​​​​​​​Türk devleti… Kirli ve yayılmacı siyaseti-2

AKP Türkiye’de iktidara geldiğinden beri sürekli olarak Afrika ülkelerine müdahale etmeyi temel bir siyaset haline getirdi. Özellikle Somali’ye yönelik müdahalesinde değişik yöntemler geliştiren AKP, ülkeyi siyasi ve ekonomik açıdan olduğu kadar askeri açıdan da kontrol altına almaya çalışıyor.

T.C’NİN SOMALİ’Yİ KUŞATMA VE DENETİME ALMA PLANI

Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de iktidara geldiğinden beri sürekli olarak Arap ülkelerini ve coğrafyasını hegemonyasına alma ve zenginliklerini sömürme temelinde bir siyaset geliştirdi.

Dosyamızın ikinci bölümünde Türk devletinin Arap coğrafyasında geliştirdiği sömürü siyasetinde dikkat çekerken, projeksiyonumuzu özelde Somali’ye tutmaya çalışacağız. 

JEOSTRATEJİK AÇIDAN SOMALİ

Somali Afrika Boynuzu açısından son derece stratejik öneme sahip bir yer. Afrika deniz yoluyla uluslararası ticaret yollarını kontrol altında tutarken, Somali de bu önemli coğrafyada, Kızıl deniz ile Hint okyanusuna kıyı ülkesi olarak stratejik önem arz ediyor. Diğer yandan batısında Afrika ülkeleri doğusunda Hint okyanusuna kıyısı bulunan Somali buradan Asya kıtasıyla bağlantı ülke konumunda.

Petrol yatakları açısından da son derece zengin olan Somali; balıkçılık ve tarım açısından da dikkat çekiyor. Ancak tüm bu zenginliklerini ne kadar işletebildiği tartışma götürür.

TÜRKİYE-SOMALİ İLİŞKİLERİ

Türkiye tam da bu zenginliklerinden dolayı, Somali’yle her geçen yıl ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyor. İki ülke ilişkilerinin başlangıcı 1979’a dayanıyor. Bu, aynı zamanda Türk devletinin Somali’nin Başkenti Mogadişu’da konsolosluğunu açtığı döneme de tekabül ediyor. Ancak merkezi devletin 1991’de yıkılmasıyla Türk konsolosluğu da kapısına kilit vurdu. Ne var ki, konsolosluk kapatılmış olsa da Türk devleti bölgede istihbarat örgütü ve çeşitli isimler altında açtığı kuruluşlar vasıtasıyla faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Bu durum Erdoğan’ın 2002’de iktidara gelişinden sonra da devam ettiği gibi giderek derinlik kazandı.

GERİLİMİN NEDENİ OLARAK TÜRK DEVLETİ

Son 40 yılda Somali’de ekonomik, siyasi, askeri ve toplumsal sorunlar neredeyse hiç eksik olmazken, bu sorunların temelinde ise güçler arasındaki siyasi rekabet ve iktidar kavgası temel bir etken olarak öne çıktı.

Somali içte yaşadığı bu krizlerden kaynaklı, sürekli olarak dış güçlerin müdahalesine maruz kaldı. Zira bunu gerekçe yapan gerek Afrikalı gerekse Afrika dışındaki birtakım güçler, sürekli olarak Somali’nin iç işlerine müdahalede bulundu. Müdahale eden bu güçler arasında dikkat çeken ülke, Türkiye oldu.

Türk devleti süreç içerisinde ekonomik, insani ve toplumsal yardımlar adı altında her geçen gün Somali’ye yerleşerek, bu ülkede önemli bir aktör haline geldi.

SOMALİ NEDEN ÖNEMSENDİ?

1990’larla birlikte giderek Somali’ye daha fazla önem vermeye başlayan Türk devletinin asıl hedefi, Somali üzerinden bölgeye yerleşerek, Osmanlı hayallerini gerçekleştirmekti. 1998 yılına gelindiğinde “Afrika siyaseti” adıyla yeni dönem açısından (Afrika devletleriyle) geliştirilmesi ön görülen siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik vb. ilişkiler belgesi ya da yol haritası oluşturuldu. Ne var ki, analistler bunu, Türk devletinin Afrika’yı sömürme belgesi olarak yorumladı. Belgenin amacı; Afrika’nın zenginliklerine konmak ve sömürmekti.

Uzun süre Avrupa Birliği’ne üye olma hedefinden sonuç alamayan Türk devleti bu şekilde yönünü Afrika’ya dönerek özellikle Somali üzerinden, bölgedeki varlığını daha bir tahkim etme yolunu izledi.

1998 yılı aynı zamanda Türk devletinin Afrika’da ekonomik projelere ağırlık verdiği yıl oldu. 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle mevcut projelere daha bir hız verilirken, 2005 yılında yeni bir plan geliştirildi. Bu plan Türk devletinin Afrika kıtasının zenginliklerini daha etkin sömürmesi açsından önemli bir dönemeç teşkil etti.

Türk devleti Afrika’ya yerleşmekle esasta iki şeyi hedefliyor; birincisi bölgede İslam adı altında birlik kurarak, milliyetçi siyasetini bölgeye yaymak, ikincisi bölgenin petrol, gaz gibi her türlü yer altı ve yer üstü zenginliklerine konarak sömürmek.

AKP 2011 KRİZİNİ YAYILMA AMAÇLI KULLANDI

Türk devletinin yukarıda saydığımız amaçlarının yanı sıra, Somali ile ilişkilerin derinleştirilmesindeki bir diğer amaç, burayı bir uluslararası ticaret sahası haline getirmekti.

2011 yılında Somali’de yaşanan krizle birlikte Türk devleti bölgede diplomatik girişimlerini yoğunlaştırarak, üçüncü büyük konsolosluğunu burada açtı. Bu durum Somali’ye daha çok yerleşme ve Afrika sahasına daha fazla girme gibi de facto bir durum da yarattı.

AKP başkanı Erdoğan, bu dönemde Somali’ye resmi ziyaret gerçekleştirirken, Türk devletine bağlı kuruluşlar da buradaki etkinliklerine hız verdi.

Somali’ye yardım kuruluşları adı altında yerleşen Türk devleti, bu kuruluşlar üzerinden bölgede istihbarat ağını son derece genişletti. Sonraki süreçte ise, bölgeye siyasi ve ekonomik müdahaleler yoğunluk kazandı. Tam da burada Katar bu müdahale de önemli bir aktör olarak ortaya çıktı ve Somali-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir kaldıraç görevi gördü. Bunun üzerine Türk devleti ile Somali arasında 100 milyona varan ekonomik anlaşmalar yapıldı. İki taraf arasındaki ticaret hacmi geçen 80 milyon doları buldu.

EN BÜYÜK YURT DIŞI ASKERİ HAVA ALANI SOMALİ’DE

Bölgeye yerleşmeye başlayan Türk devleti, Somali’de yaşanan insani dramı kendi çıkarı temelinde kullanmaktan geri durmadı. Başkent Mogadişu limanına Albayrak şirketi aracılığıyla el koyan Türk devleti, Favori isimli şirket üzerinden de Mogadişu hava alanına el koydu. Ardından sözde ekonomik ve siyasi iktidara istikrar kazandırma maskesi altında, ülkeye her açıdan müdahalesini yoğunlaştırdı.

2015 yılında Ankara-Mogadişu arasında yapılan anlaşma gereği, Türk devleti yurt dışındaki en büyük askeri hava alanını Somali’de açtı.

2020 yılına gelindiğinde ise; 3 ay Türkiye’de 3 ay da Somali’de olmak üzere Somalili 16 bin asker Türk ordusu tarafından eğitildi.

Afrika birliğine bağlı 2 bine yakın askerin Somali’den çekilmesi ve Somali’ye gereken önemin Afrika Birliği tarafından verilmemesi, Türk devletinin bu ülkeye daha etkili müdahalesinin de önünü açmış oldu.

SOMALİ SEÇİMLERİ

2000 yılından bu yana iç sorunlarla boğuşan Somali’de seçimler sürekli olarak, içteki iktidar kavgaları ve bölgesel sorunlardan kaynaklı olarak dış güçlerin müdahalesine maruz kalıyor.

2012 yılında resmi olarak tanınan hükümetten sonra, seçimlere doğrudan katılımın gerçekleşmemesi, yolsuzluk, hırsızlık ve oy satın alma gibi durumlar sürekli gündemde kalmaya devam etti.

Kabile eksenli seçim sistemi Somali açısından en büyük handikap olarak öne çıkıyor. 4.5 olarak bilinen bir seçim sistemi hâkim. Darod, Dir, Haviye ve Rahanveyn adlı dört büyük aşiretin her biri kendi başına, geri kalan küçük aşiretlerin toplamı da bir aşiret statüsünde görüldüğünden ve kota da buna göre paylaşıldığından kaynaklı bu sisteme “4.5 sistem” adı veriliyor.

Somali’nin içteki bu parçalı durumu, ülkeyi dışarıdan müdahaleye açık hale getirirken, gençlik hareketinin de Katar’la gizli ilişkiler kurmasının önünü açmış ve Katarla Türk devleti arasındaki ilişkiler yoluyla da Türk devletinin bu ülkede etkinlik kurmasının önünü açmıştır.

Türk devleti de Somali seçimlerine etkide bulunan devletlerden biridir. Bu nedenledir ki, Türk devleti Kasım 2020 yapılması planlanan başkanlık ve 8 Şubat 2021 yapılması planlanan senato ve temsilciler meclisi seçimlerine büyük önem verdi. Ancak bu iki seçim de Somali hükümeti ve muhalefeti arasındaki çelişkilerden kaynaklı ertelenmek durumunda kaldı.

Burada dikkat çeken bir başka husus, Somali muhalefetinin 2020 yılında Türk devletine gönderdiği bir mektupla “Hermeid” polis birliklerine silah göndermeye son vermesin talep etmesidir. Zira, muhalefet, gönderilen silahların, “Fermaco” olarak da tanınan Muhammed Abdullah Muhammed tarafından seçimleri kazanmak için kullanabileceği kaygılarını iletmiştir.

 ‘TÜRK DEVLETİ FARKLI STRATEJİLERLE MÜDAHALE EDİYOR’

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kahire’deki Arap Araştırmaları Merkezi Yöneticisi Hani Süleyman, Türk devletinin farklı strateji ve yöntemler izleyerek müdahalede bulunduğuna dikkat çekerek, şöyle diyor, “Örnek verecek olursak, (Türkiye) Libya’ya açık bir şekilde askerî müdahalede bulundu. Irak ve Suriye’de direkt bir müdahalede bulunuyor. Demografisini değiştiriyor. Sudan ve Somali’ye ise ekonomik müdahalelerde bulunarak, çeşitli gerekçelerle bu ülkelerin ekonomik kaynaklarını ele geçirmek istiyor. Bir başka deyişle bu ülkeleri, kendisine ait görüyor ve bunun içinde değişik şekillerde müdahale ediyor.”

‘ÜLKENİN TAMAMINDA EGEMEN OLMA PLANI’

Tunus’taki El Hura Derneği’nin kurucu başkanı ve Uluslararası Savunma Koalisyonu Üyesi Hazım El Kisuri ise Türk devletinin Somali’de kurduğu şirketler vasıtasıyla yol ve altyapı çalışmalarının çoğunu elinde bulundurduğunu, eğitim merkezleriyle de Somali askerleri ve polislerini eğittiğini hatırlatarak, tüm bunların ülke üzerinde tamamen egemen olmak için hazırlanmış bir plana göre yapıldığına dikkatleri çekiyor.

Türk devletinin özellikle Babülmendep Boğazı’nda konuşlanmayı hedeflediğini ifade eden Kisuri, bu kapsamda çete gruplarının bölgeye konuşlandırılmasını birçok kez masaya yatırdığını dile getirdi.

‘TAMAMEN ELE GEÇİRME SİYASETİ YÜRÜTÜYOR’

Türk devletinin Somali ve Afrika Kıtası’nı tamamen ele geçirme siyaseti izlediğini söyleyen Somalili araştırmacı yazar Halit Ecic de, konuya ilişkin şunları söyledi: “Türk devleti, Fermaco hükümetini iktidara getirerek yetkiyi ele geçirdi. Bununla birlikte Somali’nin önemli ekonomi ve altyapı kaynaklarını da kontrolüne aldı. Türk devleti ve Katar, Somali’nin istihbarat servisi olan ‘NISA’ya kendi ajanlarını yerleştirdi. Eski Al Jazeera televizyonu muhabiri olan Katar ajanı Fehed El Yasin, şu an NISA’nın başkanı. Fehed El Yasin, Türk devleti ve Katar’ın tüm politikalarını Somali’de yürütüyor. Katar’ın ülke finansmanı da Yasin üzerinden yürütülüyor ve Fermaco hükümetinin kararları yönlendiriliyor.”

Somali’deki Türk şirketlerin, ülkenin en önemli finansal kaynağı olan Mogadişu Limanı ve Mogadişu Havaalanı’na el koyduğunu belirten Ecic, Somali hükümetine bağlı hiçbir kurumun adı geçen yerlerde inceleme yapma hakkının bulunmadığına dikkat çekerek, “Somali Parlamentosu’nun ekonomi ve güvenlik komisyonları, ilgili bakanlıklara çağrı yaparak liman ve havaalanında inceleme yapılmasını istedi. Bakanlar ise bu iki kurum üzerinde söz sahibi olmadıklarını, liman ve havaalanın doğrudan ülke başkanlığına bağlı olduğunu açıkladı.”

Somali’de çoğu muhalif, ülke kaynaklarının Türk devleti tarafından çalındığını dillendirdiklerini söyleyen Ecic, Türk devletinin liman ve havaalanından elde ettiği gelirden Fermaco hükümetine pay verdiğini, hükümetten hiçbir yetkilinin bu konuda inceleme yapamadığını söyledi.

Ecic ayrıca bazı raporlara dayandırdığı bilgilere göre, Türk devletinin Mogadişu Barajı üzerinden kentteki askerî üssüne silah, mühimmat ve çete sevkiyatı yaptığını, söyledi.

Öte yandan Katar’ın da Hobyo Limanı üzerinden Somali’ye hakim olma girişimlerinde bulunduğunu söyleyen Ecic, “Katar 2018’de, “El Cedva” ismini verdiği bir araştırma için temel atma töreni gerçekleştirmişti, ancak proje çeşitli nedenlerden kaynaklı hayata geçmedi. Bunların başında El Heviye aşiretinin, Fermaco hükümeti ve uluslararası alandaki müttefiklerinin Hobyo kentinde konuşlanmasına karşı çıkmasıydı. Eski başkanlar Şeyh Şerif Şeyh Hasan ve Hasan Şeyh Mahmut ile muhalif Abdurrahman Abdülşükür gibi Fermaco hükümeti karşıtlarının çoğu bu aşirettendir.”

Somalili Araştırmacı yazar Halit Ecic, Türk dış işleri bakanlığı bürosunun Hercisa’da sağlık, tarım, eğitim alanlarından kazandığı çok büyük paraları denetlediğini, bu şekilde her geçen gün Somali’ye daha fazla yerleştiğinin altını çizdi.

ANHA


Diğer Haberler