Saldırı konseptine karşı ortak mücadele konseptine ihtiyaç var – Şükrü GEDİK

Faşist Türk devletinin Kürtlere karşı imha amaçlı saldırı politikaları belirli bir konsensüs temelinde yürütüldüğü konusunda hemen herkes hem fikirdir. Kürdistan coğrafyasında bazen eşzamanlı, bazen parçalı saldırılar olsa da özü itibariyle her yer saldırıların hedefi durumuna gelmiştir.

ROJAVA’YA YENİ BİR İŞGAL SALDIRISI İHTİMALİ

Türk devleti, sınırları dışında yaptığı saldırılar her geçen gün artarak devam etmektedir. Neredeyse her gün Rojava’ya yapılan top atışları ve SİHA saldırıları rutinleşerek normal hale gelmiştir. Hatta yeni bir işgal harekâtı bile uzak bir ihtimal değildir. Suriyeli mültecileri geri göndermeyi seçim yatırımı olarak ele almakta, bunun için de işgal ettiği alanlara yerleştirerek kendisine bir taban oluşturma ve AB ülkelerini de mülteciler konusunda rahatlatma adına yeni bir işgal dalgası olasıdır.

Benzer saldırılar Başûrê Kurdistan, Mexmur ve Şengal için de geçerlidir. Medya Savunma Alanları’na yönelik saldırılar ise savaş hukukuna aykırı, uluslararası kuralları ihlal eden boyutlarda devam etmektedir. Gerillanın direncini kıramayınca kimyasal silahlar kullanarak hedefine ulaşmaya çalışıyor. ‘Ülkelerin bağımsızlığı tekniki üstünlükten geçtiğini’ belirten diktatör Erdoğan, gerillaya karşı kimyasal silahlar da dahil her türlü tekniği kullanmaktadır.

SEÇİMLER YAKLAŞTIKÇA SALDIRILAR ARTACAK

Benzer imha saldırıları, siyasi soykırım operasyonları şeklinde Bakurê Kurdistan’da da devam etmektedir. Seçim havasına girdikçe saldırılar daha da artacaktır. Siyasi çalışmaların engellenmesi, yaygın tutuklamalar yetmezmiş gibi gündemine aldıkları HDP’yi kapatmakla kendince köklü bir çözüme gitmek istiyorlar.  Erken seçim olma ihtimali artıkça, paralelinde saldırılar da beklenmelidir. Böylelikle; Kürtlere yönelik saldırılar, aynı zamanda iç siyaseti dizayn etmenin de aracı haline gelmiştir. Kısacası kaybetmenin can havliyle her türlü çılgınlığa başvuracaklardır.

SİYASETİN, DİPLOMASİNİN ÖZNESİ KÜRT DÜŞMANLIĞIDIR

Diplomasi alanında da saldırılar, Kürt düşmanlığı argümanına dayandırılmıştır. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelikleri önünde engel oluşturarak, elinde tutup hiç bırakmadığı Kürt düşmanlığı kartını ileri sürmektedir. Kürt düşmanlığı, AB, ABD, NATO bileşenleri, Rusya ve her nerede Kürt varsa orada, Türk dış siyasetinin çeşnisi haline gelmiştir. İster içerde ister dışarda varlık gerekçelerini Kürt düşmanlığına bağlamışlar. Yani Kürtler olmasa siyasi diplomasi faaliyeti yürütmek, imha amaçlı saldırılar yapmak için ellerinde başka koz yokmuş gibi bir duruma düşmüşler. NATO’ya hırlaması, ona buna kafa tutması AB ve ABD’den taviz koparmaya dönüktür.

MUHALEFET DE AYNI, TELDE BAŞKA MAKAMDA

Faşist iktidara muhalif gibi duran partilerin de üç aşağı beş yukarı Kürt meselesinde aynı duraktalar. Hiçbir partinin somut olarak bu sorunu nasıl çözeceklerine dair herhangi bir perspektifleri ve çözüm planları yoktur. Oyalama taktikleriyle oy devşirmeye çalışmanın ötesine geçmiş değiller. Kürtlerin oyları olmadan iktidar değişikliği hatta rejim değişikliği mümkün olmadığı halde Kürtlere yaklaşım ‘evele gevele Kürt Mehmet nöbete’ yaklaşımıdır. HDP ile yan yana gelmeyen, aynı kareye girmekten kaçınan muhalefet, Kürtlere ihtiyaç duyduğu için sadece daha sert yönelimlere, söylemlere girmek istemiyor. Klasik imhacı devlet zihniyetini temsil eden yaklaşımlarında herhangi bir değişiklik yoktur. Muhalefet ciddi olacaksa, seçimden önce Kürt sorununa dair düşünce netliğine gitmesi gerekir. Aksi taktirde Kürtler belediye seçimlerinde olduğu gibi başkasına iktidar kazandırmamalıdır.

 

 

 

 

 

KDP TÜRKİYE’NİN KOÇBAŞI GÖREVİNE HAZIRLANMIŞTIR

 

Türk devletinin bu saldırı konseptine KDP’de dahil olmuştur. Savaşın bir parçası olarak faşist Türk devletinin yanında konumlanmış ve gerilla alanlarındaki operasyonlarda aktif rol üstlenmiştir. Sadece gerilla alanlarında değil, Mexmur, Şengal ve Rojava saldırılarında da bu uğursuz kontra çalışmalarını sürdürmektedir.

KDP, Türkiye’nin bölgede ki stratejik çıkarlarına bel bağlayarak Ortadoğu’da koçbaşı görevlerine soyunmuştur. İşe PKK düşmanlığıyla başlamış, Başûrê Kurdistan’ı işgale açmış, Irak siyasetinde Türk devletinin etki alanını genişletme görevlerini üstlenmiştir. Rojava’yı istikrarsızlaştırdığı gibi Irak’ı da siyasi istikrarsızlığa sürüklemektedir. Türkiye, ABD, İsrail ile birlikte İran karşısında bir blok oluşturarak Irak’ı çatışmalı duruma getirmeye çalışıyor.

ORTAK DİRENİŞ MÜCADELESİNE İHTİYAÇ VARDIR 

Bütün bu saldırılar dikkate alınarak Kürtler de ortak bir mücadele konseptini oluşturmaları gerekir. Düşman saldırılarının olduğu her yerde karşılık verilerek boşa çıkarmak gerekir. Parçalı mücadele tarzı düşmanı daha da cüretli hale getirecektir.

Başûr halkı Türk devletinin işgaline karşı sesini daha da yükseltmelidir. KDP’nin işbirlikçi ihanetçi rolünü deşifre etmeli, aynı zamanda teşhir etmelidir.  Saldırılarla korkutulmak istenen Êzidî toplumu asla ihanete ve teslimiyete boyun eğmemeli ve kazanımlarını mutlaka korumalıdır.

Rojava halkı yeni bir işgal saldırısı beklemeden Türk işgaline karşı daha aktif mücadele yol ve yöntemlerini denemeli, öz savunmasını, devrimci halk savaşı temelinde görevlerini ertelemeden ivedilikle yerine getirmelidir. Bu temelde, savaş hali koşullarına göre kendisini örgütlemeye hız vermeli, işgal saldırılarına karşı hazırlıklı olmalıdır.

Bakur’da; Kürtleri oy deposu olarak gören, Kürtleri araçsallaştıran siyasi anlayışlara pirim vermemelidir. Seçimlerdeki kilit konumunu iyi değerlendirerek, elini güçlendirmeli ve temel haklarını pazarlık konusu yapmadan Türkiye’nin geleceğine dair rol üstlenmesi gerekir.

Müziğine varana dek her şeyin yasaklanacağını bilerek meşru müdafaasını geliştirmeli ve en önemlisi de eylemlerini çeşitlendirerek, düşmanı darbeleyerek geri püskürtmelidir. 

Dört parça Kürdistan ve yurt dışı alanları ortak bir mücadele perspektifiyle hareket etmeleri halinde daha fazla sonuç alınacaktır.    

ANHA