Oğuz: Türk devleti tecridi tek başına sürdürmüyor

Hapishanelerde Önder Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı başlatılan açlık grevlerini değerlendiren Ahmet Oğuz, “Türk devleti bu tecridi tek başına uygulamıyor. Bu tecrit uluslararası güçler tarafından bire bir destekleniyor.”

Türkiye ve Bakûre Kurdistan hapishanelerinde sayıları binlere ulaşan tutsaklar İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 21 yıldır tutulan Önder Abdullah’a yönelik tecridin sonlandırılması ve hapishanelerde artan ihlalleri protesto etmek amacıyla cezaevlerinde 27 Kasım’dan bugüne kadar süresiz dönüşümlü açlık grevi eylemi başlatıldı. .Hapishanelerde tutsaklar tarafından sürdürülen açlık grevleri eylemi birçok hapishanede 18'inci grubun devralması ile devam ediyor.

Tutsakların hapishanelerde sürdürdüğü süresiz dönüşümlü açlık grevine dışardan ses olmaya çalışan Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) Üyesi Ahmet Oğuz, yürüttükleri mücadeleyi ve tutsakların açlık grevi eyleminin boyutlarını ANHA’ya değerlendirdi.

‘TÜRK DEVLETİ BU TECRİDİ TEK BAŞINA GERÇEKLEŞTİRMİYOR’

Türkiye ve Bakûre Kurdistan hapishanelerinde mutlak tecridin sürdürüldüğünü ifade eden Oğuz: “Önder Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit devam ederken, Türkiye ve Bakûre Kurdistan hapishanelerinde mutlak tecrit var. Bu öncelikle İmralı’da başlayıp bütün Ortadoğu’ya yayılan bir tecrit. Tek başına Türk devleti bu tecridi gerçekleştirmiyor. Biraz gerilere gidecek olursak CPT’nin geçen yıl Ağustos ayında hazırladığı ve sunduğu rapor da ve sonrasında Ocak ayında Türkiye ziyaretinde İmralı’ya gitme gereği bile duymaması bu tecridin nasıl bir boyutta olduğunu kimler tarafından sürdürüldüğünü ortaya koyuyor. CPT ziyaretinde Ne Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile ne ailesi ve avukatları ile görüşme gereği duymadı. Buradan bakacak olursak. Türk devleti bu tecridi tek başına uygulamıyor. Bu tecrit uluslararası güçler tarafından bire bir destekleniyor.”

Tutsakların açlık grevi eylemlerini salt kendi sorunları için başlatmadıklarını Ortadoğu genelinde baskı altında olan Kürt halkı için başlattıklarını ifade ettiklerini aktaran TUHAD-FED üyesi Ahmet Oğuz, zindanlardaki tutsaklar fiziki olarak orada olabilirler fakat zihin olarak bizden daha özgürler diyen Oğuz sözlerini şu şekilde sürdürdü: “O tutsaklar bize moral veriyorlar. Tutsaklar ile yaptığımız görüşmelerde onlar bu açlık grevini kendileri için başlatmadıklarını Ortadoğu’da yaşanan süreçte Kürt halkının özgürlük güneşi gibi doğuşunu büyütmek için bu direnişe başladıklarını söylüyorlar. Bu açlık grevi direnişini sahiplenme sadece Türkiye ve Bakûre Kurdistan halkları ile sınırlı olmamalı uluslararası anlamda da bu grevi sahiplenecek, uluslararası güçleri harekete geçirecek daha geniş çaplı bir siyasetin yürütülmesi gerekmektedir” diye konuştu.

‘TÜRK DEVLETİ GÜCÜNÜ CPT VE AHİM’İN SESSİZLİĞİNDEN ALIYOR’

Türk devletinin tecridi sadece zindanlar ile sınırlı tutmayarak bütün Ortadoğu’ya yaymaya çalıştığını aktaran Oğuz, türk devleti bu gücünü CPT ve AHİM’in sessizliğinden aldığını söyleyerek şöyle konuştu: “2011 yılından itibaren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dava dosyaları AHİM’de bekletilerek görüşülmüyor, neden görüşülmüyor? AHİM açıkça bunu söyleyerek şunu demeye getiriyor. Evet tasvip etmiyorum göz yumuyorum. Buna karşı ben demokratım, ben vicdan sahibiyim diyen herkes bu tutumlara karşı cezaevlerinin etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz. Hapishanelerdeki durum her geçen gün kötüye gidiyor. Bu açlık grevlerine basit yaklaşmamak gerekiyor. Bedenlerini ilerleyen günlerde ölüme de yatıracaklar.”

Şakran 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Mahmut Yıldız’ın Önder Öcalan ve tutsaklar üzerinde uygulanan keyfi uygulama, işkence ve tecridi protesto etmek için 3 Şubat günü fedai eylem yaptığını’da hatırlatan TUHAD-FED Üyesi Ahmet Oğuz: “Mahmut Yıldız, Şakran cezaevinde fadai eylem gerçekleştirdi. Sistem bu direniş biçimini adli bir vakaya dönüştürmeye çalıştı. Mahmut Yıldız eylemi öncesi ‘Bu eylem biçimi tasvip edilmeye bilir, hareket karşı çıkabilir fakat ben bu eylemi gerçekleştirmekte kararlıyım’ diye not bıraktı. Bu eylem şunu göstermiştir bütün baskılara karşı tutsaklar bedel ödemekten çekinmeden mücadelelerini sürdürüyorlar. Bu tutsakların direnişine sahip çıkmak çıkmak bütün onurlu halkların görevidir.”

“Türkiye hapishanelerde ki işkenceler günlük olarak ağırlaşarak sürüyor” diyen Ahmet Oğuz en fazla baskının yaşandığı hapishanelerden birinin Maraş Türkoğlu hapishanesi olduğunu kendilerine bu hapishaneden günlük bilgilerin aktarıldığını belirterek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Biz bu tecrit ve işkenceye karşı hukuksal olarak yaptığımız bütün girişimlerde muhatap bulamıyoruz. Ortada artık hukuk devleti, anayasa diye bir şey kalmamış durumda. Türkiye ve Bakûre Kurdistan’da elimizde tek kalan şey, kendi yoldaşlarımızın sesini duyurmaktır” diye kaydetti.

‘ÖNCELİĞİMİZ TECRİDE KARŞI MÜCADELE OLMALI’

Kamuoyunu duyarlı olmaya çağıran Oğuz, “Tecridi kırmadan ne bir özgürlük elde edilebilir ne de mücadelenin önünü açıla bilinir. Birinci gündemimiz tecrit olmalıdır, buna karşı mücadele olmalıdır. Dört parça Kurdistan ve Avrupa’da herkesin bu mücadeleye katacağı ne varsa bunu bir an önce katmalıdırlar. Hapishanelerdeki açlık grevleri kritik bir aşamaya giriyor içerde tutsakların cenazeleri çıkacak bunun hesabını ne biz ne de kimse veremeyecek.”

Oğuz, açlık grevi eyleminin Türkiye ve Bakûre Kurdistan hapishanelerinin tamamına yayıldığını açlık grevleri sonrası tutsaklara yönelik baskıların arttığını dile getirerek şunları aktardı: “Tutsaklara yönelik; Tarsus, Maraş Türkoğlu, Elazığ, Patnos, Kayseri, Aksaray, Ereğli’de baskılar artmış durumda. Özellikle Ereğli’de açlık grevlerini engellemek için tutsaklar 28 ay boyunca tekli hücrelerde tutuldular. Bütün hapishanelere açlık grevleri yayılmış durumda.”

Tutsaklara en fazla desteğin ailelerinden geldiğinin altını çizen Ahmet Oğuz, “2018 yılında uzun süren açlık grevleri ile birlikte değerlendirdiğimizde, tutsak aileleri her türlü mücadelenin içerisinde yerlerini alıyorlar. Bu mücadele sadece aileler ile sınırlı kalamaz. Türkiye’de sindirme politikası, psikolojik baskıları da değerlendirdiğimizde, bu saldırılar ile barbarlaşan kendi dışında hiçbir şeyi kabul etmeyen bir sistem ile karşı karşıya olduğumuzu net bir şekilde görüyoruz. Buna karşı tutsak aileleri başta olmak üzere bütün kurumlar ile birlikte mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Oğuz konuşmasının sonunda “Bizler TUHAD-FED ve tutuklu aileleri olarak bütün insani, vicdani, ahlaki değerleri taşıyan ve birazcık halkın çektiği acıları gören herkesi bu süreci sahiplenerek tutsakların sesi olmaya çağırıyoruz” dedi.


Diğer Haberler