​​​​​​​Molla rejimi miadını doldurdu- Şükrü GEDİK

İran tarihi geçmişi itibarıyla güçlü Fars etnik kimliğinin ağır bastığı, toplumsal kültürü çok köklü bir geçmişe dayanıyor. Saysız egemenlikler kurulmuş, Ortadoğu’nun merkezi rolünü oynamış, ekonomik, tarihi ve kültürel zenginliğiyle sürekli dış güçlerin iştahını kabartmış bir coğrafyadır.

Şah iktidarının devrilmesinden sonra başa gelen Radikal İslamcılar İran halklarını adeta cendereye alarak, İslam devriminin ihracına kadar işi vardırdı. Yemen, Lübnan, Suriye, Irak gibi savaş cephelerinde fiilen yer alarak kendisini var etmeye çalıştılar.

1979’da gerçekleşen İran İslam devrimi 43 yılda ömrünü tüketir hale geldi. Mezhebe dayanan iktidar adeta can çekişiyor. Zengin mirasa sahip olan İran’ın içine düştüğü durum içler acısı. Tıpkı Irak ve Suriye gibi.

İRAN REJİMİ KOLONLARI TAŞIYAMAZ HALE GELDİ

İslam devrimi, topluma zorla giydirilen elbise gibi bir türlü bedene tam oturmadı. Rejim giderek İslam’la da çelişen uygulamalarıyla baskıcı, otoriter bir hal aldı. Tek tipleştirme farklı kimlikler için tam bir azaba dönüştü. Devrimin kurumsallaşması için ilk yılarında Kürtler başta olmak üzere, TUDEH ve farklı siyasi kesimlere sıcak mesajlar veren ve hatta iş birliği temelinde yaklaşım gösteren rejim, ayakları yere sağlam bastıktan sonra muhaliflerine yönelerek iktidarı tek elde merkezileştirdi.

Eski zihniyet kalıplarıyla toplumları yönetmenin mümkün olmadığını tarih bir kez daha bize gösteriyor. Demokratikleşemeyen rejimlerin despotizme yönelmeleri kaçınılmaz. Ulus devlet kimliğine ve mezhep inancına dayandırılan İslami rejimin tesisi için Şahın Savak’ından daha kötü cürümler işlemeye başladı. Kürtler ve Beluciler iki sömürge halk olarak, Fars egemen ulus devletinin gazabına uğramaktan kurtulamadı. İçerde baskıcı, dışarda yayılmacı, nükleer programıyla dünyaya meydan okuyan, İsrail ve ABD düşmanlığı üzerinden Şii halkını motive etmeye çalışan İran rejimin kolonları artık kendisini taşıyamaz hale geldi.

KADIN ÖZGÜRLÜK İDEOLOJİSİNİN TOPLUMDAKİ YANKISI

Meydanlarda halka açık yapılan idamlar bile artık caydırıcı olmaya ve halkı korkutmaya yetmiyor. Kadının baş örtüsüyle baş edemez hale gelmiştir. Son olaylar; Mahsa Amini adındaki Kürt kadınının işkenceyle katledilmesi üzerine patlak verse de rejimin artık sürdürülemez olduğunun kitlelerde yarattığı büyük bir öfkenin dışa vurulmasıdır.

Ortadoğu gerçeğinin dilini bilen, adeta ruhunu okuyan, iktidar, devlet ve sınıf kavramlarını iyi çözen ve bunu savunmalarıyla halklara mal eden, Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri dışında bir çözümün olmadığı bu pratiklerle kanıtlanmış oluyor.

Önder Öcalan, Ortadoğu’daki boğazlaşmanın halklara fayda getirmediğini deneyleyerek, uluslararası komploya maruz kalsa da kapitalist modernitenin ve dolaysıyla ulus devletin şifrelerini çözmüştü. Büyük bir pratik tecrübe ve teorik birikimin sonuçlarından İran’ın da dersler çıkarması beklenilirdi. Bir kıvılcımla başlayan protestoların İran’ı ne hale getirdiği gözler önündedir.

Dikkat çekici en önemli nokta kadın etrafında gelişen büyük halk gösterilerinin olması ve sokakları inleten Jın Jiyan Azadi sloganlarıdır. Kadın özgürlük ideolojisinin toplumda yer edinmesidir. Onlarca idam, sınırda katledilen kolberler toplumun bu denli tepkisine yol açmamıştı. Fakat Mahsa Amini’nin, İslami inanca uygun başörtüsü takmadığı gerekçesiyle katledilmesi İran’ı sarsmaya yetti. Kadın özgürlük ideolojisinin gücünü, toplumdaki devindirici etkisini teslim etmek gerekir.

YA DEMOKRASİYİ SEÇECEK YA DA KADININ BAŞÖRTÜSÜNE YENİLECEK

İran İslam devrimi, demokratik açılımlarla kendisini yeniden yapılandırmadığı müddetçe kadının başörtüsüne yenilecektir. Rejimin ideolojik yapılanması İslami referanslara dayandırılsa da özü itibarıyla çürümüştür. Ayetullahlar ve Velâyet-i Fâkih kurumunun idaresindeki İran sorunları gidermenin demokratik yollarına yönelmeyecektir.

Cumhurbaşkanı seçilen İbrahim Reisi’nin az oy almasına rağmen, sadece bir cumhurbaşkanı değil aynı zamanda rejimin gelecekteki teminatı olarak seçildi. Bu nedenle İran girdiği türbülanstan çıkamadığı gibi şiddet sarmalına girmekten de kurtulamaz.

Küresel kapitalist güçlerin İran’ı, bölünmesi gereken bir ‘pasta’ gibi gördükleri biliniyor. Kendileri için bir tehdit unsuru olarak konumlandırmışlardır. Son Madrid’deki NATO toplantısında Rusya ve Çin’in yanına monte edilerek karşıt güç olarak tanımlandı. Zaten öteden beri sürdürülen ekonomik ambargo da devam ediyor. Olası iç çatışmaların kendisine dış destek bulması kaçınılmazdır. Bulmacanın parçaları birleştirildiğinde İran içinde bir bahar esintisinden bahsetmek mümkün olacaktır. Arap Baharı’nın rüzgârı Suriye’de kırılmıştı. Oysaki BOP kapsamında estirilmek istenmişti. Son kitlesel kabarışa bakıldığında, acaba sıra İran’da mı değerlendirmeleri duyulur gibi.

KÜRT KADINLAR ÖN SAFLARDA

İran’da, kadın etrafında demokrasi hareketini örgütleme öncü görevi üslenme zemini ortaya çıkmıştır. Pratik olaylar göstermiş ki, kadın özgürlük çizgisini daha fazla ön plana çıkararak, rejimi değişime zorlamak mümkündür. Kadın eksenli hak arayışların potansiyel bir karşılığı kitlelerde oluşmuştur. Uluslararası kadın dayanışmasını kendisine çekebilecek öncü mücadele rolünü geliştirebilir. Kürt kadını her yerde olduğu gibi İran’da da sokaklarda ve meydanlarda hep ön safhalarda. Kadın gücüne olan güven kazandıracaktır.  Jin Jîyan Azadi.

ANHA