Türk devleti… Kirli ve yayılmacı siyaseti-4

Babülmendep Boğazı başta olmak üzere deniz ticaret yollarını kontrol altına almaya çalışan Türk devleti, Körfez ülkeleri ve Afrika’daki birçok devleti İhvan yoluyla kontrol etmeye çalışıyor. Körfez ülkelerinden biri olan Yemen’de siyasi ve ekonomik krizin her geçen gün derinleşmesine neden oluyor.

Dosyamızın dördüncü bölümünde genel çerçevede Türk devletinin siyasal İslam’ı temsil eden İhvan aracılığıyla Arap ülkelerinde yürüttüğü siyaseti özelde ise uzun yıllardır siyasi ve ekonomik krizin yaşandığı Arap ülkesi olan Yemen’de Türk devletinin siyasetini mercek altına alacağız.

Arap ülkeleri sahip oldukları doğal zenginlikler nedeniyle sürekli olarak Osmanlı devletinin hedefinde oldu. Osmanlı ordusu tarihte iki defa Yemen’e işgal seferinde bulundu. İlki 1538 yılında ikincisi 1849’da yaşandı. Bu iki işgal harekatında Osmanlı ordusu Yemen’in başkentini ele geçirmeye çok yaklaştı ancak Birinci Dünya Savaşı yenilgisini alan Osmanlı devleti geri çekilmek zorunda kaldı.

Yemen’e işgal harekatının emri ilk olarak Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde verildi. Kanuni tarafından deniz seferi hazırlığı emrinin verilmesinin ardından Osmanlı ordusu Mısır’daki Süveyş Körfezi’nden Aden Körfezi’ne hareket etti. Yemen’in güney ve batı kıyılarını kontrol etmeye başlayan Osmanlı devleti Yemen’deki ilk işgalini gerçekleştirmiş oldu.

1635 yılında İmam El Qasim İbn Mihemed öncülüğünde Yemenliler Osmanlı işgaline başkaldırdı. İsyan protestoları Osmanlı’nın Yemen’den çıkarılması ve Yemen’in bağımsızlığıyla sonuçlandı. 1849 yılında Osmanlı işgali Yemen’e bir kez daha geri döndü. Hudeyde’yi kontrol eden Osmanlı ordusu başkent Sanaa’ya yöneldi. Osmanlı’nın amacı başkenti de kontrol ederek Yemen’i Osmanlı’ya bağlı bir vilayet haline getirmekti. Kısa süre içinde Yemen’de devrim yaşandı ve Osmanlılar geri çekilmek zorunda kaldı.

İkinci işgal girişiminin üzerinden yüz yıl geçtikten sonra Osmanlı torunları ‘Halkların Baharı’ devrimini fırsat bilerek bir kez daha Yemen’i kontrol etmek için harekete geçti. Türk devleti 2011 yılında başkent Sanaa’daki Savunma Bakanlığı binasına Osmanlı döneminde 7’nci Tugay’da ölen askerler anısına çelenk bıraktı.

YEMEN DEVRİMİ

11 Şubat 2011'de Yemenliler, bölge ülkelerinin geri kalanı gibi, Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in istifa etmesi için sokaklara çıktı. Yemen devriminin barışçıllığına övgüler yağdıran Salih, Kasım 2011'de iktidarı yardımcısı Ebid Rabo Mensur Hadi'ye devretmek için Riyad'da bir anlaşma imzaladı.

2013’ün Mart ayında devrim hareketi dış müdahalelerle birlikte silahlı çatışmalara dönüştü. İran’ın Husileri desteklemeye başlamasının ardından Türk devleti de ülkeye çete göndermeye başladı. Yemen güvenlik kurumları Türk devletinin bölgeye gönderdiği silah tırlarına el koydu. Ele geçirilen silahlar arasında suikast tabancaları ve susturucular da bulunuyordu.

Ağustos 2013’te Husiler, Seida kentini bombalamaya ve Yemen ordu güçleriyle doğrudan çatışmaya başladı. Çatışmalarda onlarca kişi yaşamını yitirdi. Eylül 2014’te Husiler, başkent Sanaa’yı kontrol etmeyi başardı. Suudi Arabistan, Husilerin başkent Sanaa’yı ele geçirmesini İran’ın desteğine bağladı.

Mart 2015’te Suudi Arabistan’ın Yemen’deki krize doğrudan müdahil olmasıyla büyük çaplı dönüşüm yaşanmaya başladı. Yemen ordu güçlerinin yer aldığı uluslararası koalisyon oluşturuldu. Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşturulan koalisyona doğrudan katılmayan Türk devleti, koalisyonu desteklediği açıklamasında bulundu. Doğrudan katılmayan Türk devletinin planı Riyad’ın planlarına göre hareket etmemekti.

TÜRK DEVLETİNİN YEMEN’E MÜDAHALESİ

Husilere karşı oluşturulan koalisyona dışarıdan destek açıklaması yapan Türk devleti, İhvan’a yöneldi. Yemen’de İhvan’ı temsil eden Yemen Reform Partisi’yle yakınlık kurmaya başlayarak Yemen’deki müdahalelerini başka bir boyuta taşıdı. 13 Eylül 1990’da kurulan Yemen Reform Partisi’nin kurulmasında Katar izleri de görülüyordu.

Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in istifasının ardından Türk devleti, Yemen Reform Partisi’ne destek verdiğini doğrudan açıkladı. Bu açıklama Türk yetkililerinin Reform Partisi yetkilileriyle görüşmesinin ardından geldi. Bu açıklamanın ardından Reform Partisi de yaptığı propagandada Türkiye’deki İslami tecrübeyi Yemen’de hayata geçireceklerini söyledi.

Siyasetçi, kabile reisi ve tüccar Hemid El Ehmer, İstanbul’a giderek Türk devleti ile Yemen arasındaki ilişkileri güçlendirdi.

Bir süre sonra Sanaa’da bulunan ABD Büyükelçiliği’nde Yemen Reform Partisi’ne ilişkin bir belge deşifre edildi. Wikileaks adlı internet sitesi üzerinden açıklanan belgede Yemen Reform Partisi’nin ABD’ye Türkiye’deki Refah Partisi gibi olma teminatı verdiği yer alıyordu.

Türk televizyon kanalı olan TRT’de yapılan bir analizde Türk hükümetinin Yemen Reform Partisi ile siyasi müttefik olduğu ifade edildi. Türk devletinin Reform Partisi’ne verdiği destekle birlikte Yemen’de Husilerle yapılan savaşta yaralananların tedavi edilmesi için özel bir hastane açıldı. Yemen Reform Partisi üyesi ve aynı zamanda Nobel Barış Ödülü sahibi olan Tawakkol Karman’a Türk devleti tarafından fahri vatandaşlık verildi. Karman bu Türk devletinin bu jestini “Nobel Barış Ödülü’nden çok Türk vatandaşlığını almak beni gururlandırdı” sözleriyle yorumlamıştı.

ÖRGÜTLER ARACILIĞIYLA TÜRK İSTİHBARATI BÖLGEYE YAYILDI

Türk devletinin Yemen’e geçişinin bazı yolları örgütler aracılığıyla oldu. İnsani yardım kurumları adı altında Türk istihbaratının Yemen’deki varlığı her geçen gün artıyor. Özellikle El Mehra bölgesinde istihbaratın çok yoğun bulunduğunu söylemek mümkün.

Mayıs 2019’da Türk İnsani Yardım Vakfı (İHH) Yemen’in Marib, El Cewf ve Seyûn kentlerinde yardıma muhtaç ailelere ulaştığını ve çeşitli yardımlarda bulunduğunu duyurmuştu. Aynı yılın Ağustos ayında Yemen’de 11 sağlık kuruluşunun oluşturulduğu Aden, Hadramaut ve Taiz’e kadar birçok kentte sağlık merkezi açıldığı duyuruldu.

Türk devleti bu yöntemi ilk defa kullanmıyor. İnsani yardım kurumları ve dernekler aracılığıyla birçok ülkede örgütlenme yapıyor. Şu an Yemen’de aktif olarak bulunan ve Türk devletine bağlı hareket eden bazı kurumların isimleri şöyle: Rîbat Derneği, Türkiye İnsani Yardım Vakfı, Hak Yardımlaşma Derneği, Tika Örgütü, Türk Kızılay’ı ve AFAD.

ELE GEÇİRME HAMLELERİ

İnsani yardımlar ve çeşitli hizmetlerin ardından Türk devletinin gerçek niyeti kısa sürede ortaya çıktı. 2019 yılında Türk İçişleri Bakanı Yardımcısı İsmail Çataklı’nın başkanlık ettiği üst düzey bir heyet Yemen’e ziyarette bulundu. Hükümet Başkanı Moin Abdulmalêk ve İçişleri Bakanı Ehmed El Maysari ile ayrı ayrı iki görüşme yaptı. Görüşmelerin ardından yapılan açıklamalarda Türk heyetin Yemen’deki askeri güçleri eğitmeyi önerdiği öğrenildi. Şüphesiz ki Türk devletinin bunu yapmadaki amacı askeri güçleri kendine bağlamaktı.

Bu ziyaretin ardından bir kısmı gizli bir kısmı da açıktan olmak üzere iki ülke arasında çeşitli temaslar daha gelişti. Yapılan bu ziyaretlerden en dikkat çekici olanı Yemen Ulaşım Bakanı Salih El Cebwanî’nin Ocak 2020’de Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirmesi oldu. Ziyaretin ardından yapılan açıklamalarda Yemen’in Türk devletiyle bazı havaalanlarının ve yollarının teknik alt yapısının güçlendirilmesi konusunda anlaşmalar sağladığı belirtildi. Bu da Türk devletinin Yemen’e müdahalede bulunmasının yolunu açıyordu. Aynı zamanda Yemen’deki kaynakların sömürülmesinin de yolu görünmüş oldu.

RADİKAL ÖRGÜTLERİN YEMEN’DEKİ LİMANI OLDU

Yemen’e sürekli olarak silah sevkiyatı yapan Türk devleti, bu silahları El Kaide, DAİŞ ve İhvan gibi örgütlere ulaştırdı. Bunun yanı sıra Türkiye, Yemen’de radikal grupların sığındığı güvenli bir liman haline geldi. Yemen’de İhvan’la bağlantılı olup devlet başkanlığına suikasta varan suçlardan dosyası bulunan kişiler Türk devletine sığındı. Cebhet El Nusra gibi ABD’nin terör listesinde yer alan örgütle bağlantısı bulunan kişiler de Yemen’de Türk devletinin açtığı kanatların altına sığındı.

YEMEN’DEKİ PRATİKLER

Türk devletinin Yemen’deki stratejisi çeşitli amaçları gerçekleştirmek üzerine kuruludur. Bunların başında Yemen’i yeniden Osmanlı sömürgesi haline getirmek geliyor. Bunun ardından gelen amaçlar şöyle sıralanabilir:

- İhvan’ı güçlendirmek ve Suudi-BAE eksenine karşı yeni bir cephe oluşturmak.

-Kendisine yakın grupları Yemen’de hakim kılarak Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü sağlamak. Somali’deki Türk askeri üslerinin de varlığı düşünüldüğünde Babülmendep Boğazı’nın kontrolü Türk devletinin işini son derece kolaylaştıracak.

-Bölgesel güçlerin Yemen’de etkili olma yarışında geri kalmama isteği. Yemen’in stratejik konumunun Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran tarafından kullanılmasının önüne geçmek.

-Yemen’in kontrol edilmesi Süveyş kanalı üzerinden kuzeye uzanan doğu Akdeniz’e Türkiye’nin güneyine ulaşan önemli ticaret yolunun da kontrol edilmesi anlamına gelecektir. Çünkü Arap Yarımadası, Afrika Boynuzu, Kuzey Afrika ve Sahra’ya kadar uzanmayı hedefleyen Türk devleti için bu çok önemlidir.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kahire Arap Araştırmalar Merkezi Müdürü Hanî Silêman, “Kendisini Şii İran’a karşı Sünnilerin koruyucusu olarak tanıtan Türk devleti, kendini bir alternatif olarak dayatmak istiyor. Arap devletleriyle yakınlaşmak istemesinin nedeni budur. Kendi çıkarları için Arap ülkelerini kullanmayı hedefliyor. Ancak Arap ülkelere yakınlaşma stratejisini pek başarılı uygulayamadı. Çünkü asıl amacının ekonomik çıkarlar ve sömürgecilik olduğunu bütün Arap ülkeleri biliyor. Arap ülkelerle yaptığı bütün anlaşmalarda bu çıkarların gerçekleştirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür” dedi.

TARİHİ VE STRATEJİK HEDEFLER

Aynı konuya ilişkin konuşan Yemenli Araştırmacı-Gazeteci Kukarb El Azab, “Türk devletinin Mısır’dan tutun Irak, Libya, Tunus, Somali ve Yemen’e kadar tüm Arap ülkeleriyle olan ilişkilerinde tarihi ve stratejik planlarının olduğundan şüphe yoktur. Tarihi plan sömürgeci Osmanlı devletini geri getirmektir. Erdoğan’ın rüyaları budur. Osmanlı’nın kontrol ettiği Arap ülkelerini yeniden kontrol etmek istiyorlar. Arap ülkelerine yaptığı müdahaleler, İhvan’la kurduğu ilişkiler, bölgesel devletlerle kurduğu tüm ilişkiler bu plan üzerinden şekillenmektedir” ifadelerini kullandı.

El Azab sözlerini şöyle sürdürdü: “Kısa süre önce Suriye, Irak, Libya ve Somali’de müdahalenin somut halini gördük. Erdoğan kontrolündeki Türkiye, bu saydığım ülkelerde varlığını kalıcı hale getirmek için çeşitli hamlelerde bulundu. Burada her türlü ağını oluşturarak Arap Konseyi’ne alternatif olmak istedi. Libya’da dahi askeri varlık gösterecek düzeye kadar ilerledi. Yemen’de İhvan (Reform Hareketi) tüm imkanlarıyla ülkeyi Türk askeri müdahalesine hazır hale getirmeye çalışıyor. Dünyanın en önemli su yollarından biri olan Babülmendep’in Türk kontrolüne geçmesi hedefleniyor. Türkiye, aynı zamanda Yemen’de Husileri yenmeyi amaçlayan Arap Koalisyonu ülkelerini Yemen’in sömürgecileriymiş gibi göstermeye çalışıyor.”

‘ARAP DEVLETLER ORTAK ASKERİ GÜÇ OLUŞTURMALI’

Arap ülkelerini Türk tehdidi konusunda uyaran El Azab, “Arap ülkeleri, Türk devletinin Araplar için oluşturduğu tehdidin farkında olmalıdır. Buna karşın yapılacak ilk şey Arap ülkelerinin çıkaracakları ortak kanunla İhvan’ı ‘terör örgütü’ listesine almak olacaktır. İhvan’ın dışarıdan aldığı kaynakları kesmek için ülke içinde ve dışında sıkı tedbirler alınmalıdır. Yemen’deki dış müdahalelere karşın acil tedbirler alınmalıdır. Bunu alacak olan Arap ülkeleridir. Türk devleti olsun İran olsun Yemen’de aktif olursa Arap ülkeleri için ciddi bir tehdit doğacaktır. Bu tehditlere karşı bir araya gelecek olan Arap devletleri ortak askeri bir güç dahi oluşturabilirler. Arap Konseyi, Arap ulusunun karşı karşıya olduğu tehlikeler konusunda farkındalık yaratan bir Arap aydınlanma hareketi yaratabilir” diyerek sözlerini tamamladı.

(rr)

ANHA


Diğer Haberler