Şengal; Soykırım konsepti son bulmadı, direniş devam ediyor

Êzidî toplumu 3 Ağustos 2014’te 73.Ferman olarak adlandırılan soykırım saldırılarına maruz kaldı. Bu, Êzidî inanç topluluğuna karşı işlenen büyük bir insanlık suçuydu. Fermanın 5. yılında soykırım tehlikesi sürerken, bu tehlikeye karşı direniş ve örgütlenme de devam ediyor.

Şengal katliamı, modern insanlık tarihindeki en vahşi soykırımlardan biri olarak kayıtlara geçti. Êzidî inanç topluluğuna karşı uygulamaya konulan bu soykırımın perde arkasında ise uluslararası ihanet vardı. Êzidîler DAİŞ barbarlığının saldırılarına maruz kalırken, binlerce kişinin bu barbar çete tarafından kaçırılmasına, katledilmesine ve yerlerinden göç ettirilmesine karşı sessiz kalanlar ise açıktan suç ortaklığı yapıyordu.

Şengal’deki toplumsal durum

Telafer’den sonra Musul’un ikinci büyük ilçesi olan ve DAİŞ barbarlığına maruz kalan Şengal, farklı etnik ve inanç kimliklerinin bir arada yaşıyor olmasından kaynaklı ‘Küçük Irak’ olarak da adlandırılıyor. Nüfusun yüzde 80’ini Êzidîler oluştururken, geriye kalanlar Sünni ve Şia Kürt, Arap, Türkmen, Süryani ve Ermenilerden oluşuyordu.

Şengal, Irak anayasasının 140. Maddesi gereği tartışmalı bölgeler arasında yer alıyor. Dolayısıyla statü olarak halen belirsizliğini koruyan bir yer. DAİŞ saldırılarından önce Şengal ilçe merkezinde KDP’nin peşmerge ve asayişinin yanı sıra Irak merkezi hükümetine bağlı federal polis gücü de bulunuyordu.

Soykırım; planlayanlar, katılanlar, taraflar

Halkların bölge devletlerindeki diktatör sistemlere karşı özgürlük için devrime kalktığı dönemde toplumsal kalkışmalar hızlı bir şekilde birçok yere yayılırken, küresel ve bölgesel güçler de destekledikleri DAİŞ ve Nusra gibi çete grupları üzerinden bölgede etkinliklerini kurmaya çalıştılar. Bu durum “vekalet savaşları” olarak literatüre geçerken, söz konusu çete gruplarına en büyük destek ise Türk devleti başta olmak üzere kimi Afrika ve Arap devletlerinden geliyordu.

Tam da böylesi bir ortamda DAİŞ, Türkiye ve Katar’ın açık desteğiyle Suriye ve Irak’ta büyük bir coğrafyayı işgal ederek hilafetini ilan etti.

10 Haziran 2014’te DAİŞ çeteleri Musul’u işgal eden çeteler kentte Irak ordusuna ait tüm silah ve cephaneye el koyarak bir anda devasa bir örgüte dönüştü.

Bölgedeki kimi grupların da çete örgütüne katılımıyla kent talan edilirken, biat etmeyen binlerce sivil katledildi, on binlercesi ise göçe zorlandı.

Musul’un işgal edildiği dönemde şehir merkezindeki Türk konsolosluğu çalışanları, Türk devletinin bölgeye dönük planlarını DAİŞ üzerinden hayata geçirmek adına konsolosluk binasında kalmaya devam ettiler.

Musul konsolosluğu üzerinden Türk devletinin DAİŞ’le geliştirdiği ortaklık ve kurduğu oyun planı, 350 DAİŞ üyesiyle 50 Türk konsolosluk çalışanının Girê Spî’de takas edilmesiyle ilişkinin perde arkası deşifre oldu. Irak istihbaratının Musul şubesinden bir subay daha sonra Musul’un düşürülmesine ilişkin yaptığı bir konuşmada, Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın Musul’la ilgili tüm kararları elinde bulundurduğunu ve kentin DAİŞ’e teslim edilmesinde parmağının olduğunu, açıklamıştı.

Sonraki dönemlerde QSD savaşçıları tarafından tutuklanan bir DAİŞ üyesi de ANHA’ya konuşurken, Türk MİT’i ile DAİŞ arasında yapılan gizli anlaşma da kendisinin de yer aldığını, bu anlaşma sonucunda çetelerin Türkiye’den Suriye topraklarına geçtiği bilgisini vermişti.

DAİŞ, Musul merkez ve çevresindeki bazı yerleri işgal ettikten sonra Şengal’e saldırarak, Şengal’in güneyi ve Belic, Qaim bölgeleriyle Suriye sınırı yakınlarındaki kimi bölgeleri de işgal etti.

Şengal’in DAİŞ çeteleri tarafından saldırıya uğrayıp Êzidî inanç topluluğunun soykırıma maruz kalmasının arkasında da Türk devletinin yanı sıra Hewlêr ve Bağdat hükümeti içindeki kimi şahsiyetlerin de olduğu ele geçen bazı belgeler ve bu ilişkilere şahitlik eden bazı kişiler tarafından güçlü iddialar olarak ortaya konuldu.

DAİŞ saldırdı, peşmergeler kaçtı

DAİŞ çetelerinin ilk olarak Şengal çevresine ve bazı Êzidî köylerine saldırmasına ve halkın yardım çığlıklarına rağmen, bölgenin güvenliğinden sorumlu güçler harekete geçmediği gibi, KDP yönetimi de peşmergeye, saldırılara karşı herhangi bir harekat emri vermedi.

3 Ağustos 2014 günü DAİŞ çeteleri Şengal’in Gurzêlê, Sîba Şêx Xıdır, Rambûsî, Tıl Benat ve Koço köylerine saldırdı. Gurzêlê ve Sîba Şêx Xıdır köyleri başta olmak üzere tüm köylüler saldırılara karşı direnmiş, ailelerini güvenli alanlara geçirene kadar çetelere karşı savaşmıştı.

Saldırının gerçekleştiği akşam Şengal’nin Şerfedin köyünde bulunan KDP merkezine giden ve kanaat önderlerin oluşan bir grup, peşmergelerden çetelere karşı harekete geçip savaşmalarını isterken, kendilerine verilen cevap ise, “sakin olun” olmuştu.

KDP’nin halka “sakin olun” dedikleri akşamın sabahında DAİŞ çeteleri Şengal’e doğru ilerliyordu. Şengal’e vardıklarında ise, KDP yönetimi, sözde kentin güvenliğinden sorumlu olan 18 bin peşmergeye Duhok’a çekilmeleri talimatı vermişti. Kentte kalan peşmergeler ise Şengal’de DAİŞ’e karşı direnişe geçen YPG-YPJ saflarına katıldı.

Halk vahşetle yüz yüze bırakıldı

Gelişen DAİŞ saldırısı karşısında Şengal halkıyla Musul ve Telafer’den göç edip Şengal’e sığınmış yüzlerce aile için Şengal dağları, ölümden kurtulmanın sığınağı halindeydi. Saldırılara açık hedef olan yüzbinlerce insan yazın kavurucu sıcağında saatler süren yürüyüş sonunda dağlara ulaşarak katliamdan kurtuldular.

Ne var ki, kentten çıkamayanlar da vardı. Sabahın ilk saatlerinde Şengal’i işgal eden DAİŞ çeteleri buldukları herkesi katletti, kadın ve çocukları kaçırdı, Êzidî ve Şiilerin kutsal mekanlarını ateşe vererek kentte büyük bir yıkım yarattı.

DAİŞ’in bu katliamına Hewler, Bağdat hükümetlerinin yanı sıra tüm dünya sessiz kalırken bölgeye geçen HPG ve YJA-Star gerillaları ile YPG ve YPJ savaşçıları açtıkları insanlık koridorundan Rojava’ya geçirdikleri yüz binlerce sivili katliamdan kurtarmayı başardı.

Kurtarılan Êzidîler, dönemin Rojava yönetimi tarafından büyük imkansızlıklara rağmen hazırlanan göçmen kamplarına yerleştirildi. Bir yandan halk saldırılardan korunmak amacıyla Rojava’ya geçirilirken diğer yandan Şengal dağında gerilla ve halk birlikte bir direniş cephesi kurarak çetelere karşı savaşmaya devam etti.

Soykırım saldırılarının bilançosu

Bu saldırılardan sonra bölgeye ilişkin rapor hazırlayan Güney Kürdistan İnsan Hakları Örgütü Bağımsız Komisyonu, Şengal’deki soykırım saldırılarında kaçırılanların sayısını, çoğu kadın 6 bin 413 olarak belirledi. Êzidî İşleri Genel Yönetimi Diyanet Bakanı Xeyrî Bozan ise Şengal saldırılarının ilk gününde bin 293 sivilin katledildiğini, 360 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığını söyledi.

Ayrıca kimi verilere 2 bin 745 çocuk öksüz kaldı. Bölgede tespit edilen 69 adet toplu mezarla birlikte onlarca kişinin mezarına ulaşıldı. Öte yandan 68 kutsal mekan da çeteler tarafından imha edildi.

İşgalciler durmuyor

Şengal’e ve Êzidî inanç topluluğuna karşı gelişen 3 Ağustos 2014 soykırım saldırıları, günümüzde Şengal’in ve Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ile Şengal Kadın Birlikleri’nin (YJŞ) özerkliğini ortadan kaldırma çabaları ve ticari, siyasi ve askeri çıkarları hayata geçirme girişimleri halinde, farklı boyutlarıyla devam ediyor.

3 Mart 2017’de KDP peşmergeleri başta olmak üzere MİT’e bağlı bazı Türkmen gruplar ve ‘Roj peşmergeleri’ denilen çete yapısı, Şengal’in kuzeyindeki Xanesor beldesine saldırdı. Saldırılarda 7 savaşçıyla gazeteci Nûjiyan Erhan ve bazı siviller katledildi.

15 Ağustos 2018’de bazı Bağdat ile Hewler’in işgalci Türk devletiyle istihbarat paylaşımı sonucu Türk devletine ait savaş uçakları KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mam Zeki Şengali’nin bulunduğu aracı hedef aldı. Mam Zeki’nin şehit düştüğü bu saldırı, Şengal’deki Êzidîlere yönelik soykırım tehdidinin halen devrede olduğunun açık kanıtı niteliğindeydi.

Êzidîlere dönük baskılar bunlarla da sınırlı kalmadı. Şengal ile Rojava arasındaki sınır kapısı kapatılırken, Türk devletine ait savaş uçakları zaman zaman Şengal’e hava saldırıları gerçekleştirdi. Tüm bunlarla birlikte Şengal Özerk Yönetim’ine destek veren her Êzidî, KDP asayişi ve istihbaratı tarafından Hewlêr ve Duhok’ta gözaltına alınmaya başlandı.

Tüm tehditlere devam eden direniş

Şengal’deki Êzidîlere yönelik tüm saldırılar, katliamlar, abluka ve tutuklamalarla birlikte Irak ve Güney Kürdistan hükümetlerine güveni kalmayan halk, yaşamını yeniden örgütledi, özerk yönetimini inşa etti. Irak’ın federal yasaları çerçevesinde sivil toplum örgütlerini ve güvenlik kurumlarını oluşturdu.

Irak hükümeti halen Şengal halkına destek vermekte ikirciklik yaşıyor. Türk devletinin mandası altında faaliyet yürüten KDP’nin başını çektiği Güney hükümeti ise, sanki Şengal’de katliam yaşanmamış, saldırılar karşısında yüz binlerce insanı savunmadan bölgeyi bırakıp kaçan kendileri değilmiş gibi, yeniden eski iktidarını bölgede kurma peşinde.

Tarihinde onlarca kez soykırımlardan geçen Êzidî inanç topluluğu ilk kez kendi toplumsal örgütlülüğünü ve öz savunma güçlerini kurarken, buna tahammül gösteremeyen Türk devleti serdeki Kürt düşmanlığı siyaseti gereği sürekli olarak savaş uçaklarıyla Şengal savunma güçlerini, kurumlarını ve meclislerini hedef alıyor. Türk devleti Êzidî inanç topluluğuna karşı bu insanlık suçunu işlerken, tıpkı DAİŞ saldırılarına karşı olduğu gibi başta Erbil ve Bağdat hükümetleri olmak üzere tüm dünya adeta üç maymunları oynuyor.

(cj)

ANHA


Diğer Haberler