​​​​​​​Ortadoğu’da yeni denge arayışları içinde Kürdistan’ın yeri – Halil CEMAL

 28-30 Haziran tarihleri arasında İspanya’nın başkenti Madrid’de NATO toplantısı yapıldı. Toplantıda ‘Yeni Stratejik Konsept’ kabul edilirken İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği süreci başlatıldı

 13 Temmuz’da ABD başkanı Joe Biden’ın iki gün süren Ortadoğu turu gerçekleşti. Önce İsrail arkasında Filistin yetkilileri ile görüşen Biden, Suudi Arabistan yetkilileri ile görüşmenin ve yapılan antlaşmaların arkasından 16 Temmuz’da Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle Mısır, Irak ve Ürdün'ün katılımıyla gerçekleşen ‘Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’ne’ katıldı. Joe Biden İsrail’den Suudi Arabistan’a giderken aynı zamanda İsrail-Suudi havayolları da ortak sivil uçuşa açıldı.

Biden görüşmeler sonunda ülkesine dönerken Suudi Veliaht Prensi’nin de önce Yunanistan’a olmak üzere Avrupa turları başladı.

Cidde Zirvesi’nden önce ilki 27-28 Mart'ta İsrail'de düzenlenen ‘Necef Zirvesi’ Mısır, ABD, Fas, BAE ve Bahreyn Dışişleri Bakanlarının katılımıyla gerçekleşti. Bu zirvenin ikincisi de NATO zirvesinden hemen önce 27 Haziran’da Bahreyn’in başkenti Manama’da yapıldı. Zirveye İsrail, ABD, Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Fas yetkilileri katıldı. Bu zirvede 15 Eylül 2020’de yapılan ve adını Trump’ın verdiği "İbrahim Anlaşmaları” da güvence altına alınmış oldu. Bu toplantılar süreciyle birlikte İran’ı hedef alan Ortadoğu NATO’su tartışmaları gündeme gelmeye başladı.

13 Temmuz 2022’de Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler (BM) askerî heyetleri Ukrayna'daki tahılın güvenli bir şekilde sevkiyatının sağlanmasını görüşmek için İstanbul'da bir araya geldi. 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da aynı heyet bir araya gelerek "Tahıl ve Yiyecek Maddelerinin Ukrayna Limanlarından Emniyetli Sevki Girişimi Belgesini" imzaladı. İmzalanan bu belge çerçevesinde oluşturulan “Müşterek Koordinasyon Merkezi” 27 Temmuz’da İstanbul’da görevine başladı.

19 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da faşist diktatör Erdoğan ve Rus devlet başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Reisi, Astana bileşenleri olarak üçlü bir toplantı gerçekleştirdi.  Toplantıya katılmasa bile Suriye Dışişleri Bakanı’nın Tahran’da olması anlamlı idi.

Tahran toplantısı sonuçları üzerinde tartışmalar yürütülürken 20 Temmuz günü ve faşist Türk ordusu tarafından, Başûrê Kurdistan’ın Duhok vilayetine bağlı Perex köyüne pikniğe gitmiş olan Şii Arap Irak vatandaşı 9 kişi katledildi, 30 civarında insan yaralandı. Irak ve Arap kamuoyu, faşist TC’yi protesto ederken konu BM’ye taşındı. Bütün bu gelişmelerle bağlantılı olarak faşist-işgalci TC, bir yandan işgal tartışmalarını açarken diğer yandan Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını artırdı.

23 Şubat 2022 gecesi Rusya-Ukrayna savaşının arkasından yaşanan bu gelişmelerle bağlantılı olarak faşist Erdoğan’ın Rus devlet başkanı Putin ile görüşmek üzere 5 Ağustos 2022’de Rusya’ya gitmesinin planlandığı açıklandı.

NATO toplantısında açıklanan Yeni Stratejik Konsept çerçevesinde Çin ile ilgili dile gelen bölümü ve sonrasında gelişen Tayvan sorununu saymazsak Ukrayna savaşı sonrası yukarda sıraladığımız tüm gelişmeler direk ya da dolaylı olarak Kürdistan ile ilgili olmaktadır.

KÜRT DÜŞMANLIĞININ NEDENLERİ

Nedenlerden birincisi faşist-sömürgeci TC’nin Kürt düşmanlığı ve Kürt soykırımındaki ısrarı olmaktadır. Çünkü faşist TC kendi varlığının garantisini Kürtleri yok etmekte görmektedir. Cumhuriyetin kuruluş mayasında olan bu zihniyet AKP/MHP faşist iktidarı ile doruk noktasına ulaşmıştır. Kürt düşmanlığında gelinen bu nokta faşist iktidarın yanında olmayan tüm kesimlere yansıtılmaktadır.

İkincisi ise konjonktürel gelişmelerle bağlantılı olarak ortaya çıkan enerji krizi ve bu nedenle enerji kaynakları ile enerji ulaşım hatları üzerinde başlayan paylaşım politikaları olmaktadır. Kürdistan bugün hem enerji kaynakları ve hem de ulaşım hatları açısından stratejik bir öneme sahiptir. Yani faşist TC’nin bölge ve dünya açısından kendisine biçtiği jeostratejik önem aslında Kürdistan’a aittir. O nedenle faşist-işgalci TC Kürdistan coğrafyasında Kürtsüzleştirmeyi yani Kürt soykırımını yapmayı esas alarak zenginliklere ve dağıtım hatlarına tamamıyla sahip olmayı planlamaktadır. Misak-ı Milliyi de sadece yeni Osmanlıcılık temelinde değil bölgesel ve küresel güç olma anlamında da ele alarak Kürt düşmanlığında ısrar etmektedir.

Üçüncüsü; Ukrayna savaşı ile birlikte başlayan enerji ve tahıl krizi üzerinden başta Avrupa olmak üzere dünyaya karşı yeni bir baskı/tehdit aracına sahip olabileceğini düşünmektedir. Suriye savaşı ile birlikte göçmenleri nasıl bir silah olarak kullandıysa petrol-gaz yatakları ve ulaşım hatlarını da silah olarak kullanmak istemektedir. Libya’daki varlığı, Kafkasya’da uyguladığı politikalar, Doğu Akdeniz macerasına atılmasının ya da sık sık bu konuyu gündeme getirmesinin temelinde de bu yatmaktadır. Kısacası göçmenler üzerinden yapamadığını enerji politikalarıyla yapmaya çalışmaktadır.

 Başûrê Kurdistan’ı işgal, Mexmur’u tehdit ve baskı altında tutma, Şengal’i Kürtsüzleştirme saldırıları ve Rojava’ya işgal/saldırı konseptinin arkasındaki gerçeklikler bunlar olmaktadır.

PUTİN’LE GÖRÜŞMEYİ ‘SON UMUT’ OLARAK DEĞERLENDİRECEK

Özellikle son dönemlerde kitle tabanını ve iktidar olma olanaklarını kaybeden AKP/MHP iktidarının toplumu yeniden manipüle etmeye ihtiyaç duymaktadır. Bunun bir yolu da milliyetçi dalgayı yükseltmekten geçmektedir. Onun için de faşist iktidarın Kürtler karşısında bir başarıya ihtiyaç duymaktadır. Başûrê Kurdistan’da geliştirilen son işgal saldırıları karşısında direnen gerilla iktidarın bu hevesini kursağında bırakmıştır.  Yapılan toplantılardan faşist iktidarın istediği sonuçlar çıkmamıştır. Bunun için de Rojava’ya işgal saldırısı son bir seçenek olarak masaya sürülmüştür. Öyle anlaşılıyor ki bu konuda hem bölge hem de küresel güçlerden beklediği desteği alamamaktadır. Putin görüşmesi bu anlamda faşist şef Erdoğan için son bir umut gibi değerlendirileceğe benzemektedir.

Diğer yandan faşist şef Erdoğan yaklaşan seçimler için “mutlaka kazanmalıyız. Bu seçim diğerlerine benzemiyor. Çünkü iktidarı kaybedersek çok şey kaybedeceğiz” demektedir. O edenle Putin görüşmesinden ne sonuç çıkarsa çıksın gözü kara çılgın bir işgal saldırısına hazır olmak gerekmektedir. En son Müslüman Kardeşlerin Mısır’da siyasetten çekildiğini açıklaması ve Londra/İstanbul merkezli olarak ikiye bölünmesi faşist iktidarın çete politikalarına yansıyacağa benzemektedir. O nedenle mevcut Faşist AKP/MHP iktidarı zamana oynamaktadır. Sadece gerilla karşısında değil Irak politikasında da istediği sonuçları alamayan bu iktidar tek seçenek olarak Rojava’yı tümüyle ya da bir bölümünü işgali bir kurtuluş hamlesi olarak görmektedir.

Bu zihniyet yapısı ve pratik politikalarıyla faşist TC gittiği her yerde, yapılan her toplantı ya da kurulan her ilişkide Kürtleri hedef göstererek her çevreyi Kürt düşmanlığı üzerinde uzlaşıya çağırmaktadır. Bu temelde dikkat edilirse NATO ve Tahran toplantılarının temel gündem maddelerinden biri PKK ya da PYD/YPG adı altında esas olarak Kürtler olmuştur. Çünkü geçmişte Körfezi Kafkasya’ya, Asya’yı Avrupa’ya, Afrika’ya bağlayan Kürdistan coğrafyası şimdi petrolü-gazı dünyaya bağlayan stratejik bir öneme sahiptir.  O nedenle faşist TC ve onun faşist şefleri hangi örgütün ya da gücün ismini gerekçe gösterirse göstersin esas hedefleri Kürdistan coğrafyasına sahip olmaktır. Bunun için de Kürtler için fiziki, kültürel, siyasal her türlü soykırıma başvurmaktadır.

TAHRAN’DAN İSTEDİĞİNİ ALAMADI, RUSYA’DAN SONUÇ ALMAYI UMUYOR

5 Ağustos’ta gerçekleşecek Putin-faşist şef Erdoğan görüşmesinde belki bir boyutu ile Ukrayna tahılının sevkiyat konusu ele alınacaktır. Ama bu görüşmede yine Kürtler ve Kuzey Doğu Suriye temel gündem maddesi olacağa benzemektedir. Öyle anlaşılıyor ki Tahran’da istediği sonucu alamayan faşist AKP/MHP iktidarı, Erdoğan-Putin görüşmesiyle bazı sonuçlara ulaşmayı amaçlamaktadır. Faşist TC’nin son Zaxo Katliamı karşısında, faşist TC’yi aklamaya çalışan KDP yönetimi PKK düşmanlığını öne çıkararak TC’ye ve onun suçlarına ortak olmaya devam etmektedir.

Bütün bu gelişmeler ve Kürdistan’ın her tarafında giderek dozajını artıran saldırılara rağmen Kürtler ve dostlarında özgürlük umudu yükselmektedir.

Diğer yandan enerji kaynakları ve hatları üzerinde yeniden paylaşım bölgesel ve küresel düzeyde etkisini göstermektedir. Bu durum NATO toplantısı sonrası ortaya çıkan kamplaşmanın bölgeye de yansıması olacaktır. Doğal olarak faşist TC, kısa bir süre öncesine kadar olan istediği gibi davranma yetisini kaybedecektir. O nedenle de Tahran toplantısı sırasında faşist şef Erdoğan ile görüşen İran dini lideri Hameney Rojava’ya olası bir işgal saldırısı sonuçlarına ilişkin “kaybeden TC olur, o nedenle bir işgal harekatına girişmeyin” demesi oldukça anlamlıdır.

Zaten savaş halinde olan Kuzey ve Doğu Suriye halkları faşist TC’nin her türlü saldırısı karşısında her zamankinden daha fazla kazanma şansına sahiptir. Başûrê Kurdistan’da yaşanan gerilla direnişi sonucunda faşist Türk ordusunun hezimete uğratılması bizler için güçlü bir deneyim ve moral kaynağı anlamına gelmektedir. İşte bu deneyimden alınan moral güçle “Şimdi özgürlük zamanı” diyerek devrimimizi ve vatanımız korumayı temel görev olarak önümüze koyalım.  Faşizmin tehditleri ve saldırıları böylesi bir görev aşkı ile dolan bir halk gerçekliği ile boşa çıkarılır.

ANHA