Türk devleti Rojava'da bozguna uğrayabilir

HALİT ERMİŞ

YPG’nin, Suriye rejimine 'sınırlarını koruyun' çağrısı dünya basınında bomba etkisi yarattı. Özellikle Türk özel savaş basını eksenli bir algı operasyonuyla durum çarpıtılmaya, sıradanlaştırılmaya çalışıldı. Oysa özerk yönetim Suriye iç krizinin başından bu yana Suriye ordusunun sınırları koruması gerektiğini söylüyor. Özerk olmanın gereği de budur.

Şimdi gündemde Mınbic var. Türk ordusu terörist gruplarla buraya saldıracağını söylüyor. Her gün yeni yığınaklar yapılıyor. Ancak Türk devletinin buradan hemen bir saldırıya girişmesi de oldukça zor. İşin içinde herkes var. İran, Suriye, Rusya, Koalisyon, Minbic Askeri ve Sivil Meclisi. Bu durumda Minbic’e saldıran bir Türk ordusu herkesi karşısına almış olur. Onun için en azından şimdilik yapmaz, yapamaz bu saldırıyı. Uygun anlaşma ortamını arıyor. Bugün Rusya’ya giden heyet büyük ihtimal Rusya’yı buna ikna etmeye çalışacak. Minbic’in kapılarının kendilerine açılmasını isteyecekler.

Peki olabilir mi bu? Konjonktör inişli çıkışlı. Açıklamalar havada uçuşsa da pratik adım atmak çok hesaplı kitaplı. Kürtlerin yürüttüğü diplomasi Türk devletine alan daralttı ve beklenmedik bir sıkışma yaşadı. Ardından YPG’nin açıklaması geldi. Suriye ordusu YPG’nin açıklamasından hemen sonra Minbic sınır hattına askerlerini gönderdiği açıklaması yaptı. Gitti gitmedi başka bir husus. Verilen mesaj önemli. Türk devletine açık şekilde, saldırırsan karşında bizi bulursun, denildi. Türk devleti afalladı. Erdoğan’ın, psikolojik algı yaratmaya çalışılıyor açıklaması, aslında kendisinin iç kamuoyunu rahatlatma yönünde bir psikolojik algı mesajıydı. Zira Erdoğan Viyana önlerinde bozguna uğrayan Osmanlı ordusu gibi Rojava önlerinde bozguna uğrayacağının ilk mesajını aldı.

Hal böyle olunca hemen Rusya ve Amerika’yla yeniden bağlantılar kuruldu. Görüşmeler talep edildi. Aslında görüşmeler en üst düzeyde talep edilmişti. Fakat özellikle Putin işi ağırdan aldı. Önce alt düzeyde görüşün dedi. Türk devleti naçar kabul etti. Bu bir zaman kazanmadır.

Türk devleti Rusya ve ABD ile görüşmeler yaparken, Özerk yönetimle Suriye Rejimi ve Rusya arasında da başlayan görüşmeler devam ediyor. Sonucun nasıl olacağı Putin’in tavrını da belirleyecek. Rusya koalisyonun Minbic’de alacağı pozisyonu da yakından takip edecek. Buna göre hamle yapacaktır. Koalisyonun çekilmesi Rusya’nın bu alanda elini güçlendirecektir. Rusya, hem özerk yönetime hem de Suriye Rejimine uzlaşma yönünde daha rahat baskı yapabilir. Uzlaşmanın koşulları ne olur belli değil, ancak rejim sınır hattını koruyup şehir içinde resmi kurumlarını açabilir. İç asayiş ve yönetim Minbic sivil ve askeri meclisinde kalabilir. Bu demokratik yerinden yönetim ve Suriye’nin geleceği açısından bir ilk model olabilir. Esat rejimi Minbic’de böyle bir anlaşmaya gelirse bu bütün Kuzey Suriye hatta giderek bütün Suriye açısından bir model oluşturur.

Minbic’de atılacak böylesi bir adım bütün Kuzey Suriye’de peyderpey hayata geçer. Suriye iç savaşından bu yana karşı karşıya gelmeyen Kuzey Suriye güçleri ile Suriye Rejiminin uzlaşması bazı pürüzler olsa da mümkündür.

Suriye Rejimi koalisyon güçleri çekilse ve Rusya koruması altında kendini kısmen de olsa güvende hissetse de halen ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. Özerk yönetimle uzlaşması gücünü parçalayan değil, aksine elini güçlendiren bir adım olur. Zira ABD’nin bölgeden çekilmesi bölgeyi Türk işgaline açabilir. Suriye rejimi yeni bir TC işgalini göze almaz.  Bunda İran’ın etkisi önemli. İran uluslararası bir saldırı tehlikesiyle karşı karşıya. Yanı başında İsrail bunun için hamle yapacağı uygun anı kolluyor. ABD’nin, bölgeden çekiliyorum, açıklamasına en sert tepki İsrail’den geldi. İsrail hemen harekete geçerek saldırılar başlattı. Hem Hizbullah hem de Suriye içindeki İran üslerini hedef aldı. Bunun giderek daha da boyutlanması ve daha büyük bir sıcak savaşa dönüşmesi de ihtimal dahilinde.

ABD’nin çekilme kararı planında bu hamle hesaplanmış mıydı, bu ciddi bir soru işareti. Yüksek olasılıkla bu yönlü bir rol paylaşımı yapılmıştır. ABD’nin İsrail’le müzakere etmeden bölgede çekilmesi hatta ve hatta mevcut pozisyonunda kısmi değişikliklere gitmesi dahi oldukça zordur.

Trump’ın Irak’ta, “Burayı Suriye’yi yapılandırma da merkez olarak kullanabiliriz” açıklaması son derece dikkat çekici. Aslında ABD bölgeden çekilmiyor. ABD taktik değiştiriyor. Tıkanan planlarında değişikliklere gidiyor. Suriye’de yaşadığı zorlukların arkasında İran’ı görüyor. İran’ı halletmeden Suriye’ye ve hatta bölgeye şekil veremeyeceğini iyi fark etti. O halde yapılan taktik değişikliği doğru okumak gerekiyor.

ABD, deplasmanda oyun kurmaya çalışan İran’a yakınlaşmaya çalışıyor. Irak merkez haline getirilerek İran yakın markaja alınıyor. Tenef üssünü boşaltma, Kuzey Suriye’den çekilme tartışmaları bu açıdan havada kalıyor. Bölgede DAİŞ bitti bitecek. Trump bu durumu iyi biliyor. Türkiye’ye ‘al sana DAİŞ’i bitir’ derken aslında sadece boşluğa bir mermi sallanacağını çok iyi görüyor. Bununla yerel seçimlere giden Erdoğan’a bir avans verilmiş oldu. Erdoğan iç kamuoyunda biz herkesi dize getiren büyük ülkeyiz havası yaratacak. Oysa işin gerçeğinde İran’a dönük yeni planlar kuran ABD Türkiye’yi tümden yanına almış oldu. Patriotların Türk devletine verilmesi, savunma ve saldırı hattının ABD açısından daha güçlendirilmesi ve Türkiye’nin İran’a yönelik olası saldırıda temel üs olarak hazırlaması durumu söz konusu. Yine unutmamak gerekir ki Türk devletinin ABD desteği olmadan Kuzey Suriye’ye saldırması mümkün değildir. Buna ekonomik gücü de yetmez. Savaşla seçimleri kazanmayı hedefleyen Erdoğan bu gerçeği iyi görüyor. Bunun için hemen, çekiliyoruz diyen ABD’ye, o zaman bize lojistik destek verin DAİŞ’i biz bitirelim, açıklaması yaptı.

Tüm bu gelişmeler karşısında Rusya muhasebe yapıyor. Bir taraftan olası hamleleri hesaplarken Türkiye’yi nasıl ABD’den uzak tutarım planlarını yeniden kurgulamaya çalışıyor. Ancak bu sefer acele etmiyor. Her an TC’yi karşısında bulabiliri kesinlikle olasılık dahilinde tutuyor.

Bu durum yansıtıldığı gibi Kürtlerin elini çok güçsüz kılan değil, aksine oyun sahasını genişletiyor. Kürtler de Suriye ve Rusya’yla pazarlıkta tüm bu olasılıkları görerek masaya oturuyor. Dolayısıyla Suriye ve Rusya, Kürtlerin yarın kendilerine karşı daha sert dönmemeleri için daha yumuşak bir siyaset izlemek ve Kürtlerin de taleplerini görmek zorunda kalacaklar. Kürtler Efrin’den önemli dersler çıkardı. O açıdan ne Rusya ne de bir başka güç endeksli yürümek istemiyorlar. Her türlü ittifak kurulabilir, görüşmeler yapılabilir, ancak öne çıkardıkları öz güçtür. Gücü olanın ittifaklar kurabileceği, masaya güçlü oturabileceğini çok iyi gördü Kürtler. Yakın dönemden çıkardığı derslerle diplomasi geliştiren Kürtlerin Suriye rejimiyle olası çözüm hattını kurması Türk devletinin en büyük korkusu. Onun için sadece masada işi bozmak değil, o masanın kurulmaması için her türlü oyunu oynamaya ve Kürtleri muhataplık dışında tutmaya çalışıyor. Ancak Kürtler şimdilik oldukça soğukkanlı götürüyor. İlk başta kendilerinin aleyhine gibi görünen süreci giderek lehlerine çeviriyorlar.

Kürtler açısından bu dönemde gelişen önemli bir husus da iç bütünlüğü oluşturma yönünde önemli bir toplumsal algı yaratma oldu. Ciddi tehlikelerle karşı karşıya olsalar da Kürtlerin önünde tüm bölgede demokratik bir sistem oluşturarak kazanımlarını koruma anlamında son derece önemli fırsatlar da mevcuttur. Eğer Kürtler içte birliği güçlendirip savunma sistemini iyi kurar, dışarda etkili bir diplomasi geliştirebilirse tarihi düzeydeki tehlikelerin tarihi kazanıma dönüşmesi yüksek olasılıktır.

Rusya ile ABD arasındaki yol ayırımında tercih aşamasına gelen asıl olarak TC’dir. Şu anda bu durum tam olarak önüne çıkmamış olsa da çıkması yakındır. Dolayısıyla hamle yapıyorum yanılsaması buraya kadar kendisine yarayan TC artık realitenin gereklerine göre adım atmak zorunda, aksi büyük tehlikelerle karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. Savaşla seçim kazanma siyaseti giderek Erdoğan-Bahçeli faşizminin sonunu getirebilir.

ANHA