​​​​​​​Türk devleti… Kirli ve yayılmacı siyaseti-5

Türk devleti, Libya krizinin başlangıcından bu yana enerji kaynakları ile dolu olan bu ülkeyi kontrolü altına almak istedi. Aynı zamanda Ortadoğu’nun jeopolitik konumundan faydalanarak Libya’yı Afrika’yı işgal etmek için bir başlangıç noktası olarak kullanıyor.

Dosyamızın son bölümünde Türk devletinin Arap devletlerine müdahalesi, Arap devletleri ve Afrika çıkarları için Libya’daki İhvan şahsında siyasal İslam gruplardan yararlanması konusuna değineceğiz.

TÜRK DEVLETİ VE LİBYA’NIN TARİHTEN BU YANA SÜREN İLİŞKİSİ

Libya, yaklaşık 360 yıl boyunca halka zulmeden, yağmalayan ve onları Türkiye şehirlerine sürükleyen Osmanlı’nın egemenliği altındaydı. Libya halkı bu işgale boyun eğmedi ve birçok devrim gerçekleştirdi. Osmanlı devleti Libya halkının başkaldırısı sonucu Libya topraklarından çıkmak zorunda kaldı ve 1912 yılında imzalanan Lozan Anlaşması’nın şartlarına göre bazı adalar karşılığında Libya’yı İtalya’ya bıraktı. Osmanlı, Libya’yı Akdeniz ve Afrika’daki egemenliğini dayatma stratejisinin önemli bir parçası olarak gördü.

Muammer Kaddafi’nin yönetimi döneminde (1969-2011) Libya ile Türk devleti arasındaki ilişkilerde birçok gelişme yaşandı. Bunların arasında Muammer Kaddafi’nin, Türk devletinin 1974 yılında Kıbrıs’a müdahalesine verdiği destek, Kaddafi döneminde iki ülke arasında yaklaşık 12 milyar dolara ulaşan ticari pazarlığı sayabiliriz.

‘DEVRİMİN BAŞLANGICI’

Tarihler 15 Şubat 2011’i gösterdiğinde Libya’nın ne büyük ikinci kenti olan Bingazi’de gösteriler düzenlendi. Kaddafi rejimi olayların başka bölgelere sıçramaması için sert bir şekilde karşılık verdi. Güvenlik güçleri ile göstericiler arasında çıkan çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti.

Türk devletinin bu süreçteki tutumu karşıt ve karmaşık olarak tanındı. Türk devleti, devrimin başlangıcında herhangi resmi bir pozisyon da almadı. Bu durum aynı zamanda savaşan taraflar için de geçerli. Fakat NATO’nun Kaddafi rejimini yıkmaya yönelik müdahalesi, NATO’nun en büyük ikinci gücü olan Türk devletinin tutumunu açığa çıkardı.

Muammer Kaddafi’nin, 20 Ekim 2011 tarihinde Libya’nın Sirte kentinde öldürülmesinden 3 gün sonra geçici Ulusal Meclisi tüm ülkede kurtuluşu ilan etti. Geçici Ulusal Meclis, Ağustos 2012’de yönetimi bir ay önce kurulan parlamentoya devretti.

Eski Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu o dönemde, Türk devletinin Libya Geçici Ulusal Meclisi’ni tanıdığını duyurmuştu. Ankara o dönemler Libya Geçici Ulusal Meclisi ile ilişkilerini siyasi ve ekonomik açıdan güçlendirdi. Bu müdahale Libya’daki savaşın ve radikal grupların ülkenin farklı bölgelerine yayılmasının önünü açtı.

‘SAVAŞIN BAŞLANGICI’

Halife Hafter, 2014 yılında Libya’da bir güç olarak ortaya çıktı. Mayıs 2014’te İslami gruplara karşı operasyon başlattı. Haziran ayında yapılan parlamento seçimlerinde İslami gruplar yanlısı parlamenterlerin çoğu görevden alındı. Ağustos ayında aralarında İslami gruplarında olduğu Libya Şafağı (Fecr-i Libya) muhalefeti Trablus’un kontrolünü ele geçirdi ve süresi dolan parlamentoyu yeniden kurdu.

Haziran ayında hükümet ve parlamento Libya’nın doğusuna yerleşti. Böylelikle Libya’daki hükümet ve iki parlamento kurulmuş oldu. Aylarca süren görüşmelerin ardından Aralık 2015’te Birleşmiş Milletlerin sponsorluğunda bir anlaşma imzalandı. Mart 2016’da ilan edilen Fayez el Serac öncülüğündeki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Trablus’a geçmeyi başardı fakat Halife Hafter’in destek verdiği ve hükümetin karşıt olduğu eşit bir hükümet kurulmadı.

Ülkeyi birleştirmek için çalışan Halife Hafter, Fayez el Serac öncülüğündeki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni ortadan kaldırmak için 4 Mart 2019 tarihinde Trablus’a doğru yola çıktı. Hafter’e bağlı güçler Trablus’un 45 km doğusunda bulunan Sirte şehrine doğru ilerledi.

TÜRK DEVLETİ NASIL MÜDAHALE ETTİ?

Türk devletinin Libya Ulusal Mutabakatına olan gizli desteği Hafter’in Trablus hamlesinin başlangıcından beri vardı. Libya hükümeti, Libya’nın batısındaki El Xes’ta iki büyük mühimmat deposu buldu ve bunlar Türkiye’nin Mersin ilçesinde görüldü. Yunanistan hükümeti güçleri de Libya’ya doğru giden ve içi silah dolu bir Türk gemisini yakaladı. Yunan güçleri aynı zamanda Libya’ya gönderilecek ve içinde patlayıcı maddelerin bulunduğu yaklaşık 29 varili de ele geçirdi.

Türk devleti, Hafter’in Libya’ya doğru ilerlemesinin önüne geçmek için sadece Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek vermekle kalmadı doğrudan Libya’ya müdahale etti. El Sixêran Anlaşması’nı imzaladıktan sonra Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti 17 Aralık 2015 tarihinde iktidarı ele geçirdiğini açıkladı ve hemen ardından yabancı güçleri ülkeye geçirdi.

Kahire El Erebî Araştırma Merkezi Yöneticisi Hanî Silêman, Türk devletinin Libya’ya müdahalesini kökeni Osmanlı’ya dayanan bazı taraflar aracılığıyla yaptığını, AKP öncülüğündeki Türk devleti projesi ile ilişki kurmak istediğini ve bunu da Türk devletini her yerde mükemmel gösteren basın kuruluşları yoluyla yaptığını kaydetti.

Türk devletinin bütün planlarının açığa çıktığını belirten Hanî Silêman, “Türk tarafları ile siyasi İslam grupları arasındaki bağlantı ve sözde dini diyaloglar tehlikenin başka şeylerden de kaynaklandığını, amaçların siyasi olduğunu kanıtladı” ifadelerini kullandı.

Hanî Silêman, İhvan grubunun Arap devletleri için stratejik bir tehdit oluşturduğu için birçok devlet tarafından sevilmediğini kaydetti.

‘SİVİL GÖRÜNÜMLÜ İŞGAL’

Türk devleti, Libya’daki varlığını meşrulaştırmak için Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Kasım 2019’da bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre Libya Ulusal Mutabakat Hükümetinin Libya topraklarına askeri üs inşa etmesi dahil askeri ve güven alanında desteklenecek.

Türk devleti ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan anlaşmanın uygulamaya geçilmesinin sadece kâğıt üzerinde olduğunu ifade eden Libyalı Askeri Araştırmacı Mihemed Salih El Terhûnî, “Yapılan anlaşmanın çalışmaları sahada görülmedi görülmeyecek de. Bu anlaşmaların tek amacı sivil kıyafetler altındaki askeri işgalin her türlüsünü meşrulaştırmak” vurgusunu yaptı.

‘LİBYA’DAKİ SURİYELİ ÇETELER’

İki taraf arasındaki anlaşmanın sonucunda Türk devleti 25 Aralık 2019 tarihinde İstanbul’dan Libya’ya günlük çete gönderiyordu. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek veren Libya Ulusal Ordusu’na Suriyeli çete üyelerinin gönderilmesi için Afrika, Libya ve Irak’a ait şirketlerin uçaklarıyla günde 2 ila 4 arasında seferler düzenleniyordu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), 17 Mayıs 2020 tarihinde Türk devletinin Libya’ya gönderdiği Suriyeli çete üyesi sayısının iki grup halinde olduğunu ve yaklaşık 9 bine ulaştığını duyurmuştu. SOHR, Suriyeli çetelerin, 10 çete grubundan oluştuğunu ve Suriye topraklarında Türk devleti için savaştığını, bazılarının El Kaide terörist gruplarının içinde olduğunu ve bunlardan 150 çocuğun Türk devletinin üslerinde Libya’ya gönderilmek üzere eğitildiğini de kaydetti.

‘TÜRK DEVLETİNİN LİBYA’DAKİ AMACI’

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya’ya müdahale yoluyla Osmanlı’yı yeniden canlandırmak, Ortadoğu ve Afrika bölgelerine hâkim olmayı dayatıyor. Türk devletinin amaçları şu şekilde sıralanabilir:

-Türk devleti, Libya’da alınan siyasi kararlara en çok etki eden taraf olmak ve Libya ile anlaşarak kıyı bölgelerini kazmak için ruhsat çıkarmak istiyor.

-Suriyeli çete üyelerini Libya’ya aktararak Libya topraklarında tampon bölge oluşturmak. Bu durum başta Mısır olmak üzere Kuzey Afrika devletleri için tehdit oluşturacaktır. Uluslararası örgütler, toplumun farklı kesimlerinde yoksulluk içinde yaşayan Arap ve Afrikalı gençlerin bu çete gruplarına katılması konusunda uyarıda bulundu.

-Türk devleti, İhvan’ın Afrika’nın kuzeyindeki projesini korumak istiyor. Eğer bu proje başarıya ulaşırsa Libya, İhvan’ın bölgedeki merkezi haline gelmiş olacak ve bu durum siyasi yenilgisinden sonra yeniden doğuş noktası olacak.

-Akdeniz bölgesi bölgedeki bütün devletlerin üzerinde hesap yaptığı yerdir. Doğalgaz rezervleri 100 trilyon metreküpten fazladır ve Ankara bu zenginliğin büyük bir kısmına sahip olmak istiyor.

Tunus El Hura kurucusu ve Uluslararası Koalisyon üyesi Hazim El Qesûrî, Türk devletinin ekonomisini kurtarmak, farklı para birimlerini bankalarında tutmak ve enerji ortaklığını iyileştirmek için Libya’daki varlığını genişletmek istediğini ifade etti. Bu durum Türk devleti ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan anlaşmada da görülmektedir.

Türk devletinin Akdeniz’in batısındaki bölgelerde petrol ve gaz araştırması yaptığını belirten Hazim El Qesûrî, “Avrupa Birliği de bu durumu kanunsuz bir çalışma olarak değerlendirdi. Bölge şu anda uluslararası siyasi savaşların arenası haline dönüştürüldü. Türk devletinin bu savaşta bir ortağa ihtiyacı vardır. Trablus’taki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Ankara’ya olan sadakatini dile getirdi” ifadelerini kullandı.

‘LİBYA’YA MÜDAHALE BİRLİĞİ TEHDİT EDİYOR’

Uzmanların Türk devletinin Libya’daki varlığının arkasında ideolojik amaçların olduğu görüşünde olduğunu belirten Hazim El Qesûrî, “Türk devleti, Libya iç savaşında İhvan grubuna destek verdi. Silahlı terörist gruplar bununla Libya’daki birliği ve istikrarı tehdit ediyor” aktarımında bulundu.

Libyalı Askeri Araştırmacı Mihemed Salih El Terhûnî ise, “Türk devletinin Libya’ya müdahalesi kirli bir müdahaledir ve amacı sadece Libya değildir. Türk devletinin kıskançlığı Mısır’a kadar uzanmakta. Çünkü Türk devleti, İhvan’ın temsil ettiği siyasi İslam grubunu resmi olarak sahipleniyor” dedi.

Mihemed El Terhûnî, Türk devletinin bugün sistematik bir şekilde kapalı olan Libya merkez bankalarına ulaştığını ve hatta bütün üyeleri Türk devletine bağlı olan ve meşru olmayan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin karar veren kurumlarına kadar ulaştığını kaydetti.

(ff/rr)

ANHA


Diğer Haberler