​​​​​​​Suriye’nin bağımsızlığından Baas Partisi’ne kadar Kürtler

Suriye’de Kürt halkının siyasi ve toplumsal açıdan yok edilmesi için birçok plan uygulandı. En önemlisi halen ülkeye hükmeden Baas Partisi iktidarı dönemiydi. Ancak Hafız El Esad ve oğlu Beşar Esad dönemlerinde bu partinin Kürtlere yaklaşımı farklıydı.

Egemen sistemlerin Kürtlere nasıl yaklaştığı, ne gibi planlar yaptığı, Hafiz Esad ve Baas Partisi’nin Kürtlere dönük yürüttüğü politikaları bu dosyada ele alacağız.

Suriye’nin bağımsızlığından sonraki süreçte siyasi yumuşamaya doğru gidildi. Bu da Suriye’deki Kürt hareketlerine, harekete geçmeleri ve görüşlerini dile getirmeleri için biraz güç verdi, Kürt dilinin Arapça diliyle birlikte okullarda resmi dil olarak okutulması talebinde bulunması düzeyine ulaştı. Ayrıca Kürt bölgelerine Kürt bakanlar görevlendirildi ama bu dönem uzun sürmedi.

 O dönem egemen iktidarın Arap birliği yönündeki eğilimleri sonucu Kürt halkı ve diğer bileşenler ihmal edildi, dışlandı. Bununla birlikte hükümetler, Fransa egemenliği döneminde çıkan Kürtçe yayın ve kurumların tümünü kapattı. Bu, 1946’da bağımsızlıktan sonra kurulan ilk hükümet olan Seedallah El Cabirî hükümetinin İçişleri Bakanı Sebrî El Eselî’nin kararıyla yapıldı.

Suriye’deki Kürtlere yönelik en büyük baskı, Suriye ve Mısır birliğinden sonraki süreçte oldu. İktidar sistemler, Kürtleri inkâr etmeye çalıştı. 1962’de Hesekê’de bir günde nüfus sayımı yapıldı ve bölge sakinlerinin bilgi vermesine imkân vermedi. Bu nüfus sayımında 120 Kürt 93 sayılı kararla vatandaşlık hakkından mahrum bırakılarak, “Türk yabancılar” olarak tanımlandı ve yabancı kimlik kartı verildi.

Kimlik hakkından mahrum bırakılan Kürtler, artık mülk satın alamıyor ve kendi adına kayıt yapamıyordu. Ayrıca seçimlerde oy kullanamıyor, pasaport çıkaramıyor ve ülkeden çıkamıyorlardı. Aynı zamanda kimliksiz Kürtlerin evlenmesi de yasa dışı kabul ediliyordu ve çocukları medeni haklarını kullanamıyordu.

HAFIZ ESAD DÖNEMİ

Kürtler üzerindeki bu politikalar, Baas Partisi’nin ortaya çıkana ve Hafiz El Esad Suriye’de iktidar olana kadar devam etti. Gözlemcilere göre, Hafiz El Esad, Kürt sorununa akıllıca yaklaşarak Kürt partilerini parçalamayı başardı. Suriye’de en başta Kürt Demokrat Partisi bölündü, “Arap Kemeri” projesiyle Kürt bölgelerinin demografik yapısı değiştirildi.

Arap Kemeri; Şam hükümetinin Suriye’nin Cizre bölgesinde 1974’te gerçekleştirdiği Araplaştırma ve demografik yapıyı değiştirme politikasıdır.  Hükümet, Suriye-Türkiye sınırında Kürtlere ait tarım arazilerine el koyarak, Hesekê’de toprakları Fırat Barajı suları altında kalan Reqa ve Halep’teki Arap çiftçilere verdi.

 

Bu hikaye Fırat Barajı’nın inşasından önce 1966’da başladı. Baas Partisi’nin 3’üncü yerel kongresinde, kongre kararlarının 5’inci bölümüne göre, Suriye-Türkiye sınırındaki tarım arazileri 350 km uzunluğunda ve 10-15 km derinliğinde devletin arazisidir ve devletin güvenliğine karşı istismar ediliyor.

Bu projeden zarar gören köylerin sayısı 335’te ulaştı. Bazı köyler tamamıyla ortadan kaldırıldı ve yeni kurulan köylere dahil edildi. Ayrıca daha sonrasında ortaya çıkan Hesekê’de yaşayan 150 binden fazla Kürde zarar verdi.

İHMAL VE ZULME RAĞMEN KÜRTLER KUZEYDE KALKANDIR

Kürtlerin kültürel, siyasi ve toplumsal olarak tasfiye edilmesi planlarına karşı Kürt partilerinin yenilgisine karşı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) kendisini Suriye’de ispatladı. PKK doğru bir politika uygulamak için tüm imkanları kullandı, Kürt kimliğinin yeniden canlanması ve inşasında önemli bir rol oynadı.

Türkiye ve Suriye arasındaki savaşta Kürtler doğru yerde yer aldı. Bu anlaşmazlık, Suriye’nin İskenderun vilayetinin 1939 yılında Türkiye egemenliğine girdiği döneme kadar uzanıyor. 1970’li yılların sonunda Türkiye’nin Fırat Nehri üzerinde baraj kurması ve Suriye’nin su kaynağını tehdit etmesiyle bu çatışma daha da derinleşti. O dönemde, PKK’nin mücadelesi sonucunda Kürtler siyasi ve kültürel alanda özgürlük elde etti. Şam, 1996’da İsrail-Türkiye ittifakını hissettikten sonra, Fırat suyuna ihtiyaç duyduğu için Türkiye’ye taviz vermek zorunda kaldı. Ardından Önder Abdullah Öcalan Suriye’den ayrıldı.

Önder Abdullah Öcalan ilk savunmasından şunları söylüyor:

“Suriye’den çıkardığım anlayış, gerçekte İsrail’in Kürt politikası ve benim dostluğum arasındaki çatışmaya dayanıyor. Özellikle İsrail, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Kürt sorununda patron olarak ortaya çıktı. Benim şahsımda Kürt sorunun ikinci çözümünde dayanamadı. Buna duruma karşı çok nazikti. Yüzde yüz bu onun hesabına uymuyordu. Onun hakkını yememem gerekiyor; MOSSAD, doğrudan olmasa da onun yolunu kabul etmem için beni davet etti. Bunun içinde ne ahlaki ne de siyasi anlamda açık ve hazırdım. Suriye Arap yönetimi, ağır taktik ilişkilerden uzaklaşmamızı istemedi. Zaten Hafız El Esad yönetimi ABD ve Sovyet hegemonik savaşı sayesinde ortaya çıkmıştı. Sovyet birliğinin dağılmasından sonra Suriye bu hassas aşamada herhangi bir taktik ilişki sürdüremedi. Suriye benimle, PKK ve Türkiye ile alçak gönüllü bir ilişki kuruyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1958’de Suriye’yi tehdit etmesi gibi ve İsrail ile artan ilişkilerine cevap vermek istiyordu. Uzun vadeli bir taktik ilişki için PKK iyi bir araç ve fırsattı. Bu ilişkinin ikinci Kürt politikasına yol açacağını görmek istemiyorlardı. Türk yönetimleri tüm girişimlerine rağmen bunu engelleyemediler.”

Gözlemciler, Suriye-Türkiye sınırındaki Kürtleri, Türkiye’nin eski düşmanlarına karşı bir kalkan olarak nitelendiriyordu.

Türkiye’nin Suriye’deki planları ve Kürtlerin bu planlara karşı rollerine rağmen, Şam hükümeti başkanı Hafız El Esad 20 Ekim 1988’de Türk devletiyle Adana Anlaşması’nı imzalayarak Suriye’deki Kürtleri hedef yaptı.

 

Hafız El Esad döneminde, özellikle Türkiye ile yapılan anlaşmadan sonra, Şam hükümeti Kürtleri tehdit ediyor, onları ayrımcılıkla suçluyordu. Böylece Kürtleri siyasi, ekonomik ve kültürel bir çalışma yaptıklarında tüm güvenlik şubeleri tarafından soruşturulup aranıyordu. Bu siyaset aynı zamanda Araplar üzerinde de sürdürülüyordu, hükümeti eleştiren Araplar “Saddamcı” ya da Irak rejiminin eski başkanı Saddam Hüseyin’in destekçiler olarak suçlanıyorlardı. 

BEŞAR ESAD VE KÜRTLER

Kürtler karşı bu politikalar Beşar El Esad döneminde de devam etti. Şam hükümeti, Kürtleri ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim’e dahil olan bölgedeki halkı dışarıya ajanlık yapma ve ülkeyi parçalamakla suçluyor.

Hafız El Esad’ın 2000 yılında ölmesinden sonra oğlu Beşar El Esad yerini aldı. Ama oğul Esad bölgenin durumun ve tarihini okuyamadı, Türkiye’nin ülkedeki tarihi planlarını göz önünde bulundurmadı.

Beşar El Esad döneminde Türkiye-Suriye ilişkiler ilerledi. Şam rejimi, onlarca Kürt aktivisti yakaladı ve baskı yaptı. Esad ve Erdoğan’ın ilişkileri aile ilişkileri düzeyine kadar ulaştı. Ayrıca Beşar El Esad, Erdoğan’ı razı etmek için Suriye’nin birçok kazanımını kaybetti. En önemlisi Suriye’nin sokaklarını Türkiye mallarına açtı. Bu Suriye ürünleri özellikle Halep sanayi üzerinde olumsuz etki yaptı.

Bununda ötesinde Beşar El Esad, Kürt davasına büyük bir düşmanlık yaparak, bölge bileşenleri arasındaki parçalanmayı büyüttü. Bu durum kendisini 2004’de Qamişlo Serhildanı’nda gösterdi ki Şam hükümeti Kürtler ve Araplar arasında fitne çıkarmak istiyor. Kürtleri hedef gösterdiler aralarından kadın ve çocukların da olduğu onlarca kişi şehit düştü.

22 Aralık 2010’da Şam Dışişleri Bakanı Welîd El-Mûalîm ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında Adana Anlaşması’nı “değiştirerek” bir güvenlik anlaşması imzalandı. Bununla Şam hükümeti Kürtler üzerinde baskılarını arttırdı ve onları terörist gruplar olarak adlandırdı.

SURİYE KRİZİNDEN SONRA SÜREÇ NASIL İŞLEDİ?

Suriye krizinin 2011’de başlamasıyla birlikte, Beşar El Esad hükümeti, Suriye toplumuna müdahale etmesi için Türkiye’nin önünü açtı. Beşar El Esad’in eski dostu olan Erdoğan, rejiminin yıkılması için çağrıda bulunan ilk kişi oldu ve Suriye toprağını işgal etti.

Türkiye, Suriye’deki terörist gruplara destek verdiği zaman, Şam hükümeti bölgelerini korumak için varlığını ispatlayamadı ve bu nedenden dolayı bölgeden geri çekildi. Burada Kürtler kendilerini örgütleyerek, siyasi partilerini ve askeri güçlerini kurdu, ardından bütün bileşenlerin içinde yer aldığı Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni inşa etti.

Erdoğan, Suriye topraklarına müdahalesine bahane bulmak için önceki anlaşmaları kullandı. Ancak bu anlaşmaları ihlal etti. Bu anlaşmalara göre, Türkiye ve Şam arasında ortak çalışma ve koordinasyon olmalı ama Türk devleti, Suriye ordusu da dahil olmak üzere, hedeflerinin önünde duran herkesle savaştı. Anlaşmalarda Suriye ordusunun sınırları kontrol edeceğine dair bir madde vardı, ancak Türk ordusu Bab, İdlib, Cerablus, Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê bölgelerini işgal etti. Bu anlaşmalara göre Türk ordusu bu bölgelerden çekilmeli.

Şimdi tarih tekerrür ediyor. Geçmişte yaşanan kötü deneyimler, Türkiye’nin Suriye’deki tarihi planları ve Türkiye tarafından eski Adana Anlaşması ihlal edilmesine rağmen Ankara ile Şam hükümeti ilişkilerinin geri dönüşü üzerine konuşmalar var.

SONUÇ

Türkiye’nin Suriye topraklarındaki çıkarları ülkenin bağımsızlığından önceki döneme dönüyor. O dönem Türkiye bölgede planlarını uygulamak için bir fırsat arıyordu. Bazen güçle bazen Suriye’de egemen olan iktidarları kandırma yoluyla, bazen de kirli anlaşma ve ilişkiler yoluyla planlarını uygulamak istedi.

Bu nedenle, Suriye toprakları üzerindeki tehdit, İskenderun vilayetinin Türkiye topraklarına dahil edilmesinden bugüne kadar Türkiye’nin tehdit ettiği ülkenin kuzeyinden geliyor. Bu bölgelerde Türkiye’yi hiçbir zaman tehdit etmeyen Kürtler yaşıyor. Ama iktidar sistemleri Kürtleri ülkenin kuzeyinde bir koruma kalkanı olarak görmeli ve haklarını vermelidir.

Bununla birlikte, bu rejimler, Suriye egemenliğini ve topraklarını düşman Türklere bırakmayı, Kürt haklarının üstünde tutmuşlar.

Kürtlere karşı yaklaşımlar konusunda, Hafız El Esad ve oğlu Beşar El Esad dönemleri arasında küçük bir farklılık var. Baba Esad Türkiye’nin tehlikelerine karşı uyanıktı ama oğlu gerçeği göremiyor.

(df/ff)

ANHA