TC’nin kabadayılığı arkasına gizlenmiş yalvarışı – Halil CEMAL

Faşizm için birçok tanımlama yapılmıştır. Tüm tanımlamaların özünün, kapitalizmin en insanlık dışı en kanlı diktatörlüğü olduğu belirtilebilir.

Bu anlamda faşist diktatörlükler, bir kişinin doğuştan gelen haklarını, bir ulusun ulus olmaktan kaynaklı haklarını ve tüm bireylerin ya da toplulukların özel ya da kolektif ekonomik, politik örgütlenme haklarını ret eder. Bu hakları kullanmasını engellemek için en insanlık dışı uygulamaları ve politikaları hayata geçirir. Kısacası faşizm, günümüz dünyasının evrensel olarak tarif ederek kullanılmasını şart koştuğu tüm insanlık değerlerine düşmanlık anlamına da gelir.

`SANA DÜŞMAN, BANA DÜŞMAN, DÜŞÜNEN İNSANA DÜŞMAN`

Bugün Türkiye’de işte böylesi bir faşizm ile karşı karşıyayız. Ve bu faşizm her geçen gün sadece Kürtlere karşı değil insani değerlerden yana olan tüm çevrelere karşı da gözü kara bir saldırı yürütüyor. Kürdistan’ın tüm parçalarında soykırımı derinleştirmek için azgın bir saldırı yaparken, faşist olmayan Türkiyeli birey ya da topluluklara karşı da yöneliyor. Sanatçılara saldırıyor, iş insanlarını tehdit ediyor. Tutukluyor. Naziler de benzerini yapmıştı. Hedeflerini yalnızlaştırarak kendisinden olmayan tüm çevreleri parça parça toplu katliamlara varan uygulamalarla yok etmiş ya da teslim almıştı. Şairin dediği gibi faşizm “Sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman.... Bu vatana düşman.”  O nedenle de “Susma! Sustukça sıra sana da gelecek” sloganı ile topluluklar faşizme karşı direnmeye davet edilmişti.

KİM SUSUYORSA SIRA ONA DA GELECEK

Faşizm, sadece kendi egemenlik alanlarında değil, en yakın komşusundan en uzaktaki kendisinden olmayan siyasal-toplumsal güçlere karşı da düşmanlık demektir. Bu nedenle eğer bir devlet sınırları içinde faşist diktatörlük uygulanmaya başlanmışsa sadece o sınırlar içindeki insanlar değil dünya tehdit altında demektir. Onun için dünyada faşizme karşı kim susuyor ya da onu teşvik ediyorsa bir gün sıra ona da gelecektir.

DÜNYANIN BAŞINA YENİ MUSALLAT: DİKTATÖR ERDOĞAN

İkinci dünya savaşının faşist diktatörlükleri başta olmak üzere tüm faşist diktatörlükler insanlık için mutlaka bir biçimde tehdit oluşturmuştur. İngilizler Sovyetler Birliği’ne karşı besleyip büyüttükleri Nazilerle Münih antlaşmasını yaparak Hitlerin sadece Sovyetler birliğine saldırmasını teşvik ettiğini sanmıştı. Ama Nazi uçakları İngilizleri de bombalamaya başlayınca durumun hiç de sandığı gibi gelişmediğini anladı ve Sovyetlerle faşizme karşı ittifak yapmak zorunda kaldı.

Şimdi de faşist AKP/MHP iktidarı şahsında yine İngilizlerin de içinde olduğu NATO’nun marifetiyle dünyanın başına yeni bir faşist diktatörlük musallat edilmektedir.  Bunun adı da AKP/MHP Faşist diktatörlüğüdür. Diktatörün ismi de R.T. Erdoğan’dır.

KÜRTLER ŞAHSINDA İNSANLIĞA SALDIRAN BİR SALDIRGAN

Bu diktatörlük, Kürtleri bahane ederek sınır ötesi komşu coğrafyaları tehdit etmekle sınırlı kalmamakta, Avrupa’yı da tehdit etmekte. Dediğini yaptırmak için DAİŞ’i kullanmakta, mültecileri kullanmakta, uyuşturucu ticaretini kullanmakta. Askeri, siyasi, ekonomik olarak devletler hukukuna, uluslararası sözleşmelere, insan hakları evrensel beyannamesine uymadan hatta bu kurumlar karşısında suç işlemekten çekinmeden Kürtler şahsında insanlığa saldırmakta.

İşte bu faşist diktatörlük son dönemlerde Ukrayna-Rusya savaşının fırsatlarından yararlanarak bağlı bulunduğu ve AKP/MHP faşist diktatörlüğünün esas destekçisi olan NATO’yu da tehdit etmektedir.

FİNLANDİYA İLE İSVEÇ’İN NATO ÜYELİK BAŞVURUSU

Hitlerin Çekoslovakya’ya karşı yaptığı Münih antlaşması gibi bir antlaşmayı Kürtlere karşı yapmaya çalışmaktadır.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusu üzerine çıkan tartışmalarda da bu açıkça görülmektedir.

NATO’ya yeni bir üyenin kabul edilmesi için tüm üye devletlerin onayı gerekmektedir. Bir üyenin veto etmesi durumunda başvuran devlet üye olamaz. Bu durumda herhangi bir üye NATO’nun değil de kendi çıkarları için NATO’nun genişlemesini engelleyebilir. Şu anda faşist TC de benzeri bir pozisyonda Finlandiya ve İsveç’in başvurusuna karşı bu hakkı kullanabileceği iddiasında.

Faşist TC’, benzeri bir durumu Yunanistan’ın NATO’ya yeniden dönüşü için yaptığı başvuruyu 1974-1980 yılları arasında engellemişti. Bu nedenle de Yunanistan, NATO’ ya 6 yıl boyunca dönememişti. Şimdi faşist diktatör RT Erdoğan, Yunanistan’ın NATO’ya girişi önündeki engeli kaldıran faşist diktatör Kenan Evren’i eleştirmektedir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO ya girişini engelleyerek “Aynı hatayı bir daha yapmayacağız” demektedir.

29-30 Haziran’da toplanacak NATO liderler zirvesinde karara bağlanacak olan İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik konusu faşist TC için neden bu kadar önemli? Ya da bu üyelik konusu üzerinde neden fırtınalar estiriliyor

İŞGAL VE SALDIRILARDA BİRİNCİ DERECEDE SORUMLU NATO’DUR

Konu NATO olunca insanlık açısından sicili pek temiz olmayan bir organizasyondan bahsediyoruz. O nedenle İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olması elbette olumlu bir gelişme olamaz. Faşist Diktatör Erdoğan’ı bir proje olarak bölge halklarının ve dünyanın başına bela eden NATO’dur. Bugün Güney Kürdistan’da, Şengal’de yaşananların birinci derecede sorumlusu NATO’dur. Dünyanın birçok yerinde özgürlük ve demokrasi güçlerine karşı faşist diktatörlükleri işbaşına getiren NATO’dur. Halen birçok ülkede var olan Özel Harp Daireleri ve Gladio gibi örgütlerin arkasındaki esas güç NATO’dur. Bu özellikleri ile NATO kuruluşundan bu yana işlenen birçok insanlık suçuna, birçok darbenin olmasına imza atmıştır. Dünya’nın şu ya da bu tehdit nedeniyle böylesi bir organizasyona halen ihtiyaç duyması insanlık açısından utanç verici bir durumdur. O nedenle böylesi bir örgütün genişlemesi değil elbette dağıtılması tartışılmalıdır.

EFRÎN’DEN UKRANYA’YA ÇETELERİN VARLIĞI NATO KAPSAMI DIŞINDA DEĞİLDİR

Kürtler açısından da durum pek farklı değildir. Bugün halen Kürtler soykırım kıskancında varlık yokluk mücadelesi vermek zorunda kalıyorsa bunun nedeni NATO’dur. Efrîn’de, Serêkaniyê’de Gire Spî ve işgal altında yaşanan tüm insanlık dramlarının arkasında NATO’nun olduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz. Faşist Diktatörlüğün bugün Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü soykırım saldırılarının NATO’nun onayı dışında olduğunu kimse iddia edemez. Libya’daki, Kafkasya’daki ve Ukrayna’daki TC güdümlü çetelerin varlığı NATO kapsamı dışında bir eylem olarak görülemez.

Evet, işte bugün faşist TC’nin ve AKP/MHP faşist iktidarının temel dayanağı olan NATO temel gündem olarak karşımızda duruyor.

FAŞİST AKP/MHP İKTİDARININ İDDİALARI

Faşist AKP/MHP iktidarının sözcüleri, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasını “Milli Güvenlik Meselesi” olarak gördüklerini iddia ediyorlar. Nedir bu Milli Güvenliği tehdit eden durum? Kürtler! Bunu faşist Şef Erdoğan kendisi açıkça ifade etti. İsveç Parlamentosu’nda milletvekili olan Doğu Kürdistanlı Kürt Amineh Kakabaveh’i örnek göstererek “Orada teröristler var” dedi. Hâlbuki o kadın milletvekili sadece Kürt. Ama aynı zamanda Faşist TC’nin soykırımlarına karşı. Ve onu milletvekili olarak İsveç Parlamentosu’na gönderen de PKK değil ona oy veren Kürt ya da başka etnik kimlikte İsveç vatandaşlarıdır. O da yetmedi. Onlar “Bize silah ambargosu” uyguluyorlar dedi. “YPG ile görüşüyorlar” “Onlara destek sunuyorlar” dedi.

Aslında bu söylemleri ile faşist AKP/MHP iktidarı sadece PKK’ye karşı değil Kürtlere karşı olan pozisyonunu da ifade etmiş oldu. Yani esas olarak “Ben Kürtleri tarihten sileceğim” dedi. Ve bu konuda sınırsız destek istedi. Bütün mesele biraz da bu faşist iktidarın Kürtlere bakış açısında kilitleniyor. Kürt varlığı onlar için bir tehdit olarak görülüyor. O nedenle de Önder APO düşmanın bu politikasını ortaya koyarken öncelikli olarak “Varlığı korumak”tan bahsetti.

Diğer yandan Kürtler, tarih boyunca hiç bir halk için tehdit oluşturmamış. Tarih boyunca yaşanan ve şimdi de KDP şahsında vücut bulan işbirlikçilik ve ihanetin de gösterdiği gibi sadece kendisi güvenliği için tehdit oluşturmuş. İşte PKK ve Apocu Kürtler bu tehdidi ortadan kaldırarak tüm bölge halklarının güvenlik içinde yaşamasını ağlamaya çalışıyor.

YPG konusuna gelince neredeyse bütün NATO üyesi devletler faşist TC gibi düşünmüyor. Şu an Kürtlere dayatılan soykırım saldırılarının arkasında olan İngiltere ve Almanya gibi devletler bile faşist TC gibi düşünmüyor. O zaman neden Finlandiya ve İsveç NATO konusunda gündeme girmektedir?

ONLARA GÖRE DE KÜRTLER ÖZGÜR OLMASIN AMA TARİHTEN DE SİLİNMESİN

Birincisi Kürtlere bakış açısı dedik. Ama İsveç ve Finlandiya Kürtlerin özgürlüğünden yana bir tutum içinde değil. TC ile aralarındaki fark Kürtlerin tarihten silinmesi noktası. Yani onlara göre de Kürtler özgür olmasın ama tarihten de silinmesin. Sömürgeci bölge devletleri hep Kürt sorunlarıyla uğraşsın. Dikkat edilirse her iki ülkenin hükümet yetkilileri “PKK teröristtir” dediler. Bu konuda faşist TC ile aynı düşündüklerini söylediler. PKK’ye karşı mücadelede faşist TC’nin yanında olduklarını her zaman gösterdiler. PKK’nin terör listesine alınmasının arka planında İsveç Başbakanı Olof Palme cinayetinin olduğunu unutmamak gerekir. İsveç mahkemesi Olof Palme Cinayeti için “PKK yapmadı” demesine rağmen İsveç devletinin PKK’ye karşı tutumunda bir değişiklik olmadı.

Bütün bu gerçekliklere rağmen faşist AKP/MHP iktidarının ısrarının altında yatan gerçeklik ne olabilir?

TC NATO’YU TEHDİT EDİYOR

Rusya Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine karşı. Bunu kendi güvenliği için bir tehdit olarak görüyor. Ukrayna savaşının gerekçesi olarak da bu güvenlik konusunu gösterdi.

Faşist TC, Rus yanlısı gibi söylemi ile aslında NATO ile pazarlığa oturmak istiyor. Yani NATO’yu tehdit ediyor. “Eğer dediklerimi yapmazsanız ben de Rusya ile beraber tutum takınırım” demek istiyor. Bunu yapabilir mi? Hayır! Sonuçta bu konuda NATO’nun dediği olacak. Eğer farklı gelişmeler yaşanmazsa İsveç ve Finlandiya NATO’ya üye olacak.

MEVCUT DURUMUN AŞILMASI İÇİN BÖYLESİ BİR GÜNDEME İHTİYAÇ DUYUYOR

Şu an Türkiye ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir bunalım içinde. Mevcut faşist iktidar ciddi bir kitle kaybı yaşıyor. Ve seçimler yaklaşıyor. Bu nedenle mevcut durumun aşılması için böylesi bir gündeme ihtiyaç duyuluyor. Bir yandan Kuzey Kürdistan ve siyaset kurumları soykırıma tabi tutulurken diğer yandan da Türkiye demokrasi güçleri ağır saldırı altında tutuluyor. Güney Kürdistan tümden işgal edilerek Kürt kazanımları tümden ortadan kaldırılmak isteniyor. Buna karşı da bir direniş yaşanıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Şengal’de istediği sonuçları alamadığı gibi 1 Milyon Suriyelinin işgal bölgelerine yerleştirilmesi için ciddi bir mali-siyasi desteğe ihtiyacı var. Doğu Akdeniz Problemi çözülmüş değil.  Yunanistan karşısında daha fazla elini güçlendirmek istiyor.

Ve hepsinde de önemlisi; askeri olarak kara gücü neredeyse sıfıra inmiş durumda. TSK’nın kara gücü gerilla karşısında ciddi darbeler yiyor. Yani aslan Mehmetçik dönemi kapandı. O nedenle hava saldırı araçlarına ve uzun menzilli ya da uzaktan kumandalı toplar, füzeler ve tanklar gibi saldırı-savunma araçlarına ihtiyacı var.

KABADAYILIKLAR VAR OLAN YALVARMA DURUMUNU GİZLEMEK İÇİN KULLANILIYOR

Bunun için de İsveç’in bazı başlıklarda yaptığı silah kısıtlamasının kalkmasına ve özellikle de ABD’nin F16 savaş uçaklarına ihtiyacı var.  Yani Apocu Kürtlerin yükselişi ve özgürlüğe doğru yürüyüşü karşısında “Eğer beni desteklemezseniz Kürtler özgür olacak” diyerek yardım talebinde bulunuyor. O nedenle yüksek perdeden dile getirilen kabadayılıklar var olan yalvarma durumunu gizlemek için kullanılıyor.  İşte bu gerçekliğin yeterince farkında olmayan Finlandiya Cumhurbaşkanı, Faşist diktatör Erdoğan’ın yaklaşımları için “Açık olmak gerekirse biraz kafam karıştı....” demekten kendisini alamıyor.

HERŞEYE RAĞMEN ÖZGÜRLÜK KAZANACAK

Bütün bu gelişmelerin de ortaya koyduğu bir gerçeklik var. Başta faşist sömürgeci TC olmak üzere bölgenin Kürt düşmanı politikası izleyen güçlerinin bu politikaları asla kendileri için bir çıkar sağlamayacak. Aksine sorunları daha da derinleşerek hiç beklemeyen sonuçlara neden olunacak. Bilinmeli ki bölgenin güvenliği Kürtlerin özgürlüğünden geçmektedir. Tarih bunun doğruluğunu defalarca kanıtlamıştır. NATO genel sekreteri “Tüm müttefiklerin güvenlik endişeleri dikkate alınmalıdır”  demektedir. Kürtlerin ve bölge halklarının buna cevabı güvenliğin yolu halkların özgür birlikteliğinden geçmektedir şeklinde olacaktır. Faşizm böylesi birlikteliğin önüne asla geçemeyecektir. Faşizme baston değnekliği yapan sözde muhalif ya da ihanetçilerin tüm destek ve gündem çarpıtmalarına rağmen özgürlük kazanacaktır.

ANHA