Suriye krizi ve çıplak krallar

MISTEFA ELO

Suriye krizi 10 yılını geride bırakırken Suriye halkları ölüm, talan, sömürge, asimile ve işgalden başka bir şey getirmedi. Ancak demokrasi maskesi altında gerçek yüzünü gizleyen birçok devletin maskesini düşürmesiyle tarihin önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Milattan 3 bin yıl önce Sümerler döneminde iktidarın örgütlenmeye başlaması ve 16’ncı yüzyılda dünyanın en açgözlü ve acımasız sistemi olan kapitalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte halklar sömürülmeye ve onların özgürlük mücadelesi yok edilmeye başlandı.

Kapitalizmin nasıl bir şey olduğunu anlatmak için Çin ve Sovyetler Birliği’ndeki tecrübeleri örnek vermek yeterli olacaktır. Komünist sistemlerin bulunduğu iki ülke kısa sürede dünyadaki kapitalist sistemde güçlü yer kaplayan iki ülkeye dönüştü.

Kapitalist güçler sürekli olarak dikkat çeken özgürlükçü sloganlar, demokrasi ve sözde insan haklarını koruma argümanları kullanıyor. Halkların özgürlük mücadelesini yok ederek kendi çıkarlarını gerçekleştirmeyi amaçlayan kapitalist güçler, demokratik değerleri bu amaçla kullanıyor. On yıldır devam eden Suriye krizi bütün kapitalist devletlerin taktığı maskeleri düşürerek, onların aslında büyük bir kriz ve bunalım içinde olduğunu gösterdi.

Suriye’de halkların özgürlük ve daha iyi yaşam koşulları talebiyle başlayan demokratik protestoların ardından kapitalist güçler, Suriye halklarına zulüm edildiğini, kendilerinin insan hakları savunucusu olduğunu, Suriye’de insan haklarının ihlal edildiğini söyleyerek sahte gözyaşları dökmeye başladı. İkiyüzlü yaklaşım Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başladı. Protestoların ardından Şam hükümetinin yıkılması çağrısını ilk yapanlardan biri Erdoğan oldu.

30 yıldır beklediğini bulan Rusya, son nefeslerini almakta olan Şam hükümetinin yanında olduğunu açıklayarak Suriye krizine müdahil oldu. Rusya, yeniden can verdiği Şam hükümetine istediği her şeyi yaptırma ve kabul ettirmeye başladı.

Kendini demokrasi yanlısı olarak gösteren büyük devletlerden biri olan ABD, yıllardır süren Suriye krizinde yüz binlerce insanın ölmesine hiçbir ciddi tepki göstermedi. Hatta Şam hükümetinin yasaklı kimyasal silahlar kullanarak doğu Guta’da katliam yaptığını ve 2013’e kadar Şam hükümetini yıkacaklarını söyledi. Ancak bu tehditlerin hepsinden kısa süre içerisinde geri döndü.

Ortadoğu’da Şii kemeri kurma hayalleri kuran İran da Şam hükümetinin zayıflamasını fırsat bilerek, kendine bağlı silahlı grupları devreye soktu.

Avrupa Birliği üyesi devletlerin de diğerlerinden geri kalır yanı yoktu. Aldıkları tüm kararlar Esad’ın bir süre daha iktidarda kalmasını sağladı. AB devletlerinin izlediği politika çoğunlukla ABD’nin politikalarından bağımsız değildi.

Bugün 10 yılını geride bırakan Suriye krizinde başta vekaleten yürütülen savaşlar artık doğrudan taraflar arasında yürütülüyor. Bu kriz aynı zamanda insan hakları güzellemeleri yapan güçlerin gerçek yüzlerini de ortaya çıkardı.

Başta Esad’ın gitmesi gerektiğini söyleyen Türk devletinin Misak-ı Milli peşinde olduğu ve gerçek amacının Suriye topraklarını işgal ederek sınırlarına dahil etmek ve Osmanlı’nın hakim olduğu topraklara yeniden hakim olmak amacında olduğu kısa sürede anlaşıldı. Kürt halkının elde ettiği kazanımları yok etmek için Halep, Guta, Duma, Restenê ve Humus’ta çeşitli vaatlerde bulunduğu tüm çeteleri satarak, Kürt halkına saldırmaya başladı.

ABD ise DAİŞ’le mücadele adı altında İran’ın bölgeye hakim olmasını engellemek istedi. Bu amacı için yaklaşık olarak 70 devletin yer aldığı uluslararası koalisyonu kurarak Suriye’ye müdahale etti. Aynı ABD Türk devleti tarafından Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’nin işgal edilmesine göz yumdu. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yüz binlerce Kürt’ün göç etmek zorunda kaldığı işgal saldırıları için ‘Bizim için Türkiye’nin orada olmasında hiçbir sorun yok’ açıklamasında bulundu.

Suriye’de hegemonyasını adım adım kuran Rusya hiçbir ahlaki değeri tanımadı. Yarım yüzyılı kapsayan anlaşmalar yaparak Tertûs’taki gaz ve fosfat yataklarını kullanmaya başladı. Çıkarlarını gerçekleştirmek için çok sayıda Suriye şehrini yerle bir etti. Efrîn’de Kürt halkının geleceğini etkileyen pazarlıklar yaptı. Türk devletinin Efrîn’de tarihin en barbar katliamlarını yapmasına imkan sağladı.

Ancak kendilerine direniş hattı diyenler ve Suriye krizinin on yılını "ABD ve İsrail'e ölüm" sloganları atarak geçirenler, İsrail'e verdikleri desteği kanıtladılar. Bu konuda hiçbir direniş sergileyemediler. İsrail’e verdikleri destekleri de gizlemiyorlar. Sadece Hafız Esad, Mahmud El-Zehbi, Ali Hebib, Farûq El-Şeri, Welid Muallim ve Beşar Esad'ın cevap hakkını kullanıyorlar. O sloganları atanların çoğu öldü ve söyledikleriyle birlikte gömüldü.

Oynanan oyunu en başta anlayan ve ona göre pozisyon belirleyen Kuzey ve Doğu Suriye halkları, Suriye krizinin çözümü için üçüncü yolu seçti. Suriye’deki savaşın iktidar savaşı olduğunu bunun iktidar zihniyetinin dönüşümü için olmadığını en baştan anladı.

2014 yılında Kuzey ve Doğu Suriye halkları, benimsedikleri yol doğrultusunda Suriye krizinin çözümü için Demokratik Özerk Yönetim projesini kendine şiar edindi. Oynanan oyunu bozduğu için Özerk Yönetim projesi ABD, Rusya ve AB devletlerinin onayıyla Türk devletinin saldırılarına uğruyor.

Geride kalan on yılda gizlenen çok şey açığa çıktı. Maskeler düştü, çıplak kralların gerçek yüzleri ortaya çıktı. Suriye halklarının büyük çoğunluğu hiçbir ülkenin onları savunmadığını sadece kendi çıkarları için savaştığının farkına vardı. Bu savaşta Suriye halklarına ölüm, talan ve işgalden başka bir şey çıkmayacağının herkes farkına vardı.

Suriye krizinin üzerinden 10 yıl geçti. Esad’ın halen iktidarda olması kapitalist güçlerin gerçek amacının Esad’ı yıkmak olmadığı bir kez daha kanıtlandı. Tarihte bunun örnekleri çoktur. 2005 yılında Irak’ta Saddam Hüseyin iktidarını yıkmak için giden ABD iki yılda bunu tamamladı. Suriye krizinin başladığı sıralarda İsrail basını, İsrail ordusunda yer alan bazı üst düzey komutanların Beşar Esad iktidarının yıkılmaması için ABD’ye öneride bulunduğunu yazmıştı.

Irak’tan edindiği tecrübelerle hareket eden ABD, Suriye’de Beşar Esad iktidarını sona erdirdiğinde ortaya çıkacak alternatiflerin İsrail ve ABD’nin çıkarlarına yarayıp yaramayacağını hesapladı.

Diğer taraftan Rusya da iyi biliyor ki Esad’ı korumaktan vazgeçmesi kendi çıkarlarından vazgeçmesi anlamına geleceğini biliyor. Çünkü Esad, Rusya’nın Suriye’deki varlığını meşrulaştırıyor. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Rusya, Ortadoğu’ya yeniden inmeye çok yakın.

İran ise Suriye’deki konumunu yitirmesi durumunda bunun Türkiye, İsrail ve ABD ortaklığına karşı bir yenilgi olacağını düşünüyor. Suriye’nin ardından sıradaki durağın kendisi olacağını biliyor. Bu nedenle İran için Esad’ın kalması büyük bir zorunluluktur. Çünkü Suriye’de suların durulması dikkatlerin İran’a verilmesine neden olur. Bu da İran’ın işine gelmiyor.

Genel olarak Suriye’de yaşananlar üçüncü dünya savaşı olarak nitelendirilebilir. İlk defa dünya düzeyinde vekalet savaşları yaşandı. Yer yer asiller arasında da yaşanan bu savaştan faydalanan Esad, iktidarda kalmayı başardı. Görünen o ki Suriye’de yaşanan krizin sona ermesi uluslararası bazı anlaşmalara ve Suriye’de yeni anlaşmaların sağlanmasıyla mümkündür. Ancak içerisinde bulunduğumuz siyasi süreç bunun yakın zamanda gerçekleşmeyeceğine işaret ediyor.

(rr)

ANHA


Diğer Haberler