Türk devleti… Kirli ve yayılmacı siyaseti-1

Türk devletinin, Afrika ve Arap coğrafyasının güvenliğini tehlikeye sokan siyaseti her geçen gün söz konusu bölge halkları tarafından daha net şekilde görülmeye başlanıyor. Zira Türk devletinin serdeki siyaseti Misak-I Milli sınırlarına vararak yeni Osmanlıyı yaratmaktır.

Arap uzmanlar, Türk devletinin her geçen gün Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasındaki yayılmacı politikalarının giderek bölge için tehlikeli bir sürece evrildiği görüşünde. Arap Ligi Genel Sekreteri Ahmed Ebu El Geyt bu durumu, “Türk devleti ve İran’ın çılgın” siyasetinin sonucu olarak değerlendiriyor.

5 bölümden oluşan bu dosyamızda Türk devletinin bölgeye yönelik müdahalesi ve bu siyasetin perde arkasını uzmanlarla değerlendiriyoruz.

HEGOMONYA AMAÇLI ASKERI MÜDAHALELER

Saddam Hüseyin’in Baas rejiminin Irak’ta hüküm sürdüğü dönemde başlayarak bugüne gelen süreçte Türk devleti Irak resmi devlet sınırları içindeki bir çok bölgeyi işgal etmiş durumda. İki taraf arasında 1984 yılında, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) karşıtlığı üzerinden bir anlaşma imzalandı. Türk devleti bu bahaneye dayanarak bölgede işgal harekatlarını geliştirmeye başladı.

Saddam Hüseyin’in 1991’de Kuveyt’e yönelik işgaline karşı, ABD değişik ülkelerle kurduğu ortak koalisyon gücüyle Irak’a karşı Çöl Fırtınası operasyonunu başlattı. 17 Ocak’ta başlayan çöl fırtınası operasyonu aynı yılın 28 Şubat’ına kadar devam etti. Bu savaşta daha fazla güç kaybeden Irak’ı zayıf gören Türk devleti, Irak’taki işgal alanlarını genişletmeye hız verdi.

Türk devleti bu amaçla ırak toprakları içindeki işgal operasyonlarına hız verdi. 1991 yıllında El Assa adıyla yeni bir müdahale geliştirdi. 1992 yılında ise Başurê Kürdistan dağlarına yönelik 15 bini aşkın askerin yer aldığı bir işgal harekatı başlattı. Her türlü ağır silah teknolojisinin kullanıldı bu işgal hareketından sonuç alamayınca 20 gün sonra geri çekilmek durumunda kaldı.

1993-94-95 yıllarında da yine on binlerce askerin yer aldığı yeni operasyonlarla Başûrê Kurdistan işgal edilmek istendi. KDP’nin de dahil olduğu ve 30 bini aşkın Türk askerinin dahil olduğu operasyonla Haftanin’e yönelik 45 gün sürecek yeni bir işgal harekatı başlatsa da yine eli boş dönmek durumunda kaldı.

2000 yılına varıldığında Türk devleti bölgeye dönük 25 kez işgal harekatı gerçekleştirmesine rağmen istediği sonucu alamadı. Bu işgal operasyonlarının çoğu ise Saddam Hüseyin’in Irak’ta iktidar olduğu dönemde gerçekleşmişti.

IXWAN (MÜSLÜMAN KARDEŞLER) KARTI SONUÇSUZ KALDI

Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle, durumu fırsata çevirmek isteyen Türk devleti Müslüman Kardeşler örgütünün yanı sıra, 1960’larda Iyad El Samarrai tarafından kurulan Irak İslam Partisi’ni kullanmaya çalıştı. Aslında buradaki amaç, Yeni Osmanlı sınırlarını kendisine yayılma çizgisi olarak gören Türk devleti ve Erdoğan rejimi için zemin oluşturmaktı.

Ancak Irak’ta iktidarı elinde tutan İran destekli Şii iktidar, Türk devletinin Müslüman kardeşler örgütünü kullanarak bölgede kontrol sağlamasına izin vermedi. 2003’te ABD müdahalesi sonrası oluşan Şii iktidar bölgede Müslüman kardeşler örgütünü sınırlamaya başladı.

Müslüman kardeşlerin partisi konumundaki Irak İslami Partisi, hem iktidardaki konumunu korumak ve hem de maddi imkanlardan yararlanmak için Şii iktidarla anlaşma yolunu tercih etti. Bu şekilde bir yandan İran’ın çıkarlarını korurken diğer yandan İran’ın ülkede hem siyasi hem de ekonomik olarak güç olmasını sağladı.

T.C’NİN YENİ OYUN KARTI TÜRKMENLER

Irak’ta ihvan kartı elinden kayan Türk devleti bu kez Türkmenler üzerinden oynamaya başladı. Türkmenlerin Irak’ta siyasi iktidarda yer alması bahanesiyle Irak iç işlerine müdahale etmeye çalıştı. Petrol zengini Kerkük bu müdahalede üs olarak kullanıldı. Defalarca yapılan açıklamalarda, Türkmenlerin de siyasi iktidarda yer alması gerektiğini, bunun için de sürekli olarak yanlarında yer alacağını deklere etti.

Aslında Türk devleti, Türkmenler üzerinden yaptığı açıklamayla Irak’ı parçalama ve zenginliklerinden faydalanma yönündeki amacını açığa vuruyordu. Zira MHP Başkanı Devlet Bahçeli, açıklamalarında Kerkük’teki Türkmenlerle sıkı ilişkileri olduğunu ve kendilerini yalnız bırakmayacağını açıkça ifade ediyordu. Hatta bahçeli bir adım daha ileri giderek, Türkiye’deki binlerce gönüllünün Türkmen yoğunluğunun olduğu kentlerde çıkacak iç çatışmalarda onlarla yan yana savaşmaya hazır olduklarını söyleyerek, Irak’ta ne tür senaryolar peşinde olduklarını da itiraf ediyordu. Bahçeli konuşmaların da Kerkük’ün zikretmekten de geri durmuyordu.

Cumhurbaşkanı sözcülerinden İbrahim Kalın, Kerkük’e yönelik amaçlarını, 2017’de söylediği, “Kerkük’te Kürtler ve Araplar da var, ancak Kerkük’ün kimliği Türkmen’dir” sözleriyle bir adım öteye taşırıyordu.

ONLARCA İSTİHBARAT MERKEZİ OLUŞTURULDU

Türk devletinin Başûrê Kurdistan ve Irak’a yönelik geliştirdiği müdahale ve operasyonlar hegomonya amaçlarını açıkça ortaya koyuyor. Zira bu amaçla bölgede özellikle KDP denetimindeki bölgelerde onlarca askeri ve istihbarat üssü oluşturulmuş durumda.

Zaxo, Heftanînê, Batûfa, Kanîmasî, Sinkî, Begova, Geliyê Zaxo gibi onlarca üs kuran Türk devletinin en büyük üssü hava alanı da bulunan Bamerni’de bulunan askeri üstür.

ESKİ AMAÇLAR YENİDE YÖNTEMLER

Kahire’de bulunan Arap Araştırmaları Merkezi Genel Müdürü Hani Silemani, Türk devletinin Arap coğrafyasına müdahalesinin yeni olmadığını, ancak müdahalenin yeni yöntemlerle yeniden devreye konulduğunu kaydetti.

Hani Silemani’nin konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle: “Mevcut rejim eski mirası yeniden diriltmek istiyor. Bu şekilde imparatorluğun köklerine geri dönmeye çalışıyor.  Bu gerçek, Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı gibi değişik yetkililer tarafından dillendiriliyor. Sürekli olarak Arap devletleri, Ortadoğu ve Afrika ülkelerine karşı müdahale tehditlerinde bulunuyorlar.”

Türk devletinin Arap ülkelerine yönelik saldırılarının sadece ekonomik ve siyasi değil, ama aynı zamanda ideolojik saldırı ve müdahale şeklinde de geliştiğinin altını çizerek, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çünkü türkleştirme temelinde giderek eski Osmanlı sınırlarına varmayı amaçlayan bir hegemonya kurma amacı güdülüyor. Bu ama zaten Türk devletinin açıklamalarında da var. Bu durum, Afrika, Doğu Akdeniz ve Arap ülkelerinde sahada var olma şeklinde de ortaya çıkıyor. Aslında Türk devleti bu şekilde krizlerin kaynağı durumuna da geldi.”

MİSAK-I MİLLİ HEDEFİ

Türk devletinin bölgede yürüttüğü siyaset ve uygulamaları, Misak-ı Milli sınırlarına vararak yeni Osmanlıyı inşa etmek istiyor.

Irak, 2016’da geliştirdiği Musul’u kurtarma operasyonunda Türk devletinin yer almasına izin vermeyince, o dönem Erdoğan yaptığı açıklamada, “Misak-ı Milli’yi okuyun ve Musul’un bizim için ne anlama geldiğini anlayın” diyerek bu gerçeğe işaret etmişti. 

Aynı Erdoğan bir başka konuşmasında, “ Biz Misak-ı Milli’yi koruyamadık. Ancak Suriye ve Irak’taki gelişmelere bakarak yeniden Misak-ı Milli’ye sahip çıkmalıyız” anlamında bir açıklama yapmıştı.

Erdoğan’ın her fırsatta gündeme getirdiği Misak-I Milli sınırları; İskenderun, Idlib, Halep, Dêrazor, Musul vilayetine kadar olan bölgeyi kapsamına alıyor. Ki, söz konusu Musul vilayeti olarak addedilen bölge, tüm Başûrê Kurdistan’ı da kapsamına alıyor.

OSMANLININ IRAK HARİTASI

Türk devletinin Irak’taki amaçlarına ilişkin değerlendirme yapan Iraklı Analist Mihemed Asım Şenşel, “ Türk devletinin ilk günden bugüne kadarki amacı Osmanlı İmparatorluğunu yeniden inşa etmektir” diyor.

Şenşel, “Ancak Türk devletinin bu amaçları gerçekleşemez. Çünkü hedefindeki Ninova halkı Arap’tır. Dolayısıyla bu amaçlarının gerçekleşmesi mümkün değildir” şeklinde konuştu.

IRAK’TA KİRLİ AMAÇLAR

Türk devletinin Irak’ta çok kirli bir rol üslendiğini belirterek, “Irak’ta askeri olarak harekete geçti ve sınırları ihlal ederek Başika’ya 3 tabur askerini yerleştirdi. Bunu bölgedeki bazı kesimlerin de yardımıyla yaptı. Bu kesimler bölgeden istihbarat almalarını sağladı” dedi.

İran’ın, Irak’taki etkinliğine de işaret eden Şenşel, gelişen durumu şöyle açıklıyor: “İran, Irak’ın zenginliklerini sistematik olarak talan ediyor. Siyasi, askeri ve teknik olarak Irak, Iran tarafından kontrol altında tutuluyor. Türk devleti de İran’ı taklit etti. Türk devleti Irak’ta inanç farklılığını bir çelişki hususu olarak körükledi” dedi.

Iraklı Siyasi Analist Asım Şenşel, Erdoğan rejiminin Irak açısından yarattığı tehlikeye işaret ederek, “Eğer bu siyasete karşı bir duruş olmazsa, yine sorunların çözümünde acilen gerekli adımlar atılmazsa Türk devleti yozlaşmış ve yolsuzluğa bulaşmış iktidarıyla, halkın kanını dökme pahasına Irak, Suriye, Libya ve özellikle de Musul’da Arapların kanı pahasına bölge kimliğiyle oynayacak ve bu şekilde Arap kimliğini tümden tasfiye edecek” uyarısında bulundu.

ANHA


Diğer Haberler