Mısırlı siyaset bilimci: Kürt-Arap ortak direniş cephesi kurulmalı

Türk devletinin Neo-Osmanlı politikaları çerçevesinde NATO onayıyla Ortadoğu’da Kürt ve Arapları hedef aldığını ifade eden Mısırlı siyaset bilimci Hasan Bedi, Kürt-Arap ortak direniş cephesinin kurulması gerektiğini söyledi.

İşgalci Türk devleti, Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler (İhvan) müttefikliği ile yürüttüğü Neo-Osmanlı politikalarıyla bölge devletleri için büyük bir tehdit oluşturmaya başladı. Suriye, Libya, Yemen ve Tunus başta olmak üzere bölgedeki devletlerde radikal çete gruplarına verdiği destekle büyük kriz yaratan Türk devleti, Kürdistan’a dönük işgal saldırılarının yanı sıra Doğu Akdeniz’deki yasadışı faaliyetleriyle Ortadoğu’nun yanı sıra Avrupa devletlerinin de tepkisini çekmeye başladı.

Türk devletinin Kürdistan’daki işgal planlarının yanı sıra Ortadoğu’daki politikalarına karşı “Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı” şiarıyla eylem hamlesi başlatan KCK, Kürt ve Ortadoğu halklarına ortak direniş çağrısı yaptı.

Mısırlı Yazar ve Siyaset Bilimci Hasan Bedi, Türk devletinin Ortadoğu’daki politikaları ile KCK’nin hamlesine ilişkin ANHA’nın sorularını yanıtladı.

Türk devletinin Neo-Osmanlı politikaları çerçevesinde ABD, NATO ve İsrail onayıyla tüm Ortadoğu’yu hedef aldığını ifade eden Bedi, KCK’nin başlattığı eylem hamlesinin dış müdahalelere karşı direnişin genel sloganı olabileceğini vurguladı. Önder Abdullah Öcalan’ın tutukluluğunun asla kabul edilemez gören Bedi, Öcalan’ın özgürlüğü için ortak mücadele çağrısında bulundu. Bedi, başta Türk devleti olmak üzere bölgeye dönük tüm tehdit ve saldırılara karşı bir Kürt-Arap ortak cephesinin kurulması gerektiğini söyledi.

Bedi ile gerçekleştirdiğimiz röportaj şöyle:

‘OSMANLI İŞGALCİLİĞİNİ YENİDEN YARATMAK İSTİYOR’

*Türk devletinin Arap devletlerine dönük izlediği politikaların etkisi nedir, Erdoğan ne planlıyor?

Türkiye’nin politikaları, Arap dünyası için büyük bir tehdittir. Osmanlı imparatorluğu ve hegemonyasını yeniden Arap dünyasında hakim kılmak istiyor. Arap dünyası için halkın büyük zarar gördüğü gerici ve karanlık çağı yeniden yaratmayı planlıyor. Osmanlının bölgede yüzyıllar süren işgali boyunca bölge ve bölge sakinleri için hiçbir gelişme yoktu.

Erdoğan, Suriye, Irak ve Libya’yı işgal etme arzusunun yanı sıra aynı politikayla Mısır’ı da tehdit ediyor ve Arap bölgesinin batısına kadar uzanan bölgenin tamamını kontrol etmek istiyor. Erdoğan, Ürdün ve Körfez’i işgal etmek ve buranın petrol gibi zenginliklerine el koymayı hayal ediyor. Yine Mısır, Sudan ve Nil nehrinden Kuzey Afrika’ya uzanan bölgeyi hakimiyetine almanın peşinde.

‘ABD VE İSRAİL’İN ONAYIYLA YAPIYOR’

Türk devletinin bu sömürgeci politikaları ne yazık ki ABD’nin onayıyla gerçekleşiyor. Çünkü Erdoğan, ABD ve stratejik ortağı İsrail’in onay ve koordinesi olmadan bölgede tek bir adım atamaz. Türkiye, bir NATO üyesidir ve NATO’nun bölgedeki en büyük ve en önemli askeri üssü Türkiye’deki İncirlik Üssü’dür.

Türkiye’nin bahsettiğimiz politikaları ABD, NATO ve İsrail’in isteklerinden bağımsız değildir. ABD, NATO ve İsrail, Türkiye’nin bu politikaları aracılığıyla bölgeyi kontrol etmeyi hedefliyor. Türkiye’nin Suriye, Irak ve şimdi de Libya’da DAİŞ ve diğer radikal gruplarla birlikte işlediği suçları unutmamak gerekir. Türk devleti ve Erdoğan, tüm bu suçları ve krizleri Osmanlı’yı yeniden diriltme hayalleri için çıkardı. Yine, demin bahsettiğimiz dünya güçlerinin hedeflerini de bu politikalarla gerçekleştirmek istiyor. Erdoğan, İsrail’in 1950’den şimdiye kadar Arap coğrafyasında işlediği suçların aynısı işliyor. Türkiye şu an ABD, İsrail ve NATO için bölgede askerlik rolü oynuyor. Bu yüzden, bölge devletleri ortak ve birleşik bir güçle Türk devletine karşı mücadele etmelidir.

*1980’li yıllardaki dünya sistemi siyasi İslam’ı iktidara taşıdı. Sizce bölgesel ya da uluslararası güçler özellikle DAİŞ’in yarattığı enkazdan sonra halen siyasi İslam hareketlerine destek sunuyor mu?

İhvan grubunun Türkiye’de ortaya çıkışı 80’lere dayanabilir. Fakat bu sistemin tarihi 1928’e dayanıyor. İhvan, Britanya sömürgesi olan Mısır’da, Britanya’ya bağlı El İsmailiye vilayetindeki üste kuruldu.

İhvan’ın kuruluşu bahsini ettiğimiz siyasetin başlangıcıydı. Bölgedeki suçların başlıca sebebi olan bu grubun yarattığı tehlike 1928’den günümüze kadar devam ediyor.

Siyasal İslam, ABD ve Britanya tarafından 70’lerin ilk yıllarında Mısır’da ortaya çıktı. O dönem Mısır’ın yönetiminde Enver El Sedat bulunuyordu. Ardından ABD, Britanya, İsrail ve Suudi Arabistan’ın müdahaleleriyle siyasal İslam, birçok Arap ülkesine yayıldı. Suudi Arabistan 10 yıl öncesine kadar da İhvan ile müttefikti.

Bahsi geçen faktörler, bu suç hareketini yarattı ve yaydı. Bu hareket özellikle Türkiye’de açık bir şekilde öne çıktı. Ardından DAİŞ, Ehrar El Şam, El Kaide ve daha başka birçok terörist grup, Erdoğan ve Türk devletinin İhvan’a öncülüğü sonucu ortaya çıkmıştır. Böylece Türkiye, ABD ve NATO’nun dünya sisteminin merkezi olmaktan terörün merkezi olmaya doğru evrilmiştir.

Bölge halkları bu terörist grupların Suriye ve diğer ülkelerde yaptıkları saldırılar nedeniyle çok acı çekti. Bu saldırılardan nasibini almamış ülke yoktur ve bu tehlike, günümüzde de devam ediyor. Bu yüzden mücadeleyi ortaklaştırarak tehlikeleri bertaraf etmeli ve bölgeye dönük planları boşa çıkarmalıyız. 

‘KCK’NİN HAMLESİ KAPSAYICI’

*KCK, Türk devletinin bahsettiğimiz politikalarına karşı ‘Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı’ şiarıyla bir eylem hamlesi başlattı. Bu hamleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

KCK’nin başlattığı eylem hamlesinin “Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı” şiarı, tüm özgürlük mücadelesi yürütenleri bir çatı altında toplayan yerinde bir slogandır. Tüm direnişçilere hitap eden bu slogan aynı zamanda yaşadığımız sürecin bir yorumu niteliğinde.

Bir halk ya da gruba dönük bir tecridi hiç kimse kabul etmemeli. Hiç kimse faşizm ve işgali kabul etmemelidir. Ancak Türk devleti, bunu yapıyor. Bu temelde hamlenin şiarı, genel bir slogana dönüşmelidir. Kürt, Arap halkların yanı sıra bölgedeki tüm demokratik ve ilerici güçler, Türk devletinin siyasetine karşı birleşmelidir. Aslında bir olduğumuzu unutmamalıyız.

‘KÜRT VE ARAP ORTAK DİRENİŞİ SERGİLENMELİ’

Kürt ve Arap halklar kardeştir. Aralarında ortak inanç, örf, adet ve coğrafya var. Yoldaşlık, komşuluk ve evlilik bağları var. Biz güçlüyüz ve aynı düşmana karşı saf tutuyoruz. Hiçbir güç, birliğimizi yıkamayacaktır. Tarihten bu yana bu topraklarda beraber yaşadık. Türk devletinin düşmanca politikaları ve yarattığı tehlikeye karşı da birlik içerisinde ve aynı sloganla mücadele edebilmeliyiz.

‘SAYIN ÖCALAN’IN TUTUKLULUĞU KABUL EDİLEMEZ’

Sayın Öcalan’ın tutukluluğu bir suçtur ve insanlığın alnında bir kara leke olarak kalacaktır. Sayın Öcalan, dünyadaki en güçlü ve direnişçi bir siyasi tutukludur. Tutuklu olması kabul edilemez. Nelson Mandela’nın özgürlüğüyle sona eren bir dönemi hepimiz hatırlıyoruz. Ancak şu an yeni bir Mandela var. Düşünce ve ifade özgürlüğü tutuklusu, ulusal özgürlük mücadelesi komutanı, yurtsever bir direnişçi, aydın, siyasetçi, filozof ve bir halın önderliğini yapan bir başka siyasi tutuklu var. Tüm halklar ve insanlık için hiçbir fark gözetmeksizin çok kıymetli fikirler üretti.

‘ÖCALAN’A DESTEK GÜNÜ KABUL EDİLMELİDİR’

Bu değerli insan tutuklu olmamalıdır. Bir an önce serbest bırakılmalıdır. Dünya Sayın Öcalan’a Destek ve Özgürlük Talebi Günü’nün ilan edilmesi gerekir. Tüm dünya, bu belirlenen gün destek ve eylemleriyle Türkiye’yi baskı altında tutmalıdır. Sayın Öcalan, Kürt halk önderi ve Arap halkının öz kardeşidir. Biz aynı coğrafyanın insanlarıyız ve tutuklu kalmasına müsaade etmemeliyiz. Tüm insan hakları kurumları, Öcalan’ın özgürlüğü için sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu başlıca gündemimiz olmalıdır.

Vakit, Türk devletinin yarattığı tehlikelere cevap olma vaktidir. Türkiye’nin Kürt ve Arap halkları arasında yaratmaya çalıştığı fitneleri kurutmalıyız.

‘BİZ BU TOPRAKLARIN KADİM HALKLARIYIZ’

*Kürt halkı, Türk devletinin işgal ve sömürgeciliğine karşı 40 yıldır aralıksız bir direniş sürdürüyor. Arp devletlerinin, bu direniş ve Kürt halkının Türkiye, İran ve Suriye’deki haklarına nasıl bakıyor?

Elbette, Kürt halkı Arap ulusal güvenliğinin en büyük parçasıdır. Kürtler bu coğrafyanın sahibidir. Kürtler, tarihten bu yana burada yaşamaktadır ve yaşamaya devam edecektir. Kürt ve Araplar kardeştir. Bu bölgenin tüm zenginliklerinin ortak direniş kalkanıdırlar. Bu coğrafyada, Kürt halkının alternatifi yoktur.

Tarih boyunca her türlü işgalciliğe karşı gereken cevabı verdik. Bizler, bu toprakların kadim halklarıyız. Bu nedenle Kürt halkı, Arap halkı gibi yaşadığı toprakların asıl sahibi olarak görülmelidir. Ortak yurttaşlık ve direniş temelinde bir araya gelmeli ve gasp edilen haklarımızı elde etmeliyiz. Bizler, sömürgecilik ve dış müdahalelere karşı temel gücüz.

‘KÜRT-ARAP ORTAK DİRENİŞ CEPHESİ KURULMALI’

*Tehdit ve saldırılara karşı yürütülecek mücadelede demokratik güç cephesi ve Kürt-Arap ortak direniş mevzii yaratılabilir mi?

Bizler, dış müdahaleler ve tehditler yüzünden büyük acılar yaşadık. Bu yüzden, birlik olmalıyız ve demokratik güçler ile Kürt ve Araplar arasında kalıcı diyaloglarla sağlam bir direniş duvarı örmeliyiz. Dış saldırı ve düşmanca tehditlere karşı Kürt-Arap ortak direniş cephesi kurulmalıdır.

Kürt direnişlerinin birçok sembolü ile yazar, edebiyatçı ve gazetecisi Mısır’da büyük etkiler yarattı. Aynı şekilde Arap hareketlerini de etkiliyorlar. Biz birlik olmalıyız.

(eyl)

ANHA


Diğer Haberler