QSD Başûr’daki savaşa dahil olursa ne olur?

Delil Zilan

PKK kuruluşundan bu yana sadece Kürdistani değil, bölgesel ve evrensel bir kimliğe sahip olmuştur. Dört parça Kürdistan’dan olduğu gibi bölge ve dünyanın değişik yerlerinden ve halklarından da insanlar PKK saflarına katılarak özgürlük mücadelesi yürütmüşlerdir. 

Kuşku yok ki, Rojavalı Kürtler ulusal ve enternasyonal kimliği bir arada barından PKK’de aktif mücadele edenlerden olmuşlar. Bu realite dün olduğu gibi bugün için de geçerliliğini korumaktadır. On binlerce Rojavalı PKK saflarında şehit düşerken, on binlercesi de değişik sahalarda bu mücadelenin aktif yürütücülüğünü yapmaktadırlar. Bu insanlardan binlercesi halen Kürdistan dağlarında PKK gerillası, kadrosu olarak Türk devletinin işgalci ve sömürgeci, soykırımcı saldırılarına karşı dağlarda aktif bir savaş yürütüyor. Türk devleti, 23 Nisan’da yeni bir konseptle Kürdistan gerillasına saldırıp, Başûrê Kurdistan’a yeni bir işgal harekâtı başlatınca Rojavalı gençler bir kez daha yönlerini dağlara çevirdiler. Aradan geçen 3 ayı aşkın sürede çok sayıda Rojavalı Kürt genci gerilla saflarına katıldı.

Dolasıyla da gerçek olan şu ki, PKK hareketi Kürdistani bir harekettir. Kürdistan değerlerini, kimliğini, kültürünü, dilini, tarihini, coğrafyasını ve insanını büyük bedeller uğruna savunan yegâne harekettir. Bunu milyon kez ispatlamıştır. Kaldı ki, sadece Kürtler için de değil, bölgesel ve evrensel kimliği ile ezilen tüm dünya halkları için bir özgürlük hareketi olarak kabul görmektedir.

Yine şunun altını da çizmekte fayda vardır. Kürdistan halkı, değerleri ve özgürlüğü için gerçek manada mücadele eden tüm hareketler önemli ve değerlidir. Fakat, bir gerçek daha vardır ki, o da tarih boyunca PKK hareketi gibi özelikle Rêber APO gibi tekil ve evrensel olarak Kürdistan değerlerini savunan ve çözüm üreten bir hareket ve önder olmamıştır. Bu yaklaşım yenidir ve de yeni olduğu kadar da değerlidir. İşte tam da bunun içindir ki, dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun, milyonlarca Kürt ve en önemlisi Kürdistani halklar Rêber Öcalan’nın düşüncelerini sahipleniyor ve de bu özgürlük fikirleri etrafında ortak mücadele yürütüyor.

İhanet

Kürdistan tarihi bir direniş tarihi olduğu kadar, içinde ihaneti hiç eksik olmamıştır. Tanımı nasıl yapılırsa yapılsın Kürdistan’da direnişin yaşandığı her dönemde ihanet de bir kara leke gibi hep rengini belli etmiştir.

Zira ihanet edenin, ben ihanet ettim demesi de mümkün değildir. Hatta ihanet ettiğini de kabul etmez. Ama hal böyle de olsa, bu, ihanet gerçeğini değiştirmediği gibi hem tarihte hem de güncelde oynadığı olumsuz ve uğursuz rolü de yadsımaz

Günceldeki ihanetin adı KDP’dir. İşin detaylarına, tarihsel süreçlerin analizine, belgelerine girerek KDP ihanetini açımlamak bu yazının işi değildir. Ancak yine de bu gerçeğin tarihte belgeler kanıtlı olduğu herkesçe bilinmektedir. Lakin son yıllarda KDP’nin Türk devletiyle geliştirmiş olduğu iş birliği, belki de kendi tarihindeki tüm ihanetlerin toplamı olarak Kürtlere en büyük darbeyi vuracak, kaybı yaşatacak eşiğe gelip dayanmıştır.

Bugünkü ihanet durumu, Kürdün tüm özgürlük umutlarını kökünden söküp atabilecek, Kürtlerin kazanım adına elde ettikleri ne varsa kaybettirecek denli tehlikeli aşamaya gelmiştir.

Gerçek olan şu ki, Türk devleti Kürtlere karşı tam bir faşist soykırım planların devreye koymuş durumdadır. 2014 yılında Erdoğan devleti, MGK (Milli Güvenlik Kurulu) toplantısında bu soykırım planının startını vermişti. Bu plan halen de uygulamadadır. Amacın sadece PKK’yi tasfiye etmek değil, tüm Kürt kazanımlarını yok etmek ve bu yokluk üzerinden Kürt soykırımını gerçekleştirmektir. Ancak bunun önündeki en büyük engel PKK olduğundan ilk elden hedeflenen de PKK olmaktadır. Zira bu PKK tasfiye edilmeden, bu soykırım planının başarıya ulaşması da mümkün değildir.

Bu yılın 23 Nisan’ında gerilla alanlarına yönelik başlatılan işgal operasyonu halen devam etse de istenilen sonucu sağlatamamıştır. Devletin iç ve dış tüm imkanları seferber edilmesine rağmen sonuç kalan bu imha konseptinin sonuç alması için KDP aktif olarak savaşa sokulmak istenmektedir. Çünkü bu yapılmadan sonuç alınamayacağını kendileri de net olarak görmektedirler. KDP zaten birçok açıdan bu savaşta Türk devletinin yanında saf tutmuştur. Eğer bugüne kadar Türk devleti Kürdistan gerillası karşısından tümden kaybetmemişse, bu yine KDP’nin TC’ye verdiği lojistik ve istihbarat desteğinden kaynaklıdır. Yine KDP gerilla alanlarını kuşatarak gerillanın manevra alanını daraltmakta, dikkatini dağıtmaktadır.

Belki bir başka yazıda konuyu daha derinlikli açmak daha iyi olacaktır. Ancak şu gerçeği de bilmek gerekir; Eğer KDP güçleri gerilla alanlarına girerlerse bu yeni bir Kürt iç savaşı anlamına gelecektir ki, bunun sorumlusu da kesinlikle KDP olacaktır.

Tam da burada, QSD komutanlarından Mahmut Berxwedan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı uyarı son derece önemlidir. Mahmut Berxwedan, 1 Ağustos’ta yapılan QSD konferansında basına verdiği röportajında, KDP güçlerini uyararak, gerilla alanlarına girip, gerillayla bir savaşın çıkmasına neden olmaları durumunda, QSD olarak gerilla güçlerini destekleyeceğini deklere etti.

Bu uyarı son derece önemlidir. Önemlidir, çünkü öyle bir anda söylenmiş bir şey değildir. Kendisinin komutanlarından olduğu QSD savaşçılarının (Kürt olanların) hemen hemen tamamının ailelerinden bir kişi gerilla saflarında yer almaktadır.

İşte bu realiteyi görmeden ne savaş ne de siyaset yapılamaz. KDP gerilla güçleriyle olası bir savaş yaşarsa Rojavalı aileler bu durum karşısında nasıl sesiz kalabilirler? Bir komutan ya da bir siyasetçi bu realiteyi görmeden ne komutanlık yapabilir ne de siyaset yapabilir. O nedenle KDP bu durumun ciddiyetine varmadan hareket ederse dört parça Kürdistan’da telafisi mümkün olmayan çok ciddi bir savaşa neden olmuş olur.

ANHA