontrol gücünün kendisinde olması gibi şartlarını kabul etmemiz mümkün değildir ve o şartları tamamen reddettik.

Ya da daha önceki aşamalarda Kürtlere saldıran El-Nusra gibi düşman grupların bu güvenli bölgeye sürmeleri gibi hiçbir öneri bizler için asla kabul edilemezdir. Ama Uluslararası Koalisyon Güçleri ve ABD ordusunun koordinasyonunda bölgenin istikrarlı bir güvenliğe kavuşturulmasını kabul ediyoruz.

Sorun bizden değil Türkiye tarafından kaynaklanmaktadır. Kabul edilemez, imkansız şartlar dayatıyorlar. Bizlerse iki tarafında çıkarlarını buluşturabilecek rasyonel önerilere sahibiz.

ANHA


Diğer Haberler