Suriye krizi - 1

Ölüm-yıkım ve ekonomik krizle boğuşan Suriye’de neler yaşandı?9 yıldır devam eden Suriye krizinde dış müdahaleler sonucu bölge bir savaş sahasına dönüştü. Ölüm, yıkım ve ekonomik krizin yaşandığı bu dönemlerde Suriye halkları adeta belirsiz bir geleceğe mahkum edildi.

2010 yılında Arap ülkelerinde başlayan halk baharının, dünyanın birçok ülkesinde iktidar baskısı altında yaşayan halkların hak arayışında büyük etki yarattı. Tunus’ta Muhammed Buazizi'nin bedenini ateşe vermesiyle başlayan halk ayaklanmaları ve kitlesel eylemler daha sonra Mısır, Libya ve Yemen’e de gelişmeye başladı.

SURİYE DEVRİMİNİN KIVILCIMLARI NASIL BAŞLADI?

Ayaklanmaların yaşandığı birçok Arap ülkesi gibi, bu gelişmelerin yaşanmasında Suriye halkları da önemli bir etkiye sahip oldu. Deraa’da, Suriye hükümeti karşıtı başlayan halk ayaklanmalarının ardından devrimin ilk ve en önemli kıvılcımı 18 Mart 2011’de ‘Onur Cuması’yla başladı. Gençlerin duvarlara rejim karşıtı yazılar yazmasının ardından Suriye’nin birçok kentinde kitlesel eylemler gerçekleşti.

Halkın özgürlük, adalet ve eşitlik şiarıyla yaptığı eylemlere kulak asmayan Suriye hükümeti, eylemlere sert müdahalelerde bulundu ve eylemcilere karşı silah kullanmaya başladı. Ancak gerilim düşmek bir yana giderek Suriye’nin birçok vilayetinde ayaklanmalar şeklinde kendisini göstermeye başladı.

DIŞ MÜDAHALE DEVRİMİN ROTASINI DEĞİŞTİRDİ

Bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkar hesaplarının yapıldığı, siyasi ve askeri oyunların oynandığı bir alana dönüşmesi, Suriye’de halk hareketleri de yeni bir aşamaya geçti. Bu aşamanın kanlı olacağı daha o zamanda görülüyordu. Suriye’de kitlesel halk eylemlerinin gelişmesi, hakim güçlerin de buna karşı zor ve şiddet yolunu seçmesi beraberinde büyük göç dalgalarına ve giderek de küresel güçlerin müdahalesine açık bir sahaya dönüşmesine neden oldu. Durumu kendisine fırsata dönüştürmek için adeta gün sayan Türk devleti desteklediği çete gruplarına Suriye’ye mühimmat ve silah sevkiyatına başladı. Bu durum giderek demokrasi talebiyle başlayan halk eylemelerinin sonuçsuz kalmasına neden olurken, ülke içindeki krizde de niteliksel bir değişime yol açtı. Suriye artık yeni iktidar güçlerinin şiddetli savaşına sahne oluyordu.

TÜRK DEVLETİ ÇETE GRUPLARINI TOPLADI

Türk devleti Suriye’nin iç işlerine müdahale eden ilk ülke oldu. Türk devleti, Suriye hükümeti karşıtlarını Türkiye’de götürerek eğitti ve Türk askeri istihbaratı sponsorluğunda ‘Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’ adlı silahlı çete grubu kuruldu.

Temmuz 2011’de Türkiye-Suudi Arabistan- Katar ortaklığıyla ÖSO’ya büyük silah ve mühimmat desteği verildi.

2011 yılında binlerce yabancı savaşçının Suriye’ye geçmesi için sınırını açmasından dolayı Türk devletinin Suriye’deki rolü daha çok görünür oldu. Bununla da yetinilmedi, Suriyeli göçmenler Türkiye’ye geçmezden önce kamplar oluşturuldu ve ‘Tampon Bölge mevzusu gündeme getirilerek adeta daha sonra gerçekleşecek ve milyonları bulacak göç açık bir şekilde teşvik edildi.

02 Temmuz 2019’da Suriye’nin Birleşmiş Milletler (BM) daimi temsilcisi Beşar El Caferi, Türkiye’nin Suriye’deki mevcut askeri varlığını şöyle açıklıyordu: “Türk devlet rejiminin Suriye topraklarında 10 bin 655 subay ve askeri bulunmaktadır. Türk devletine ait 166 tank, 278 panzer, 18 füzeatar sistemi, 173 havan tankı, 73 ağır silah yüklü araç ve 41 anti tank füze sistemi de Suriye topraklarına sokulmuştur.”

Öte yandan Suudi Arabistan ve Katar’da 2012 baharında ‘Suriye muhaliflerine’ silah ve maddi destekte bulunduklarını duyurdu. Mayıs 2013’te ‘Financial Times’ gazetesi, ‘Suriye muhaliflerinin’ en büyük silah kaynağının Suudi Arabistan olduğunu bildirmişti. Gazete, Suriye rejimi başkanı Beşar Esad’ın ağzından, bu desteğe ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: “En büyük terör desteği Suudi Arabistan’dır.”

Rejimin düşmesini isteyen devletler silahlı gruplara sadece destek vermedi ama aynı zamanda Suriye’ye müdahalede de bulundu.  Bölgeye güç gönderen ve giderek Suriye savaşına dahil olanlar sadece rejimin yıkılmasını isteyenler değil, rejimin ayakta kalmasını isteyen güçler de aynı yolu izledi.

Suriye hükümetinin stratejik ortağı İran’da doğrudan hükümete destek vererek müdahalede bulunurken, Şam’ın Zabadani kasabası Haziran 2011’de Lübnan Hizbullahı ve İran güçlerinin merkezi haline dönüştü.

İran’ın Suriye hükümetine destek amaçlı müdahalesinin ardından Amerika da silahlı gruplara destek vermek için bölgeye müdahale etti. Yiyecek ve lojistikle başlayan Amerika desteği, ABD istihbaratının Türkiye topraklarında silahlı grupları eğitmesiyle devam etti.

Haziran 2013’te dönemin ABD başkanı Barack Obama, ‘muhaliflerin yüksek askeri meclisine’ silah desteğinde bulunmaya kararı verdi. Eylül ayının başında hafif silahlar ve anti tank füzeleri Suriye topraklarına gönderildi. Amerika, silahlı gruplara ayrıca 15 milyon ABD doları civarında büyük bir maddi destekte de verdi.

Amerika Temmuz 2014’te ÖSO için para desteğinde bulunulması için ‘Suriye destek grupları’ adında bir kuruluşa ruhsat verdi.

Amerikan’ın 2015 yılında silah yüklü kamyonunun Cephet El Nusra’nın (ABD terör örgütleri listesinde yer alıyor) eline geçmesiyle Amerika’nın silahlı gruplara silah desteği büyük darbe yedi. Olay üzerine Washington desteği durdurma kararı verdi.

 

Suriye’de, DAİŞ saldırılarının artması ve Amerikalı tutukluların idam edilmesiyle birlikte ABD, DAİŞ’e karşı hava harekâtlarına katılması için birçok devleti bir araya getirdi ve 2014 yılında ABD öncülüğünde DAİŞ’e karşı uluslararası koalisyon oluşturuldu.

Uluslararası koalisyon güçleri, Cephet El Nusra ve diğer radikal grupların kontrolüne geçmelerinden kaynaklı Türkiye ve Katar destekli gruplara destek vermeyi keserek, bunlara karşı direnen tek güç konumunda olan ve bölge halkları tarafından kabul gören, Nusra-DAİŞ ve diğer terör gruplarına karşı büyük başarı sağlayan Demokratik Suriye Güçleri’ne (QSD) destek vermeye başladı.

RUSYA’NIN MÜDAHALESİ GÜÇ DENGESİNİ DEĞİŞTİRDİ

Rusya, Suriye krizinin başlamasıyla birlikte Suriye hükümetine destek verdi. Ancak Libya’da Muammer Kaddafi rejiminin batılı ülkeler tarafından devrilmesiyle Rusya, Suriye’deki çıkarlarına dönük tehlikeyi ön gördü ve Suriye hükümetine desteğini artırma kararı aldı.

Rusya Eylül 2015’te doğrudan Suriye’ye askeri müdahalede bulundu ve silahlı grupların noktalarına karşı hava harekâtları düzenledi. O dönem Şam kuşatma alınmış ve adeta yıkım için herkes gün sayar duruma gelmişti.

Rusya’nın DAİŞ’e karşı hava harekâtlarında bulunmasını bildirmesine rağmen hava harekatlarının çoğu Cebhet El Nusra ve Ehrar El Şam gibi Türkiye-Katar destekli gruplara karşı yapıldı.

DIŞ MÜDAHALELER DEVRİMİN SONUNU GETİRDİ

Suriye’ye müdahalede bulunan bölgesel ve küresel güçlerin çıkar çatışmalarının görünür olmaya başlandığı bir dönemde, Türk devleti  Sultan Murad ve Süleyman Şah gibi Osmanlı sultanlarının isimlerinin verildiği büyük silahlı gruplar oluşturdu.

Aynı şekilde dayanışma adıyla ‘İstanbul meclisi, Riyad muhalefeti ve Moskova Zirvesi vb.’ gibi siyasi bloklar oluşturuldu.

Silahlı gruplar giderek destekçileri konumundaki devlet güçlerinin amaçlarını gerçekleştirmek için birbirleriyle savaşı derinleştirdi. Vekalet savaşları olarak da literatüre geçen bu savaşta, adalet, eşitlik ve özgürlük için alanlara çıkan büyük kitlelerin hayalleri bir bir yıkılırken, oluşturulan çete grupları bölgesel hegemonya hesapları yapan devletlerine hizmetine koşuluyordu.

ÖLÜM, YIKIM VE EKONOMİK KRİZ

Suriye iktidar savaşı ve dış müdahaleler nedeniyle Suriye’nin neredeyse tamamı yıkıldı. Suriye İnsan Hakları Gözlem Evi’nin (SOHR) 4 Ocak 2020’de yayınladığı raporda, krizin başından bu yana yaklaşık 585 bin civarında kişinin öldüğünü, milyonlarca Suriyelinin göçe maruz kaldığını, açıkladı.

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerine dönük işgal saldırıları nedeniyle yine on binlerce kişi göç etmek zorunda kaldı. Türk devleti 2018 yılında Efrîn’i işgal ederken 9 Ekim 2019 tarihinde de Serêkaniyê ve Girê Spî kentlerini işgal etti.

Öte yandan sanayi ve ticaret kenti olarak bilinen Halep’in Türk devlet çeteleri tarafından işgal saldırılarına maruz kalmasıyla tarihi Halep şehri adeta bir enkaza dönüştü. Halep’in enkaza dönüşmesi Suriye’nin ekonomisine büyük bir darbe oldu.

Türk devletine bağlı çete gruplarının stratejik öneme sahip M4 ve M5 karayollarını da ele geçirmesiyle Suriye kentleri arasındaki ulaşımda durdu ve böylece Suriye ekonomisi neredeyse tamamen çökme noktasına geldi.

İlk kez İdlib kentinde Rusya-İran ve Türkiye arasında doğrudan bir savaş yaşandı.

SOHR’un yayınladığı belgeye göre, 27 Şubat 2020 tarihinde Suriye’nin kuzeybatısındaki El Bare ve Belon bölgelerinde 34 Türk askeri öldürüldü.

Türk devleti askerlerinin öldürülmesine karşılık olarak başta Suriye hükümetine karşı sonradan Rusya ve İran’a karşı ‘Bahar Kalkanı’ adıyla doğrudan saldırılar başlattı. Saldırılar Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ile Türk cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 6 Mart’ta Moskova görüşmelerinin ardından durdu.

SURİYE HALKLARINA EN ÇOK ZARAR TÜRKİYE’NİN MÜDAHALESİYLE OLDU

Bölgedeki gelişmeleri ANHA’ya değerlendiren siyaset bilimci Xeyas Neyse, Suriye devlet yönetiminin halk devrimini temsil edecek bir siyasi liderin ön plana çıkmasını engellediğini belirtti. Türkiye ve Katar başta olmak üzere dış güçlerin müdahalelerinin halk devriminin rayından çıkardığını belirten Neyse, bu güçlerin cihadist radikal grupları desteklediğini ve ardından birçok dünya devletinin askeri müdahalelerinin başladığını söyledi.

Türk devletinin Suriye krizini hep menfaatleri doğrultusunda kullandığını ifade eden Neyse, Suriye halkları için en tehlikeli gücün Türkiye olduğunu ve halk direnişi dışında bir karşı koyuş yolunun bulunmadığını vurguladı.

ANHA


Diğer Haberler