Ortadoğu için bir ilk: Rojava Devrimi

19 Temmuz 2012’de, Kobanê halkının Suriye rejimine karşı ayaklanmasıyla başlayan devrim Rojava’nın tüm bölgelerine yayıldı. Dış güçlerin çıkarları için Suriye’ye müdahalede bulunmasına rağmen Rojava halkı, kendi çizgisinde direnişini büyüttü ve tüm dünyada yankı uyandırdı.

Suriye rejimine karşı bir hafta boyunca sürdürdüğü büyük gösterilerin ardından Kobanê halkı, 19 Temmuz 2012'de rejim güçlerini bölgeden çıkararak, zafer bayraklarını bölgede dalgalandırmaya başladı.

Kobanê'de yakılan devrim ateşi Efrîn, Qamişlo, Amûde, Dirbêsiyê gibi Rojava ve Kuzey Suriye'nin her tarafında yayılmaya başladı.

Rojava halkı Suriye rejim güçlerine karşı geliştirdiği mücadeleyle hakim oldukları birçok yerden çıkardı. Birçok değişik yerde yaşanan çatışmalarda birçok şehit verildi. Halk iradesi önünde duramayan Suriye rejim güçleri bölgeden çıkartıldı ve bölge rejim güçlerinden alınarak özgürleştirildi.

Yaşanan gelişmeler sürecin artık kritik bir evreye girdiğini de göstermiş oluyordu. 2011 Mart ayında Deraa kentinde başlayan halk hareketi giderek Kuzey Suriye'ye de yayılıyordu.

Üçüncü Yol temelinde gelişen halk devrimi

Rojavalı devrimciler planlı ve bilinçli hareket ederek suriye içinde bir tuzak şeklinde geliştirilen bataklığa girmedi. Bu şekilde Rojava’da gelişen devrim ne Suriye rejiminin ne de muhalefet olarak hareket ettiklerini deklere edenlerin tarafı olmadı.

Devrimciler, 3'üncü Yol’u seçmekle kendilerini dış güçlerin oyunlarından korumuş oluyorlardı. Bu sayede Suriye krizinin derinleştirilmesini tetikleyecek bölgesel çatışmalardan, Rojava bölgesini korumuş oldular.

Suriye topraklarında savaşın şiddetlendiği dönemde bölge halkı siyasi, askeri, toplumsal ve hizmet verecek kurumlarını inşa ederek bölge de yeni yaşamı da örgütlemeye başladılar.

Bölge halkının kimliğine saldıranlara karşı, Rojavalı binlerce kişi başkaldırarak devrim kervanına katıldı. Halk, tüm yaşananlara karşı geliştirdiği mücadeleyle karanlık bir dönemin sonunu getirirken, kendi öz iradesiyle geliştirdiği yeni bir sistemi de inşa sürecini başlatmış oluyordu.

Suriye’de rejim kontrolünü elinde tutan Baas partisi uzun yıllar boyu Rojava halkına karşı her türlü kirli siyaseti uygulamakta beis görmemişti. Kürt halkı Suriye’de yabancı olarak nitelendirilmiş, dili yasaklanmış, Araplaştırma yönünde yoğun bir asimilasyona maruz bırakılmıştı. Suriye vatandaşı kimliği dahi verilmeyen Kürtler; 'Tek bayrak, tek dil ve tek parti' zihniyetiyle adeta yok sayılıyorlardı.

Ancak, Rojava Devrimi'yle birlikte bölgede yeni bir süreç başlamış oluyor, devrimin daha ilk aylarında bölgede yaşanan değişimler kendisini birçok yönüyle ortaya koymuş oluyordu. Örneğin devrime öncülük eden Kürtler tek başlarına değil, bölgenin tüm etnik farklılıkları bölge yönetiminde ortaklaşa yer alıyorlardı.

Örneğin geliştirilen eğitim sisteminde tüm halkların kendi ana dillerinde eğitim görme imkanı yaratılıyordu.

Dış güçler Rojava devrimini hedefliyor

Suriye'nin diğer bölgelerinde yaşanan gelişmelerin aksine Rojava Devrimi’nin gelişimi seyrini kendileri açısından tehlikeli gören kimi bölgesel güçler, devrimi kendi içinde çelişkili ve çatışır duruma getirmek için müdahale etmeye başladılar.

Suriye’yi kendileri açısından daha rahat işgal edilebilir duruma getirmek isteyen bu güçler, Rojava devrimine karşı ilk hamleleri olarak Ceyş el Hur ve Cebhet Nusra (Heyet Tehrîr Şam ) gibi çete gruplarının eliyle bölgeye saldırı gerçekleştirdiler.

Bu çete grupları ilk saldırılarını Rojava’nın Cizîr bölgesine yaptılar. 2013 yılında Hesekê'nin Serêkaniyê kentine saldıran Cebhet Nusra çetelerinin arkasındaki güç Türk devletiydi.

Hemen ardından saldırıya uğrayan yerler bu kez Efrîn ve Kobanê'ydi. Fakat en yoğun saldırıların yaşandığı ve buna karşı ilk büyük direnişin geliştiği yer ise Serekaniyê oldu.  Serêkaniyê YPG/YPJ savaşçıları için ilk ciddi sınav niteliğindeydi ve bu direnişten büyük bir başarı sağlandı.

Rojava Devrimi'nin tasfiyesini hedefleyen saldırılar gelişen halk direnişi karşısında her seferinde boşa düşürülüyor, çete grupları saldırdıkları her yerden geri püskürtülüyordu.

2014 yılı itibariyle aralıksız süren saldırılar karşı tarihi direnişler geliştiren Rojava halkı dervimin kazanımlarını büyük bedeller uğruna da olsa bugüne kadar korumasını bildi.

Yoğun saldırılar altında Özerk Yönetim ilan edildi

Rojava Devrimi açısından 2014 yılı Ocak ayı bir dönüm noktası niteliğindeydi. Cizre, Kobanê ve Efrîn kantonlarının ilan edildiği bu ayda, her bir kanton yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığı temelinde hizmet, güvenlik, eğitim, yönetim, sosyal ve kültürel kurumlaşmasını sağladı. 

Kobanê’deki tarihi direniş

2014’ün Eylül ayı ortalarında DAİŞ çeteleri 3 taraftan Kobanê Kantonu’na yoğun bir saldırı başlattı. O dönem ele geçirdiği kentlerde büyük silah ve cephaneye sahip olan, sayıca giderek büyüyen DAİŞ çeteler girdiği savaşlarda hiç yenilgi yaşamamıştı. Ancak yaptığı katliamlarla büyük bir korku yayan, büyük şehirleri bir gecede ele geçiren DAİŞ, Kobanê’nin sokaklarında 134 gün süren direnişte, YPG-YPJ savaşçıları karşısında büyük bir hezimet yaşadı. 

Kobanê saldırılar sonucu düşürülmüş olsa Cizre ve Efrîn’de de düşme tehlikesi belirecek, böylece, daha filizlenme aşamasında olan Rojava devrimi de darbelenip tasfiye tehlikesi yaşayacaktı. Ancak gelişen saldırılar karşısında savaşçıların büyük direnişleriyle Kobanê’nin düşmesi bir yana 26 Ocak 2015’te tüm saldırılar kırılarak Kobanê büyük bir zafer yazılmış oldu. Bu büyük zaferle birlikte bölge yeni bir sürece adım attı. Bu şekilde çete saldırıları karşısında savunma pozisyonda çıkılmış ve bölgenin çetelerden temizlenme süreci başlamış oldu.

DAİŞ’le mücadele tüm dengeleri değiştirdi

Kobanê’deki direniş, çetelerin Irak ve Suriye’de büyük bir alana yayıldığı, bahsi geçen ülke ordularının DAİŞ karşısında duramadığı bir dönemde gelişti.

YPG ve YPJ güçlerinin, Kobanê’de geliştirdikleri büyük direniş uluslararası güçlere de, Suriye’nin kuzeyindeki Girê Spî, Minbic, Reqa ve Derazor’da da DAİŞ’in yenilgiye uğratılabileceğini gösterdi.

Geliştirilen bu direnişin ardından, YPG ve YPJ güçleri başta olmak üzere aralarında birçok askeri gücün bulunduğu ve 11 Ekim 2015 günü kuruluşunu ilan eden Demokratik Suriye Güçleri (QSD), bölgenin tamamını kurtarma görevini üstlendi.

QSD geliştirdiği mücadeleyle arada geçen zaman zarfında DAİŞ’in toprak hakimiyetini sona erdirirken aslında bölgedeki tüm dengeleri de değiştirmiş oldu. DAİŞ’in tasfiyesiyle ona dayalı bölgeye dönük geliştirilen tüm planlar da boşa çıktı.

Devrim, ideal bir yönetim modeli yarattı

Rojava’da ilk deneyimi yaşanan Demokratik Özerk sistem, DAİŞ’in bitirilmesiyle tüm Kuzey ve Doğu Suriye’ye yayıldı ve yeni bir yönetim modelini yarattı.

Kuzey ve Doğu Suriye; Fırat, Cizre, Efrîn, Minbic, Reqa, Tebqa ve Derazor olmak üzere 7 Özerk yapıdan oluşuyor. Bu yapılar içinde ise; bölgenin kadim halkları olan Araplar, Kürtler, Süryaniler, Çerkezler, Ermeniler ve Asuriler yer alıyor. İlk kez kurulan bu sistemle özerk bölgeler demokratik bir yönetim şeklinde kavuşurken, bu yönetimler içinde tüm farklı etnik ve dini yapılardan temsiller yer alıyor. Yine QSD ve bölgenin İç Güvenlik Güçleri içinde de tıpkı yönetim sisteminde olduğu gibi Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan tüm farklılıklar yer alarak bölge güvenliği birlikte sağlıyor.

Ekonomi alanında ise, Özerk Yönetim kurumları, 7 yıldır bölge genelinde uygulanan ambargoya rağmen geliştirdiği ekonomi sistemiyle öz yeterliliklerini sağlayarak halkın ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Sadece kendi kendine yeten değil, geliştirilen projeler sonucunda ekonomi alanında Rönesans niteliğinde gelişmeler sağlandı

Her alanda olduğu gibi Rojava Devrimi’yle birlikte eğitim alanında da önemli adımlar atıldı. Örneğin, daha önce sadece Arapça olan eğitim dili yerine çok dilli bir eğitim sistemi geliştirildi.

Devrime yönelik tehditler

Kuzey ve Doğu Suriye’de işleyen demokratik sistem ve halkların kadim birliği, düşmanlar tarafından çeşitli yöntemlerle ya doğrudan ya da dolaylı olarak hedef alındı, alınıyor. Tıpkı Türkiye, DAİŞ ve onun öncesinde El Kaide’ye bağlı gruplar örneğinde olduğu gibi.

Devrimin ilk zamanlarından günümüze bölgesel ve uluslararası güçler, izledikleri düşmanlık politikalarıyla Rojava Devrimi’ni tasfiye amaçlarından vazgeçmedi. Bu güçlerin başında ise, Rojava Devrimi’ni, Kuzey ve Doğu Suriye’nin kazanımlarını kendisi için beka sorunu olarak nitelendiren Türk devleti geliyor. Yine Suriye rejimi, İran ve Rusya da Rojava Devrimi’nden rahatsızlık duyan ülkelerden. Bu devletlerin zaman zaman Özerk Yönetim bölgelerinde yaşayan halkları karşı karşıya getirme girişiminde bulundular.

Buna karşın Kuzey ve Doğu Suriye’deki Özerk Yönetim modeli, birçok kesim tarafından ideal yönetim modeli olarak görülüyor. Çünkü bu yönetimin temellerinin atılımında ve gelişiminde bütün halklar yer aldı. Etnik ve inanç kesimlerinin haklarının güvence altına alındığı böylesi bir demokratik yönetim şekli, Ortadoğu’da daha önce görülmemişti.

(sa/cj)

ANHA


Diğer Haberler