​​​​​​​Siyasi krizin dinmediği ülke: Irak

Irak halkı yıllardır demokratik bir ülke için mücadele ediyor. “Yeni ve demokratik bir Irak” iddiasıyla Irak’a müdahale eden ABD; yıllar sonra geride demokratikleşme bir yana, etnik ve mezhepsel çatışmalara boğulmuş ve geleceği belirsiz bir ülke bırakarak askerlerini çekme tartışmalarını yürütüyor.

ABD, 20 Mart 2003 tarihinde Saddam rejimine karşı ikinci kez oluşturduğu koalisyondaki bazı ülkelerle birlikte Irak’a girdi.

Kimi çevreler ABD’nin ülkeye girişini ‘işgal’ olarak nitelendirirken kimileri de Irak’taki Baas rejimine karşı bir zafer olarak tanımladı. Fakat her iki niteleme arasında kalan ise, geçen yıllarda en ağır bedelleri ödeyen Iraklılar ve ülkeleri oldu.

ABD’nin ülkeye girmesiyle başlayan ilk 4 yıllık dönemde 151 bin ila 600 bin arasında Iraklının öldürüldüğü raporlara geçirildi. Dünyanın en saygın akademik dergilerinden ‘The Lancet’in 2006’daki sayısına göre ise, ülkede ölenlerin sayısı 650 bini geçmişti.

Iraklıların yaşadıkları acılar ABD’nin gelişiyle başlamamıştı kuşkusuz. Ülke, ABD güçlerinin gelişinden önce birçok krizli dönemden geçti. Tüm bu süreçlerin sonunda Irak, hem siyasi hem de güvenlik alanlarında ciddi krizlere sürüklendi. Ne ki, bu durum halen de devam ediyor.

ABD ÖNCESİ DURUM

Neredeyse tamamı Dicle-Fırat havzasında bulanan Irak’ın güneyinde Arap körfezi, kuzeyinde ise Toros dağları yer alıyor.

Ortaçağ’da İslam dünyasının kalbi olarak da nitelendirilen Irak, 13. yüzyılda Moğol istilasına uğramış ve 200 yıl Moğolların denetiminde kalmıştı. 15. yüzyılda Osmanlı imparatorluğunun bir parçası olan Irak, 1917’de İngiltere’nin kontrolüne geçti. 1932’de ise Irak, İngiltere’den bağımsızlığını ilan etti.

Bağımsızlığıyla birlikte monarşiyle yönetilen ülkede sistem 1958’de çöktü ve cumhuriyete geçildi. 1963’te ise, ordudaki subayların gerçekleştirdiği kanlı darbeyle Baas Partisi yönetime geldi ve ülkede monarşi yeniden hakim oldu. Birkaç ay aradan sonra Baas, başka bir darbeyle yönetimden düşse de 1968’de yine yönetimi ele geçirdi.

Saddam Hüseyin yönetiminin Irak’ta iktidara gelişi Şiiler ve Kürtler için baskı ve şiddet siyasetinin devreye girişi olarak yansıdı. Saddam’ın izlediği politikalar ülkede etnik ve mezhepsel ayrışmaları da daha da derinleşmesine neden oldu. 

ÜLKE SAVAŞLARLA YORULDU

Saddam Hüseyin’in Baas rejimi ötekileştirme politikalarıyla, toplumsal farklılıkların parçalı hale gelmesine ve giderek kendisiyle birlikte ekonomik çöküntü getirdi. Ekim 1980’den Ağustos 1988’e kadar devam eden Irak-İran savaşında yaklaşık bir milyon kişi yaşamını yitirirken 400 milyar dolara yakın mali kayıp yaşandı.

Kendisiyle birlikte böylesine ağır yükü getiren savaşın ardından  2 Ağustos 1990'da Irak, Kuveyt’i işgal etti. 2 Ağustos 1990-28 Şubat 1991 arası devam eden bu savaşın ardından uygulanan uluslararası yaptırımların Irak’a ekonomik ve toplumsal maliyeti son derece ağır oldu.

Kuveyt’e yapılan bu saldırı döneminde Saddam rejimine karşı birinci uluslararası koalisyon oluşturuldu. ABD öncülüğündeki bu koalisyonda batı ve Arap ülkeleri de yer alırken, koalisyonun karşı atağıyla Irak ordusu Kuveyt’ten çıkarıldı. Ardından da Irak’a ağır yaptırımlar uygulandı.

DIŞ SAVAŞ İÇ SAVAŞA DÖNÜŞTÜ

Birinci Körfez Savaşı sonrası Saddam Hüseyin, ülkenin kuzeyindeki Kürtler ve güneyindeki Şiiların başlattığı ayaklanmaları kanlı bir şekilde bastırdı.

Saddam Hüseyin, ABD’nin Kuveyt’teki yaralı Irak askerlerini çekmesi için tahsis ettiği helikopterleri, Şiilerin ve Kürtlerin ayaklanmalarını bastırmada kullandı. İzlediği politikalar öyle bir noktaya geldi ki, ülkesindeki insanları kimyasal silahlarla toplu katliamlarla yok etmede hiçbir beis görmedi. Halepçe bu katliamlardan sadece en fazla bilineni olarak tarihe geçti.

Saddam’ın Kürtler ve Şiaların ayaklanmalarını kanlı bastırması sonrası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ülkenin kuzeyi ve güneyini uçuşa yasak bölge ilan etti. Bunun üzerine Kürtler, Irak’ın kuzeyinde yer alan bugünkü Güney Kürdistan’da federatif yönetim ilan etti.

NEDENLER VE SONUÇLAR

Körfez Savaşı sonrası Saddam rejimi kitle imha silahları kullanmaktan suçlu ilan edildi. BM tarafından inceleme başlatıldı. Fakat soruşturmanın üstü, “Savaşın ardından devam eden bir kitle imha silahı programına dair bir kanıta rastlanmamıştır” ifadeleriyle kapatıldı.

2000 yılında seçimlerden galip gelen George W. Bush’un ABD Başkanlığı’na gelmesi, Saddam rejiminin düşürülmesi için sert politikalar yeniden devreye konuldu.

11 Eylül 2001 saldırısı sonrası ABD, Irak’ı, saldırıyı gerçekleştiren El Kaide’yi desteklemekle suçladı. 20 Eylül 2001’de de oğul Bush, terörle mücadele ve Irak’a girme planını açıkladı.

Öncesinde Afganistan’a saldırılar gerçekleştiren ABD, 20 Mart 2003’te ise hava saldırılarıyla Irak’a müdahale etti. Bush, o gün yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Irak halkını kurtaracaklarını ve dünyayı mevcut tehlikeden koruyacaklarını, söylemişti.

01 Eylül 2003’te ise ABD öncülüğündeki koalisyon, Irak’a askeri operasyonun başlatıldığını açıkladı. Koalisyonun başındaki isim olarak da Paul Bremer belirlendi.

ANHA’ya konuşan Irak Siyasi Araştırmalar Merkezi Direktörü Muhammed Hüseyin, “2003’ten sonraki siyasi olaylar Irak’taki parçalanmayı hızlandırdı. Fakat bu hızlanmaya ülkedeki siyasi bloklar neden oldu. Bu nedenle Irak’taki parçalanmanın ABD işgalinden önce başladığını belirtebiliriz. Bir Arap ülkesi olarak Irak’a siyasi ve ulusal bir kimlik kazandırma çabaları boşa çıkmış olmasının birçok nedeni var. Baskıcı sistem ve halk bileşenlerinin haklarını inkar etmek ise, bunlardan sadece bazılarıydı. Dolayısıyla Irak’taki krizin nedeni olarak sadece ABD’yi göstermek tam olarak yerini bulamayacaktır” dedi.

ABD, 2003’te Irak’a girdikten sonra “Mezhep Kotası” sistemini çıkardı. Ülkede başkanlıklar da mezheplere göre belirlenmeye başlandı. Ülke günümüze kadar da “Mezhep Kotası” sistemi ile yürütülürken, bu sistem Irak krizine çözüm bulmak yerine yeni sorunlara neden oluyor.

Siyasi, gözlemciler kota sistemini Irak'taki finansal ve idari istikrara yönelik bir tehdit olarak nitelendirirken, Kota sistemi ise, parlamento seçimlerinde başarılı olan parti ve blokların hükümet görevlerini paylaşması anlamına geliyor. Kotaya göre Cumhurbaşkanı Kürt ve Başbakan Şii, parlamento başkanı Sunnilerden seçiliyor.

Mevut durumda ırak’ta iç gerilimin en büyük etmenlerinden bir tanesi de yolsuzluk. Yolsuzluk konusu da çete gruplarının büyümesine yol açan mezhep ve ulusal bunalımlarının da bir nedeni.

BİTMEYEN İÇ GERİLİM VE DAİŞ

Tüm bunlar yaşanırken, DAİŞ sözcüsü Ebû Mihemed El-Ednani 29 Haziran 2014’te bir ses kaydında,  Ebû Bekir El Bağdadi öncülüğündeki “İslam devletini” ilan etti.

Irak’ta DAİŞ’in çıkış tarihi, Ebû Miseb El Zerqawi’nin 2003’te “Tevhid ve Cîhad” örgütünü kurduğu döneme dayanıyor. Söz konusu örgüt, 2006’da ilan edilen “Irak İslam Devleti”ne dönüşene kadar birçok süreçten geçti.

“Irak, Şam İslam Devleti” adı altındaki DAİŞ örgütü Nisan 2013’te kuruldu. El Nusra üyesi çetelerle birlikte birçok Şii grubu, ABD’ye tepki ve teröre karşı oldukları gerekçesiyle bu örgüte katıldı.

Irak’ta Sunniler arasında Suudi Arabistan’a, Katar’a ve Birleşmiş Milletlere bağlı birçok parti bulunurken, İran’a bağlı partiler de mevcuttur. Bu durum hem Şii hem de Kürtler için de geçerlidir. Kürtler de kendi aralarında parçalıdır. Örneğin, Mesut Barzani başkanlığındaki KDP, Türkiye ile olan yakınlığıyla biliniyor ve Hewlêr’de egemendir. YNK ise İran’a yakındır ve Süleymaniye’de egemendir.

‘KOTA SİSTEMİ BAŞARISIZDIR’

Mihemed Hisên, Irak’taki siyasi sistemi şöyle dile getiriyor; “Irak siyasi sisteminin sorunu ne rejim, yasa ve kâğıt üzerindeki anayasada, ne de politika ve devlettedir. Irak başarısız devletler arasında sıralanmıştır. Irak’taki kurumlar güçlü değiller. Her bir milis veya politikacı, Saddam'ın yaptığı gibi, kendi çıkarları için yasa ve kanunları ihlal ediyor."

Hisên, kota sistemine ilişkin değerlendirmesinde, “Irak’ta büyük sorunlar ve başarısız siyasetçiler var. Irak’taki kurumların işlevlerini yitirmesi, İran’a bağlı milislerin doğrudan Irak’a müdahale etmesine neden oldu. Aynı zamanda derin devletle bağlı çalışan mafyaların varlığı, başbakan ve bakanlar üzerinde büyük etkisi var” dedi.

KUZEY VE DOĞU SURİYE’DEKİ DEMOKRATİK SİSTEMİNİN ESAS ALINMASI KOTA SİSTEMİNDEN DAHA BAŞARILI OLUR

Irak Araştırma Merkezi Müdürü Mihemed Hisên, kota sistemi nedeniyle çıkan sorunlara ilişkin, “Lübnan, Irak ve Suriye’deki kota sistemi, bu ülkelerin yönetimi için bir model olmayacak. Çünkü başarısız olduğu ortaya çıktı. Kuzey ve Doğu Suriye halklarının demokrasi modeli kotadan daha çok başarılı olur. Çünkü eşitlik ilkesi var. Yönetimde, bölgedeki devletler yerine halk etkilidir. Aynı zamanda ötekileştirilenlerin de kendi ülkelerinin yönetiminde söz sahibi olmalarına imkan sağlıyor. Burada, kimsenin maddi gerekçelerle iktidarda kalması durumu yok. Kuzey ve Doğu Suriye değişim konusunda ılımlıdır. Kötüler, yolsuzluklarını gizlemek için kota sistemini kullanıyorlar.”

Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana 17 yıl geçmesine ve muhalifleri Saddam Hüseyin’i diktatör ve suçlu tanımlamalarına ve “Demokratik sisteme” geçişe rağmen, Iraklılar rejimin yarattığı tahribatların faturasını ödemeye devam ediyor. O dönemden bu yana terör Iraklıları katlediyor. Bununla birlikte güneyden kuzeye, Irak’taki bölgelerin büyük bir kısmı zor bir dönem geçiriyor. Ekonomi, hizmet, işsizlik, çete grupların varlığı nedeniyle ülkede protesto gösterileri başladı.

(hb/cj)

ANHA


Diğer Haberler