Süleymaniye’de Kobanê Müzesi için kolektif bir çalışma

Kobanê Müzesi için çalışmalar yapmak amacıyla Kuzey ve Doğu Suriye’ye geçmek üzere İsviçre’den yola çıkan, ancak işgal saldırılarından dolayı Güney Kürdistan’da kalan iki sanatçı, büyük bir sanat çalışmasına imza attı.

İsviçre’de Mesela Derneği çalışmalarını yürüten sanatçı Özlem Yaşar ve Heykeltıraş Werner Neushaus, Kobanê Müzesi için yürütülecek çalışmalar için Eylül ayında Güney Kürdistan’a geldi. Özlem ve Neushaus, Rojava’ya geçmek için günlerce girişimlerde bulunmalarına rağmen, izin verilmediği için Rojava’ya geçemediler. Daha sonra 9 Ekim’de Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarının başlamasıyla Özlem ve Neushaus’un artık Rojava’ya geçmeleri imkansız hale geldi.

Kobanê’ye geçemediler ama...

Rojava’ya geçemeyeceğini anlayan ikili Hewlêr’den Süleymaniye’ye gedip, oradan İsviçre’ye dönmeye karar verdiler. Özlem ve Neushaus, Süleymaniye’ye geldikten sonra Rojava’da Kobanê Müzesi için yürütülecek çalışmalar için Süleymaniye’den bir şey yapıp, yapmayacaklarını düşündüklerini ve İsviçre’ye dönmekten vazgeçtiklerini anlattı. Özlem ve Neushaus, Süleymaniye’de sosyal medya, sanat atölyeleri üzerinden birçok sanatçıya ulaşarak, Kobanê Müzesi için Süleymaniye’de ne yapabilecekleri üzerinde tartışmalar yürüttü. İkili günlerce kendi imkanları doğrultusunda yürüttükleri çalışmalar sonucunda 20 sanatçının katılımıyla bir grup oluşturdular ve yürütecekleri çalışmaları tartışmaya başladılar.

‘Herkesten bir şeyler var’

Hewlêr’den sonra Süleymaniye’ye gelip dönmeyi düşünen ikili, daha sonra büyük bir sanatçı grubuyla çok önemli bir çalışmaya imza attı. Hiç düşünmedikleri kadar büyük bir destekle böylesi anlamlı bir çalışmayı başardıkları için çok mutlu olduklarını belirten Özlem ve Neushaus, Kobanê Müzesi için herkesten bir parçanın, bir sembolün, bir imzanın olduğunu söyledi.

‘Her şey Kobanê Müzesi için’

Kobanê Müzesi için bu kadar zorluklara rağmen çok anlamlı bir çalışmaya imza atan Özlem ve Neushaus, yürüttükleri tartışmalar ve çalışmalar sonucunda 3 Kasım’da Azadî Parkı’nda “Görünür” adı verdikleri çalışmaya büyük bir özveri ile başladı. Kobanê Müzesi için Kobanê’ye geçtikleri halde Kobanê’de yapacakları çalışmalar bir nevi Süleymaniye’de yapılmaya başlandı. Kobanê Müzesi için kil topraktan tabletler yapmaya karar veren grup, Azadî Parkı’nda günlerce sanatçı ve halkın katılımıyla çok anlamlı kil tabletler yapıldı.

Yaşanmışlıklar kil tabletler üzerinde

Başur’dan Kobanê’ye bir şeyler aktarmak istediklerini belirten Özlem ve Neushaus, halk ve sanatçılar Rojava’ya dair; Başur ve Süleymaniye’ye dair çok anlamlı tabletler ortaya koydular. Yapılan kil tabletler arasında neler yok ki, ünlü Kürt Şair Şêrko Bêkes’in mezarından getirilen toprak kil toprağa karıştırılarak tabletler yapıldı.

Kil tablet üzerinde Şêrko Bêkes’in bir şiiri, ünlü Kürt heykeltıraş Bahtiyar Halepçe’nin hamile bir kadını resmederek, bu topraklarda zorlu bir doğumu anlattı. Werner Neushaus’un “Rojava Çığlığı” kil tableti, heykeltıraş Osman Ahmed’in Kürtlerin uğradığı katliamlarda yaşadığı göçü, Rojava’dan göç edenlerin çizdiği heykeller ile Rojava’ya dair verilen mesajlar kil tabletler üzerinde yerlerini aldı. Kil tabletlerde Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları da unutulmadı. Sanatçı ve halkın yaptığı bazı tabletler üzerinde “Rojava’yı koruyun”, “İnsanlığın mirası Rojava”, “İşgale geçit vermeyin” gibi birçok mesaj da yer aldı. Yine Türk devletinin saldırısında Serêkaniye’de şehit düşen Vedat Erdemci için de ayrı kil tabletler yapıldı.
Tabletler üzerinde “Kuş gibi uç”, “Hevalimiz Vedat için” yazıldı.

Proje sürecek

Süleymaniye’de kolektif bir şekilde yapılan kil tablet çalışmaları 21 Kasım’a kadar Azadî Parkı’nda sürecek. 21 Kasım’da da Kürdoloji Enstitüsü’nde sergilenecek. Sergide bazı kil tabletler satışa çıkarılacak ve elde edilecek gelir de Kobanê Müzesi’ne aktarılacak. Aynı şekilde bu proje Kobanê Müzesi için ileriki süreçte Rojhilat, Bakur ve Rojava’da da hayata geçirilecek. Yine 16 Mart’ta Halepçe Katliamı’nın yıl dönümünde Halepçe’de de benzer bir çalışma yürütülecek. Kolektif bir şekilde yürütülecek bu çalışmalarda elde edilen tüm eserler Kobanê Müzesi’ne gönderilecek.

Çalışmalara katılan ve projenin yürütücülerinden biri olan Mesela Derneği Yöneticisi Özlem Yaşar, yaptıkları çalışmalara ilişkin  değerlendirmeleri oldu.

Kil tabletlerde işgal de unutulmadı

Özlem, “Süleymaniye’ye geldikten sonra ‘Kobanê için buradan da bir şeyler yapabiliriz’ dedik. Sanatçılar, yetkililer boyutunda kimseyle daha önce bir ilişkimiz yoktu. İnternet sayfalarında sanatçılara ulaştık. Süleymaniye’de sanat galerisi olan Zana Resul’e ulaştık. ‘Kobanê’de esas yapmak istediğimiz projeyi buraya uyarlayabilir miyiz? Kobanê Müzesi için yürüteceğimiz çalışmaları burada kısa süre içinde nasıl yapabiliriz?’ diye düşündük. Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarına karşı Güney Kürdistan’da büyük tepkiler oluştu. Boykotlar, eylemler, etkinlikler düzenlendi. Biz de burada böyle bir zemin de varken, Kobanê’de yapmayı düşündüğümüz projeyi buraya da uyarlayıp, bir şeyler yapabiliriz diye düşündük” şeklinde konuştu.

‘Görünür’le buradayız demek istedik’

Bu projeyi nasıl adlandıracaklarını uzun bir süre düşündüklerini söyleyen Özlem, şöyle devam etti: “Güney Kürdistan’da da çok katliam yaşandı. Zamanında Güney Kürdistan’da yaşanan katliamlara dünya sessiz olduğu gibi bugün de Kürtlere yönelik katliamlara da sessizliğini koruyor. Kürtler olarak varız ama bizi görmek istemiyorlar. O yüzden projenin adını ‘Görünür’ koymak istedik. ‘Görünür’le buradayız demek istedik. Bu görünürlüğü biraz daha ön plana çıkarıp, Kürtler arası dayanışma, birlik ruhunu pekiştirme, amacıyla Rojava ile bir bütün haline getirmek istedik. Aramızda emperyalistlerin ördüğü duvarlar, sınırlar var ama yürekte, akılda biriz, aynı duyguyu yaşıyor, paylaşıyoruz.”

‘Çalışmamızda kil toprağı kullandık’

Özlem, çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi:  “Projeyi daha sonra nasıl hayata geçirebiliriz? Malzeme olarak ne kullanabiliriz? diye düşünmeye başladık. Kobanê’de kullanmak istediğimiz kil vardı. Toprak olarak onu değerlendirmiştik. Kobanê’de bununla biraz da betonlaşmayı önlemek, kil toprağı gibi yöntem ve tekniklerle daha ekolojik bir mimari değerini göstermek ve tartıştırmak istiyorduk. Kobanê’ye gidemeyince ‘Bunu burada da yapabiliriz’ dedik. Kil toprağı kullanarak, birçok kalıpla önemli işler işler yaptık. Bunu da toplumsallaştırarak, bir şeyler yapmak istedik. İnsanların kendilerinden bir şeyi de katacağı bir çalışma olmasını istedik. Killer üzerinde çalışmaya katılanlar kendilerinden bir şeyler kattı. Yer bulmak, çadır kurmak, kil toprak getirmek, çalışmaları yürütmek babında baya çabalarımız oldu. Kolektif bir çalışma modeliyle bu çalışmalarımızı yürüttük. Azadî Parkı’nda tüm bu düşündüğümüz düşünceleri hayata geçirmeye başladık.”

‘Kobanê Müzesi’nin büyük bir anlamı var’

Amaçlarının sadece topraktan bir kil tablet yapıp gitmek olmadığını anlatan Özlem, “Kolektif ruhunu Rojava’ya, Kobanê Müzesi’ne aktarmayı istedik. Kobanê Müzesi biz Kürtler için çok büyük bir önemi var. Kürdistan’ın dört paçasından şehitler var, tüm Kürtlerin birleştiği bir ruh halidir. Büyük bir sembolik anlamı var. Aynı zamanda dünya halkları için de büyük bir önemi var. İyi bir perspektif, alternatif sunuyor. Oraya Güney’in toprağından bir şeylerin gitmesini istedik. Güney’de de o kadar çok yaşanmışlık var ki, Halepçe, Enfal, Barzan ve daha birçok katliam yaşanmış. Tüm bu katliamlar da yakın bir zamanda gerçekleşmiş. İnsanlar belki şimdi Rojava’ya baktığında kendi geçmişlerini de hatırlıyorlar. Bunu burada da gördüm. Yürüttüğümüz tartışmalarda insanlar Enfal’da biz şunu yaşadık, ya da çocuktuk bunu gördük diye yaşanmışlıklarını anlatılar. Rojava’yı da bu temelde çok iyi anladıklarını düşünüyorum. Tüm bunlar topraktan yapılan kil tabletlerde de görüldü. Yapılan tabletlerde Rojava’dan göç edenler yaptığı tabletlerde kendi acılarından bir şeyler yapmışlar. Rojava’yı koruyun diyor. Rojava’daki katliamı durdurun diyor. Rojava’yı, algılamak istediklerini tabletlere de yansıttılar” dedi.

‘Azadî Parkı’nın da ayrı bir önemi var’

Çalışmalarında Azadî Parkı’nın da ayrı bir önemi, katkısı olduğunu anlatan Özlem, “ Saddam’ın insanları katlettiği, işkencehane olarak kullandığı alan, şimdi Azadî Parkı olarak kullanılıyor. İnanıyorum ileride Kobanê’de Rojava’da, Şengal’de katliamların yaşandığı yerlerde aynı Azadî Parkı gibi insanlar geçmişlerini, yaşanmışlarını bilerek aynı zamanda o geçmişle beraber bir huzur bulacağı bir alana dönüşeceğini düşünüyorum. Çünkü Azadî Parkı o kadar basit bir yer değil. Bir halk, kültür parkına düşünmüş durumda” diye konuştu.

ANHA


Diğer Haberler