Taştekin: Türkiye Rojava’nın statüsüne karşı alarmda

Türkiye’nin Kürtlere karşı DAİŞ’i birçok açıdan desteklediğine dikkat çeken Fehim Taştekin, Kürtlerin Rojava’da geliştirdiği yönetim modelinin de Türk devletinin karşı saldırılarına maruz kaldığını belirterek, “Kürtlerin Kuzey ve Doğu Suriye’de statü kazanacak olması, Türkiye’nin alarma geçmesine neden oluyor” dedi.

DAİŞ ve benzeri çete gruplarının bölgedeki varlığını sona erdirilmesi için uluslararası güçlerin ciddi yaklaşımının bir zorunluluk olduğunu kaydeden gazeteci yazar Fehim Taştekin, ancak mahkemenin kurulması durumunda DAİŞ’e ilişkin perde arkasında kalan gerçeklerin ve devlet bağlantılarının ortaya çıkma olasılığının bu güçleri korkuttuğunu, bunun için de böyle bir mahkemeye doğru yaklaşılmadığını, söyledi.

Qamişlo’nun Amûdê ilçesinde, Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (NRLS) organizatörlüğünde düzenlenen DAİŞ konulu uluslararası forum, üçüncü gününde devam ediyor. 15 ülkeden yüzlerce ünlü ismin katıldığı forumda DAİŞ terörünün ortaya çıkardığı etkiler değişik boyutlarıyla masaya yatırılıyor.

Foruma katılan gazeteci yazar Fehim Taştekin, DAİŞ’in yenilgiye uğradığı bir bölgede böylesi bir forumun düzenlenmesinin önemli olduğunu dile getirerek, “Verilen mücadelenin uluslararası alanda bir şekilde tartışılması kayda değerdir” ifadelerini kullandı.

‘Uluslararası ciddiyet önemli’

DAİŞ sorununun bitmediğini belirten Taştekin, sorunun çözümünde uluslararası ciddiyetin önemli olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: “DAİŞ sorunu bitmiş değildir. Farklı şekillerde ve coğrafyalara yayılmış yapılanmalar, tehlike arz etmeye devam edecektir ve bitmeyecektir. Bunda uluslararası ciddiyet önemlidir. Sadece askeri mücadele değil, devletlerin yaklaşımları da önemlidir. En önemlisi de bu örgüt veya örgüte benzer yapıları farklı yerlerde siyasi araç olarak kullanan aktörlerin de bir anlamda uyarılması gerekiyor. Bu konferansı önemli bulduğum için katıldım.”

 ‘Kürtlerin statü kazanacak olması Türkiye’yi alarma geçirdi’

Taştekin, DAİŞ’in 2014’te ortaya çıkmadığını, DAİŞ’e bel bağlayan aktörler göz önünde bulundurulduğunda bu ortaya çıkışın tarihsel bir süreci olduğunu söyledi. Aktörler arasında Türkiye’nin de olduğunu kaydeden Taştekin, “Türkiye, Kürtlere karşı DAİŞ’i birçok açıdan destekledi. Kürtlerin ortaya koyduğu model, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Kürtlerin Kuzey ve Doğu Suriye’de statü kazanmış olması ya da kazanacak olması, Türkiye’nin alarma geçmesine neden oluyor. Bu yapı (Özerk Yapı) Türkiye’deki Kürtlerle etkileşimde olan bir yapıdır. Bu projeyi çökertmek, Türkiye’nin Suriye siyasetinde önemli ve öncelikli hedefi haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.  

‘Türkiye: Şimdi ben varım, aslı geldi’

Fehim Taştekin, Kürtlerin ortaya koyduğu Demokratik Özerklik modeline karşı Türkiye’nin ‘Kürdistan projesi’ yaftasıyla kendine mücadele alanı açtığını söyledi. Taştekin, “ Türkiye, ‘Cerablus’tan Bab’a kadarlık bölgeyi DAİŞ’i biz temizledik’ diyor. Devlet Kürtlerin Şehba bölgesinde demokratik özerk bir yapı oluşturmasının önünü kesmek istedi. Efrîn ve Kobanê arasında bir bağlantı kurulmasını, Akdeniz’e kadar Kürt ve Kürdistan projesi olarak nitelendirdi ve müdahaleci bir politikayla bir alan açtı. Özünde Kürtlerin önünü kesmek isteyince Türkiye üzerine DAİŞ’in finanse edildiği yönünde baskı oluştu” şeklinde konuştu.

Taştekin, Türkiye’nin DAİŞ’e destek konusunda uluslararası alanda üzerinde yoğunlaşan baskıyı bertaraf etmek için kullandığı yöneteme ilişkin ise, “Türkiye, ‘Şimdiye kadar sen (DAİŞ) benim çıkarlarıma hizmet ediyordun ama artık ben varım, aslı geldi kendisi gitsin’ der gibi bölgelere girdi ve uluslararası topluma dönüp ‘Ben DAİŞ ile mücadele eden bir aktörüm’ dedi. Türkiye kendi üzerindeki baskıyı bertaraf etmek için bu politikayı kullandı” tespitinde bulundu.

‘DAİŞ ile aynı ideolojiye sahipler’

Türk devletinin desteklediği çete gruplar ve bu grupların oluşturduğu tehlikeye işaret eden Taştekin devamla, “DAİŞ ile aynı ideolojiye sahip örgütler var ve bunlar makul olarak görülüyor. Bunlar şu anda Efrîn, Ezaz, İdlib, Bab ve Cerablus’a taşınan gruplardır. Türkiye, bunlara desteğini ve bunlar üzerinden Suriye’de oyununu sürdürüyor. En vahim olanı da uluslararası ortakları, Türkiye’nin buradaki misyonunu son derece stratejik bulup destekliyor. Bu ikiyüzlülüktür. Heyet Tehrir El-Şam, El Nusra’nin devamıdır. El Nusra da Suriye’de DAİŞ’in şubesi ve koluydu. DAİŞ, taktiksel olarak onlarla ayrıştı. DAİŞ'in bir versiyonu geniş çapta destek görürken Türkiye sınırlarında hala bunu tolere eden bir uluslararası koalisyon söz konusu. Bunun çok boyutlu tehlikeleri var” yorumunu yaptı.

Türkiye’de çeteleri destekleyenler artıyor

Taştekin, Türkiye’nin desteklediği çete gruplarının sadece Suriye için değil, Türkiye için de tehlike oluşturduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti, “(Türkiye’nin desteklediği) Bu gruplar Efrin, idlib, Bab, Ezaz, Cerablus’ta olduğu sürece Suriye’de anormallik devam edecektir. Suriye’de bir barış inşa edilemeyecektir. Bu örgütler kullanışlı araçlara dönüştürülmüştür. Bu grupların taşıdıkları ideoloji coğrafya için çok tehlikeli. Cihatçı gruplar savaş bitse de bizim toplumlarımızda hücreler halinde varlıklarını sürdürmeye devam edecek. Bu dönüşüm başladı. Bizim (Türkiye) sınır illerimizde bu örgütler yapılanıyorlar. Kendilerini laik olarak gören devlet kurumları da bu etkileşimden uzak değiller. Bu gruplara sempati duyan insanların sayısı artıyor. Bu dönüşüm çok tehlikeli bir dönüşümdür.”

‘Devletler uluslararası mahkemede aktarılacaklardan korkuyor’

Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulacak bir uluslararası mahkemenin bölgedeki yapının statü kazanmasına vesile olacağını kaydeden Taştekin, Avrupa ülkeleri ve vatandaşları olan DAİŞ çeteleri hakkında dikkat çekici yorumlarda bulundu.

“Uluslararası mahkemenin kurulması, Kuzey Doğu Suriye yapılanmasının tanınması ve desteklenmesi gibi bir sonucu doğurur. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, bu sorundan kaçışı bir çözüm olarak görüyor. Savaşçılar Avrupa’dan buraya gelirken tüm devletlerin bilgisi dahilinde oldu. ‘Tek yönlü biletle gitsinler ve mümkünse geri dönmesinler, düşmanımız Esad’ı yok etsinler ve orda kalsınlar’ düşüncesi hakimdi. Bu grupların geri dönüşü onlar için büyük bir problem. Bu gruplar ülkelerine dönmesin ama uluslararası mahkemeyi destekleyelim ve bu durumdan kurtulalım düşüncesindeler. Bu ikiyüzlülüktür.”

Gazeteci yazar Fehim Taştekin, uluslararası mahkemenin kuruluşundaki gecikmeyi ise şu hususlara bağladı: “Mahkemede DAİŞ’in yapılanması ve nasıl ortaya çıktığına yönelik bir sürü bilgi ortaya çıkabilir. DAİŞ sorunu Avrupa’ya taşınmasın, Kuzey ve Doğu Suriye’de hapsedilsin, unutulup gitsin gibi istekler de söz konusudur. Devletler mahkemede DAİŞ’lilerin aktaracaklarından korkuyor.”

ANHA


Diğer Haberler