​​​​​​​Murat Karayılan: Direnişi boyutlandıracağız

Murat Karayılan: Halkları, bu faşist güruhtan kurtarmak için direnişi boyutlandıracağız. Önümüzdeki süreç, her iki tarafın da sonuç almak isteyeceği, zirvesel bir savaş süreci olacaktır.

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, AKP-MHP rejiminin, bütün kozlarını ortaya koyarak; ekonomik, siyasi ve sosyal krize rağmen her türlü imkanını kanalize ederek savaştan mutlaka sonuç almak istediğini belirterek, “Biz de direnişi geliştirip yenmek suretiyle bu rejimin bugün sadece Kürt halkı için değil, Türkiye halkı ve Ortadoğu halkları için de yarattığı tehlike ve tehditten tüm kesimleri kurtarmayı hedefliyoruz” dedi.

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı. Yapılan röportaj şöyle;

15 Ağustos Atılımı’nın Kürdistan direniş tarihide günümüze yansıması açısından önemi nedir?

Şanlı 15 Ağustos Atılımı, Kürdistan halkının varlık ve özgürlük mücadelesinde yeni bir sayfa açmıştır. Kürdistan direniş tarihi açısından pek çok yeni ve önemli özellikler taşımaktadır. Öncelikle ilk kez bir ideolojiye ve felsefeye dayalı olanaklar ölçüsünde kendini hazırlayarak bilinçli bir biçimde başlatılmış bir direniş olması durumu söz konusudur. Apocu felsefeye dayalı, çağdaş bir bakış açısına sahip, var olan toplumla sonuca gitmeyi değil, toplumu değiştirerek, dönüştürerek ve yenileyerek bir devrim gücü haline getirmeyi hedefleyen bir direniş gerçeği ve çizgisini ifade etmektedir. Bilindiği gibi daha önceki direnişler, genellikle egemen güçlerin var olan saldırıları karşısında tepki olarak gelişen ya da bazıları böyle olmazsa bile elinde var olan aşiret veya konfederasyon gücüyle sonuca gitmeyi tasarlayan direnişler olarak tarihe geçmiştir.

Önder Apo’nun hazırladığı 15 Ağustos Atılımı, az bir güçle yola çıkan ama büyük amacı bulunan bir atılımdır. Bu atılım, egemen-sömürgeci-soykırımcı düşmana karşı geliştirildiği kadar, içe dönük de mevcut kölelik zincirlerini parçalamayı önüne koyan bir direniş çizgisini ifade ediyor. Bu çizgi, öncelikle zihinlerdeki zincirleri çözmeyi önüne koyan ve bu temelde umudu kırılmış, inancını yitirmiş ve teslim olmayı yeğlemiş bir toplum gerçekliğinden yola çıkarak; inançsızlığı inanca, umutsuzluğu umuda, korkuyu cesarete, teslimiyeti direnişe dönüştürmeyi hedefleyen bir mücadele çizgidir. Bu açıdan 15 Ağustos, önceki direnişlerden birçok açıdan farklı olmakla birlikte, aynı zamanda Kürdistan direniş tarihinde yeni bir dönemin başlatılmasıdır.

Gerillanın bu eksende toplumda gerçekleştirdiği düşünce devrimi; siyasi, sosyal ve kültürel bakımdan yarattığı devrimsel dönüşüm; yine kadının toplumsal gerçekliğin derinliğindeki gücünün açığa çıkarılmasıyla birlikte yeni, dinamik, savaşan ve direnen bir toplumsal gerçeği yarattığı için Kürdistan direniş tarihinde en uzun ve her türlü yönelim karşısında yenilmeyen bir direniş olma özelliğini ortaya koymuştur. Topluma dayanan, bu anlamda ayağını sağlam bir biçimde yere basan; bilinçli, planlı yürüyen bir stratejiye ve ona bağlı taktiklere göre mücadele geliştiren bir direniş olduğu için yenilmez hale gelmiştir. Yoksa sadece bir sömürgeci devletin ordusuyla değil, bütün NATO güçlerinin ve bölgedeki işbirlikçi-gerici unsurların desteklerine rağmen geriletilememesinin başka bir izahı olamazdı. Çağdaş bakış açısıyla toplumdaki direniş dinamiğini açığa çıkaran ve bu temelde toplumsal bir direniş haline gelerek Kürdistan’ın direniş tarihini çok farklı bir evreye taşımıştır. Bu yüzden 15 Ağustos Atılımı, Kürdistan halkının var olma mücadelesinde en uzun süreli ve toplumu kendisiyle birlikte değiştiren, geliştiren, ilerleten ve zafere kilitlenen, başarı vaat eden bir direniş olmuştur.

90’lı yıllarda gerilla mücadelesi halklaştı, serhildanlar gelişti. 15 Ağustos’tan günümüze dek gerilla mücadelesinin kat ettiği düzeyi değerlendirir misiniz?

15 Ağustos Atılımı’nı, salt bir silahlı isyan gibi değerlendirmek çok dar ve sığ bir yaklaşım olur. Bir de gerçekçi olmaz. Silahın patlatılması bir nevi sembolik bir yanıdır. Esas olarak toplumsal direnişe çağrıdır. Toplumu yenileyerek ayağa kaldırma hamlesidir. Belirttiğiniz gibi halklaşması, serhildanların gelişmesi, tümüyle onun bu özelliğiyle bağlantılı sonuçlardır. Zaten 15 Ağustos Atılımı’nın, gerilla mücadelesinin amacı da oydu; halklaşmaktı. Bunu başardığı için de daha ilk 9 yılında gerilla mücadelesi Türk sömürgeci devlet sistemi karşısında büyük bir başarı yakalamıştır. Devletin soykırımcı inkar ve imha politikası sonuçsuz bırakılmıştır. Aslında o zamanlar, yani 1993 ateşkesinin ilan edildiği tarihlerde sorun artık barışçıl-demokratik yöntemlerle çözülebilirdi. Önder Apo, o zaman bunun için böyle bir süreci başlattı. Bu, aynı zamanda bir stratejik ve taktik değişimi de ifade ediyordu. Artık sorunun gündemleşmesi, masaya taşınması ve diyalogla çözülebilecek bir düzeye gelmesi temelinde yapılan bir değişimdi. O zaman Turgut Özal ve ekibi siyasi çözüm eğilimini ortaya koymakla birlikte derin devlet ve arkasındaki NATO Gladiosu, Kürt sorununda siyasi çözümü kabul etmedi. Bunun için Turgut Özal ve ekibi tasfiye edilerek 1993-1994 savaş süreci başlatıldı. Dayatılan bu yeni savaş konsepti karşısında gerilla da daha üst bir aşamada mücadele yürütmek durumunda kaldı. Bilindiği gibi bu süreç, Uluslararası Komplo’nun Önderliğimizi esir almasıyla yeni bir evreye taşındı.

Burada açıkça görülmesi gereken gerçeklik şu ki; 15 Ağustos Atılımı ile başlayan direniş süreci içerisinde giderek başarı kazanan ve toplumsallaşan özgür Kürt çizgisi, sadece faşist Türk devletiyle değil, NATO güçleriyle de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Gerilla mücadelesi, Uluslararası Komplo ardından tabii farklılaşarak günümüze kadar devam etti. Her zaman siyasi çözüm kapısını da açık tutmayı esas alan ve toplumun iradesine dayanan mücadeleyi geliştiren Kürdistan Özgürlük Gerillası, Kürdistan halkının aslında giderek bölge halklarının egemenliğe karşı var olma, iradesini ve kişiliğini savunma mücadelesinde temel güç haline geldi. Bugün Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ni yürüten, o yelpazede mücadele geliştiren birçok örgüt, kurum ve kuruluş vardır. Gençlik hareketinin, kadın hareketinin, emekçi hareketinin ve birçok açıdan demokratik siyasetin bu yelpazede mücadele yürüttüğü bilinmektedir. Mücadele gücü sadece gerilla değildir, ancak gerilla bu mücadelede kendisiyle düşman arasında oluşturduğu denge ortamında süreci sürükleyen ve her türlü tasfiye girişimi karşısında halkın kazanımlarını koruyan, savunan, geliştiren öncü bir güç rolünü oynuyor. Bu açıdan gerilla, bugün önemli bir düzeye gelmiş bulunmaktadır.

İkinci 15 Ağustos olarak tanımladığınız 1 Haziran 2004 Hamlesi gelişti ve 2010’dan itibaren de Devrimci Halk Savaşı olarak tanımladığınız bir süreç var. Bu dönemin gerilla mücadelesi ve tarzının farkları ne oldu?

Öncelikle şunu tekrardan vurgulamak gerekiyor; 15 Ağustos Atılımı, Kürdistan halkına karşı uygulanan soykırımcı, asimilasyoncu politikaların halk olarak bitirme eşiğine getirildiği bir aşamada gelişmiş bir atılımdır. Yani Kürdistan toplumunun varlığını kazanabilmesi için öncelikle yok oluşun önüne geçebilmek amacıyla zorunlu bir biçimde geliştirilmiş bir direniş hamlesidir. Bu anlamda bir meşru müdafaa hakkının kullanılması ve var olabilmek için öz savunmasının geliştirilmesidir. Düşmanın göstermek istediği gibi, kurulu düzene yapılmış bir şiddet saldırısı değildir. Kürdistan halkına karşı uygulanan soykırımcı devlet terörüne dönük toplumun öz savunmasıdır.

15 Ağustos Atılımı’nın özü böyle olduğu gibi, 1 Haziran 2004 Hamlesi’nin de esası bu biçimde gelişti. 1 Haziran Hamlesi de çözüme gelmeyen ve tasfiye çabalarından vazgeçmeyen sömürgeci-soykırımcı-egemenlikçi devlet anlayışına karşı aktif bir biçimde öz savunmanın geliştirilmesi tutumudur. Bu açıdan başta sınırlı ve daha çok uyarıcı eylemlerle devleti sorunu görmeye, diyaloga çekmeye çaba gösterdi. Bu bağlamda, 2004 ile 2010 arası yapılan eylemler, genellikle uyarı niteliği taşıyan, aktif savunma çerçevesinde gelişen eylemliliklerdir. Nitekim bu mücadele süreci ile devlet masaya da çekildi. Yani Oslo süreci ve daha farklı boyutlarda diyalog zeminleri de gelişti. Ona rağmen herhangi bir çözüm niyetlerinin olmadığının anlaşılması üzerine, artık daha açık bir perspektif ortaya konmuştur. O zaman Önder Apo, “bizim sorunu çözmede birinci ve öncelikli tercihimiz diyaloga dayalı olarak demokratik-anayasal çözümdür. Ancak devlet buna gelmiyor. Eğer bundan böyle de gelmezse Kürt halkı çözümsüz değildir. İkinci seçeneği Devrimci Halk Savaşı çözümüdür” dedi ve nitekim o tarihten bu yana Devrimci Halk Savaşı perspektifiyle mücadele gelişiyor. Bu aynı zamanda Dördüncü Stratejik Dönem de olmaktadır, yani çözümü, kendi öz gücüne ve iradesine dayanarak geliştirme dönemidir.

Devrimci Halk Savaşı sürecinin, bir önceki stratejik dönemden ayrılan bir noktasına daha değinmek gerekir. Dördüncü Stratejik Dönem’de gelişen Devrimci Halk Savaşı’nın tek temel gücü gerilla ve serhildan hareketi değildir. Bu dönemde dört temel güçten bahsedilebilir;

* Gerilla gücü.

* Halkın örgütlü serhildan hareketi, yani toplumun kadın ve gençlik öncülüğünde gelişecek olan toplumsal mücadelesidir.

* Toplumun savunmasını yine toplumun içerisinden geliştiren öz savunma güçlerinin örgütlenmesidir. Yani her mahallede ve halkımızın bulunduğu tüm alanlarda toplumun şiddete dayalı saldırılar karşısında kendini savunabilecek sivil savunma örgütlenmesinin geliştirilmesidir.

* Metropollerdeki Kürdistan halkının verdiği mücadele ile Türkiye devrimci-sosyalist-demokratik hareketiyle geliştirilen ittifaka dayalı olarak Türkiye emekçi sınıflarının devrim hareketinin oynayacağı devrimsel rol ve misyondur.

Devrimci Halk Savaşı, bu temeldeki dört ayağa dayanmaktadır. Bugüne kadar biz bu perspektife uygun bir mücadele düzeyini tam anlamıyla açığa çıkarmış değiliz. Doğru; gerilla bir direniş ve mücadele yürütüyor. Bu anlamda gerillanın mücadelesinde ve tarzında kuşkusuz fark var. Tabii gerilla, öz savunmayı örgütlemeye dönük de çaba gösteriyor; yine ittifak temelinde metropol mücadelesinde belli bir düzey söz konusu ama henüz Devrimci Halk Savaşı’nın bütün ayaklarını yeterli düzeyde örgütlü hale getirme durumuna ulaşılmış değildir. Zaten buna ulaşıldığı an, artık devrimsel sürecin başarıya gitme anı olur. Yaratılmış olan bu düzeyi doğru değerlendirmek ve bu temelde Devrimci Halk Savaşı’nın tüm ayaklarını güçlü bir biçimde örgütleyerek geliştirmek, şimdi temel bir hedef durumundadır. Belirttiğimiz gibi bunun gelişmesi halinde faşist rejimin sonuçsuz bırakılması ve bu temelde Kürdistan ve Türkiye’de devrim güçlerinin yeni bir mevzi kazanmasına yol açacak devrimsel gelişmenin boyutlanması söz konusu olacaktır.

Gelinen teknik düzey ve silah teknolojisi baz alınarak dünya genelinde ‘gerillacılık bitti’ propagandasının yapıldığı bir dönemde siz gerillayı yeniden yapılandırıyorsunuz ve bu dönemin gerillasını profesyonel gerilla, modern gerilla olarak tanımlıyorsunuz. Bu kavramları biraz açar mısınız?

Burada bilim ve teknik devrimi temelinde devasa bir biçimde gelişen teknolojik düzeyi doğru ele almak ve ona göre devrim mücadelesini şekillendirmek, onun strateji ve taktiğini belirlemek büyük önem taşıyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, genelde bir yanılsama var. Egemen güçler ve yaşanan süreçleri biraz daha dışarıdan izleyenler tarafından ilerleyen teknolojinin silah tekniğini çok geliştirdiği, dolayısıyla artık savaşta en etkin olan şeyin bu yeni silah teknolojisi olduğu yaklaşımı öne çıkarılıyor. İşin esası bu değildir. Esas gelişen teknoloji, istihbarat teknolojisi olduğu gibi, günümüz savaşlarında ilerleme kat edilen tüm teknolojik unsurlar da doğru istihbarat temelinde kullanıldı mı etkin olabiliyor. Özellikle uzay bilimindeki yeni buluşların teknolojik alana yansıması ve küresel konumlanma sisteminde yaşanan gelişmeler temelinde koordinatların daha kolay ve doğru bir şekilde belirleme düzeyine gelinmesi, beraberinde yepyeni bir durum açığa çıkarmıştır. Bugün bu temelde gelişen teknolojik araçlar, bütün toplumu denetim altında tutmaya, kimin nerede ne yaptığını, nereden nereye gittiğini kontrol altına almaya hizmet eden ve istihbaratı alabildiğine geliştirme imkanını yaratan bir gelişmeye uğramıştır. Günümüzde uzay bilimine dayalı olarak gelişen değişik hava araçları, kamera sistemi, termal sistemi, yine çok değişik amaçlarla kullanılan lazer sistemleri, muazzam istihbarat elde etme imkanlarını yaratmıştır. Dolayısıyla bugün savaşlar istihbarat eksenli yürütülmekte, strateji ve taktikler buna göre belirlenmektedir. İstihbarat olmazsa teknik tek başına sonuç alıcı olamaz. Teknik, ancak istihbaratın yol göstericiliği temelinde sonuç alıcı olabiliyor. Bu açıdan asıl olan teknik değil, istihbarattır.

Bu durum, savaşa dair şimdiye kadar var olan temel strateji ve taktikleri köktenci bir biçimde değiştirmiştir. Bugün dünyadaki tüm askeri yapılar, teknolojinin bu hızlı gelişmesi ve değişimine ayak uydurma çabası içerisindedir. Sömürgeci-egemen güçler teknolojik gelişmeyle yaratılan bu olanağa dayanarak, “artık gerillacılık bitti; çünkü istihbarat imkanları artmıştır, gerilla nerede hareket ederse zaten kontrol altına alınır ve teknikle vurularak sonuçsuz bırakılır” saikiyle gerilla mücadelesi hakkında yargılara gidebilmektedir. Önder Apo’nun insanı çözümleme felsefesi temelinde “en büyük teknik insandır” tespiti ile insan üzerinde yoğunlaşması, insanın yeteneklerini, kabiliyetlerini, yaratıcılığını daha fazla açığa çıkaran düzeyiyle birlikte biz insan yeteneğinin gelişen bu teknolojiyi alt edebilecek zenginlikte olduğuna inanıyoruz. Bu temelde gelişen insanın yaratıcı yeteneğine ve sağlam-kararlı-iradeli duruşuna dayalı tam profesyonel bir devrimci militan ve savaşçı olarak 21. yüzyıl gerillasını Kürdistan’da geliştirmek durumundayız.

21. yüzyıl gerillası, profesyonel gerilladır. Biz profesyonel gerillayı üç ayak üzerinde şekillendiriyoruz;

* Gerillanın inançlı, kararlı, bilinçli ve partileşmiş bir militan yaşam ve duruş sahibi olmasıdır.

* Askeri kültürü içselleştirmiş, disiplinli, planlı ve gizli hareket etme kabiliyetine sahip oldukça örgütlü bir askeri kişilik haline gelmesidir. Böyle bir gerilla, askeri bilimde derinleşmiş, strateji ve taktik konularında belli bir yoğunlaşmaya ulaşmak durumundadır.

* Savaş tekniği üzerinde uzmanlaşmış, branşlaşmış, tekniği uzman bir tarzda taktiğin hizmetine sokmayı bilen, savaş tekniğine hakim bir savaşçı düzeyini ifade etmektedir.

Bu üçünün, yani partileşme, askerileşme ve uzmanlaşmanın bir arada olmasının, gerillada profesyonel bir askeri duruşu getireceği açıktır. Gerillada profesyonellik bu anlamda kullanılmaktadır.

Modern gerilla ise çağın gerillasıdır. Çağın gerillasının en temel özelliği düşman istihbaratını boşa çıkarmadır. Derin gizliliğe, ince kamuflaja ve öz disipline dayalı bir biçimde doğru hareket tarzıyla kendisi denetime girmeyen ama düşmanı denetime alan, buna göre kıvrak ve esnek hareket edebilen gizemli bir gerilla gücünden söz ediyoruz. Adeta hayalet gibi, hiçbir yerde olmayan ama gerektiğinde her yerde olabilen, yaratıcı ve yüksek manevra kabiliyetine sahip gerillaya biz ‘modern gerilla’ diyoruz. Kısacası, profesyonel-modern gerilla, çağımızın istihbarat ve savaş teknolojisine cevap olabilen gerilladır.

Kuşkusuz bu geliştirdiğimiz yeni gerilla tarzı, salt Kürdistan ile sınırlı kalmayacaktır. Başka birçok ezilen halk ve sınıf için ilham kaynağı olacağı kesindir. Nasıl ki, bugün Kürdistan’da Önder Apo’nun geliştirdiği Kadın Özgürlüğüne Dayalı Demokratik Ekolojik Toplum Paradigması, kapitalist moderniteye karşı demokratik moderniteyi geliştiriyor ve bu sadece Kürdistan’da değil bütün bölge halkları ve tüm insanlık için de tezahür ediyorsa, Kürdistan’da giderek şekillenen demokratik modernite gerillasının da aynı biçimde salt Kürdistan ile sınırlı kalmayacağı ve önemli-çarpıcı bir örnek olarak ezilen tüm halklara ve sınıflara ilham kaynağı olacağı açıktır.

Güçleriniz Heftanin başta olmak, Kuzey ve Güney Kürdistan’da büyük bir direniş sergiliyor. 15 Ağustos’un 36. yıl dönümünde Kürdistan’da devam eden savaşın ve direnişin ulaştığı düzey nedir?

Kürdistan Özgürlük Gerillası, geçen 36 yıllık mücadele sürecinde defalarca yenilmezliğini kanıtlayan, yenilmezlik performansını ortaya koyan bir güçtür. Sömürgeci Türk devleti, her defasında değişik güçlerin veya araçların devreye konulması suretiyle bu yenilmezlik karşısında sonuç alacağını varsayarak değişik mücadele süreçlerini dayatmıştır. Yani ya artan dış desteğe ya ele geçirdiği bazı yeni teknolojik imkanlara bel bağlayarak sonuç alabileceğini sanmış ve bu temelde sürekli bir saldırı konsepti içerisinde bulunmayı esas almıştır ama her defasında da sonuçsuz bırakılmıştır.

En son, 2012’de Türk ordusu gerilla karşısında tıkandı. Daha açıkça söylersek, yenildi. Bununla birlikte o dönemde gelişen serhildan hareketi, zindanlarda kapsamlılaşan direnişler ve açlık grevleri, gerillanın Kürdistan’ın birçok alanında orduyu hareket edemez hale getirmesi, hatta bazı yerlerde kuşatma durumlarının gelişmesi, girilemez alanların ortaya çıkması durumu karşısında tıkanan Türk sömürgeci devleti, Önder Apo’nun o dönemde gönderdiği çözüm önerisi mektubuna olumlu cevap verdi. Aslında olumlu cevap vermesinin nedeni, gerçekten sorunu siyasal yöntemlerle çözmek istemesi değildi. Kendini yeni bir savaş sürecine hazırlamak içindi. Bu ateşkes sürecinde paralı yeni bir askeri güç kurdu; kalekol ve karakollar yaptı. En önemlisi de NATO Gladiosu’nun aracılığıyla İHA ve SİHA tekniğini elde etti. Bu konu daha fazla uzatılabilir ama kısacası ateşkesten beklentileri de gerçekleşmeyince Hareketimize karşı yeni bir savaş sürecini başlattı. Aslında propagandada bizim bu süreci hazırlık için kullandığımızı söylüyor ama esas olarak Türk devletinin kendisini bu dönemde yeni bir savaş sürecine hazırladığı ve yine kendisinin savaş sürecini başlattığı kesindir.

Bilindiği gibi 2015’te resmi olarak gelişen savaştan bu yana 5 yılı aşkın bir zaman geçiyor. Türk devlet sistemi içerisindeki bütün ırkçı, milliyetçi, ulusalcı, faşist damarların ittifakıyla oluşan bir rejim örgütlendirildi. Bu ittifakın dışında kalan Fethullahçıları da tuzağa çekerek bir biçimde ezmeyi başardılar. Esas olarak yeni oluşturulan konsept temelinde Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ni tasfiye etme ve bu temelde Misak-ı Milli sınırlarına hükmetme, bölgedeki Suriye, Irak, Libya gibi devletleri himayesine alarak faşist rejim iktidarını kalıcılaştırmayı hedefledi. Bunun için öncelikle Hareketimizi ezmesi gerekiyordu. Bu kapsamda Önderlik üzerinde ağırlaştırılmış tecrit, demokratik siyasal alana görülmemiş baskı ve topluma dayatılan faşizan şiddet eşliğinde gerillaya karşı istihbarat, savaş tekniği ve paramiliter güçlerle kesin sonuç almak istedi. Hatta bunun için Hareketimize ömür biçtiler.

Nisan 2017’den sonra kimsenin PKK’nin adını ağzına bile almayacağını söylediler. Bu amaçla topyekun bir savaşı geliştirerek kesin imhayı geliştirmek istediler. AKP-MHP rejimi, Hareketimizi tasfiye etmek ve Kürt soykırım politikası üzerine kendi geleceğini inşa etmek istedi. Bunun için “ölüm-kalım savaşıdır” dediler ama gelişen bu 5 yılı aşkın süreçte istedikleri sonucu alamadılar. Rojava’ya saldırdılar, Güney’e saldırdılar, Kürt siyasetine saldırdılar, her türlü yönelimde bulundular. Bu saldırılar karşısında bizler ise kuşkusuz şehitler verdik, bedeller ödedik ama büyük bir direnişle tüm ana mevziler korunarak düşman sonuçsuz bırakılmıştır. Kısacası Türk devletinin yürüttüğü bu topyekun saldırılar sonuç almamıştır, başarısız kalmıştır.

Şu anda bu faşist AKP-MHP rejimi, bütün kozlarını ortaya koyarak, siyasal sistemin yaşadığı ekonomik, siyasi ve sosyal krize rağmen her türlü imkanını savaşa kanalize ederek bu savaştan mutlaka sonuç almak istemektedir. Bunun karşısında biz de bu faşist-ırkçı-soykırımcı rejime karşı direnişi geliştirerek onu başarısız kılmak ve yenmek suretiyle bu rejimin bugün sadece Kürt halkı için değil, Türkiye halkı ve Ortadoğu halkları için de yarattığı tehlike ve tehditten tüm kesimleri kurtarmayı hedefliyoruz. Gerillanın bugün Kürdistan’da geliştirdiği direniş, artık sadece Kürt halkının özgürlüğüyle sınırlı bir direniş değildir. Başta Türkiye halkları olmak üzere bölge halkının özgür ve demokratik geleceğiyle ilgili bir savaş durumudur. Halkları, işbaşına geçmiş bu faşist güruhun tehdidinden, baskı sisteminden kurtarmak üzere biz de direnişi boyutlandıracağız. İşte bu anlamda denilebilir ki, önümüzdeki süreç, her iki tarafın da sonuç almak isteyeceği, zirvesel bir savaş süreci olacaktır. Her iki taraf için de önemli sonuçları olacak olan bu dönemdeki savaşın, kuşkusuz halkımızın geleceği ve genelde devrim hareketi açısından çok önemli-stratejik sonuçları olacaktır. Kürdistan’da, Türkiye’de ve bölgede faşist karanlığın değil, ilericiliğin, özgürlük ve demokrasinin gelişmesi açısından bugün Kürdistan’da gerillanın yürüttüğü mücadelenin büyük önemi vardır. Savaşın gelip dayandığı düzey için bunları söylemek mümkündür.

15 Ağustos Atılımı’nın yıl dönümünde Kürdistan halkına ve gerillaya mesajınız nedir?

36. yılını dolduran 15 Ağustos çizgisindeki mücadelemiz bugünlere kolay gelmedi. Başta Önder Apo’nun büyük emeği, yine kahraman şehitlerimizin büyük fedakarlıkları ve destansı direnişleri sayesinde biz buraya geldik. Bu anlamda kahraman şehitlerimizin bir yaratımı, Önder Apo’nun emeğinin bir sonucu olarak bugün bir düzey yaratılmıştır. Tüm şehitlerimizi büyük komutan Egîd yoldaş şahsında bir kez daha anıyor, onlara verdiğimiz söze bağlı olduğumuzu, bunu devam ettirerek sonuca kadar götüreceğimizi ifade etmek istiyoruz. 15 Ağustos’un 37. yılında çok stratejik bir mücadele sürecine girmiş bulunmaktayız. Bu mücadelenin sonuçlarının halkımızın ve halkların geleceğini belirlemede önemli bir rolü olacaktır. O açıdan çok önemli bir mücadele süreci önümüzde bulunmaktadır. Tüm yurtsever halkımızın, başta kadın ve gençlik olmak üzere tüm toplumsal dinamiklerin bu sürece daha aktif katılmaları gerekmektedir. Toplumsal direnişin ve eylemselliğin sürece önemli katkılar sunacağı bu aşamada, Kürdistan halkının örgütlü mücadelesine ihtiyaç vardır.

Özellikle düşman bugün halkımıza karşı istihbarata dayalı bir savaş yürütmektedir. İstihbarat toplamaya hizmet eden, çok yönlü teknolojik araçlarla birlikte, düşman insanlarımızı da ajan konumuna getirerek kendi istihbarat faaliyetlerinin hizmetine sokmak istemektedir. Bu temelde ajanlaşmayı yoğun geliştirerek, toplum içerisinde özel savaş yöntemlerini derinleştirerek insanları yoldan çıkarma, uyuşturucuya bulaştırma, fuhuşa sürükleme, tecavüz taktiğini kullanarak Kürt gençliğini, kadınlarını, kızlarını kişiliksiz kılma yöntemleriyle toplum dinamiklerini yıpratmak ve güçsüz kılmak istiyor.

Başta kadın ve gençlik olmak üzere emekçi sınıfları, aydınları, sanatçıları ve toplumumuzun tüm kesimlerini, sömürgeci-soykırımcı devletin bu psikolojik özel savaş taktiklerine karşı mücadeleye çağırıyorum. Gençlerimizi, insanlarımızı korumak üzere dayanışmaya çağırıyorum. Korumanın yolu örgütlemeden geçer. Başta gençlik olmak üzere herkes, her yerde örgütlü olmalı. Yoksa bu düşman her türlü insanlık dışı uygulama; şantaj, tehdit ve işkenceyle insanlarımızı düşürmek istiyor. Gerillaya karşı yürütülen bu savaşta tüm korucular olmasa da korucular içerisinde kontralaştırdığı ve ajanlaştırdığı yapılar var. Bugün operasyonlarda bu yapıları kullanmaktadır. Şu an Heftanin’de daha çok bu tür çete yapıları ile savaşı sürdürmek istemektedir.

Heftanin’de bugün Kürdistan Özgürlük Gerillası’nın açığa çıkardığı savaş düzeyi, taktik ve teknik yeteneği gerillanın nasıl başarılı olabileceğini ortaya koyan bir performanstır. Kısmi bir biçimde gerillanın uyguladığı yeniden yapılanma çizgisiyle bugün bu sonuçlar alınıyorsa, ‘yeni dönem gerillası’ dediğimiz çizginin tam olarak uygulanması halinde daha güçlü sonuçların alınacağı açıktır. Ama bunun karşısında tüm toplumumuz da duyarlı davranmalı. Bu tür savaşa gelen çete yapılarına karşı tavır alınmalı, vazgeçirilmeli; düşmanın ajanlaştırma faaliyetlerine karşı daha etkili tedbirler geliştirilmelidir. Eğer böyle bir toplumsal duruş ve direnç gösterilirse içinde bulunduğumuz bu stratejik mücadelenin kazanılmasında önemli bir rolü olacaktır.

Aynı biçimde bu savaş sadece Kürt halkıyla ilgili bir savaş değildir. Aynı zamanda Türkiye halkları ve bölge halklarıyla ilgili de bir savaştır. Tüm halkların dayanışması, ortaklaşması ve devrimci birliktelikler oluşturarak faşizme karşı mücadelenin omuz omuza daha da yükseltilmesi, en temel devrimci bir görev durumundadır. Bu açıdan herkese kendi cephesinden devrimci mücadeleyi yükseltme ve bunun için gereken özveriyi ve fedakarlığı gösterme çağrısında bulunuyorum.

15 Ağustos Atılımı, Kürt halkının var olması ve özgürce yaşamasını sağlamak üzere gelişen bir hamle. Bu hamle temelinde gelişen direniş çizgisi, aynı zamanda tüm halkların bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi haline dönüşmüştür. Bu temelde 15 Ağustos çizgisiyle herkesi dayanışmaya çağırıyorum. Özellikle yurtsever Kürdistan gençliği, mücadele tarihimizin bu önemli döneminde sorumluluklarına sahip çıkmalı ve başta gerilla olmak üzere her biçimde mücadeleye katılarak devrimsel rolünü oynamalıdır. İlgili tüm kesimlerin sorumluluklarına sahip çıkması durumunda, mücadelemizin kazanacağı ve başarının bizim olacağı inancıyla 15 Ağustos’un 36. yıl dönümünde, Diriliş Bayramı’nı herkese kutluyor, 37. mücadele yılında bütün mücadeleci güçlere üstün başarılar diliyorum.

ANHA


Diğer Haberler