Türk devletinin DAİŞ’e desteği sürüyor: Çete üyeleri Türkiye’ye kaçırılıyor

DAİŞ’in kurulduğu günden bu yana vahşi çete grubuna her türlü desteği sunan ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki politikalarında kullanan Türk devleti, QSD’nin DAİŞ’i yenilgiye uğratması sonrası tutuklanan çete üyelerini kaçırmak için her yolu deniyor.

Türk devletinin resmi yayın organı Anadolu Ajansı (AA), 17 Temmuz günü yayımladığı bir haberle Türk istihbaratının (MİT) Kuzey ve Doğu Suriye'de tutuklu bulunan DAİŞ üyelerini kurtarmaya çalıştığını itiraf etti. AA, "MİT, Moldovalı kadın ve 4 çocuğunu YPG/PKK'nın elinden kurtardı" başlığıyla servis ettiği haberde, DAİŞ üyesi Moldova vatandaşı Natalia Barkal ve 4 çocuğunun “MİT operasyonuyla kurtarıldığını” belirtti. MİT’in “kurtardığını” söylediği kadın, QSD’nin DAİŞ’in son işgal alanı Baxoz’u özgürleştirmesi ardından tutukladığı bir DAİŞ üyesi ve 2019 yılından bu yana Hol Kampı’nda tutuluyor.

İşgalci devletin Suriye’deki cihadist çete gruplarına desteği ilk değil. Türkiye’den yayın yapan Cumhuriyet gazetesi, 2015 yılında yayımladığı bir haberle MİT’in TIR’larla DAİŞ’e silah taşıdığını belgeleriyle ortaya koydu. Yine Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP, Türk devletinin DAİŞ çete üyelerini özel ve devlet hastanelerinde tedavi ettiğini, DAİŞ’e insani yardım adı altında silah sevkiyatı yaptığını belgeleriyle açıkladı.

DAİŞ’İN TÜRKİYE ELÇİSİ: HER TÜRLÜ DESTEĞİ GÖRDÜK

DAİŞ’in Türkiye elçisi olduğunu belirtilen Fas kökenli Abu Mansur al Magrebi ise, HSToday’den Anne Speckhard ve Ardian Shajkovci’ye verdiği röportajda, Türkiye’nin DAİŞ’e her türlü desteği sunduğunu ve Türkiye sınırını defalarca sorunsuz geçtiklerini belgeleriyle itiraf etti. Ayrıca Türk devletinin, Suriye petrolünün kendilerine satılması için DAİŞ ile ticaret anlaşması yaptığı da ortaya çıktı. Bu anlaşma ve Türkiye ile kurulan ticari ilişkiler, DAİŞ’in en büyük finans kaynağı olmuştu.

CİHADİST GRUP ARTIKLARI TEK ÇATI ALTINDA TUTULDU

DAİŞ ve El Nusra gibi vahşi çete gruplarına her türlü desteği sunduğu yüzlerce belgeyle ortaya konulan Türk devleti, QSD’nin DAİŞ’i yenilgiye uğratmasının ardından da desteklerini sürdürdü. Türk devleti, Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi Kuzey ve Doğu Suriye kentlerine dönük işgal saldırılarında DAİŞ ve El-Nusra gibi cihadist çete gruplarından arta kalanları “Suriye Milli Ordusu” adı altında tek çatı altında topladı ve Suriye’deki işgal saldırılarında kullanmaya başladı. “Suriye Milli Ordusu” çatısı altındaki çete üyeleri, işgal saldırılarının yanı sıra Türk devletinin emirleri doğrultusunda bulundukları alanlarda Kürtleri zorunlu göçe tabi tutarak bölgenin demografik yapısını değiştirmeyi, talan ve yıkım için de sorumluluk üstlendi.

KADINLAR HEDEFTE

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kuvay-i Milliye ordusu” dediği bu çete üyeleri, işgalin ardından talan, yıkımın yanı sıra kadınlara yönelik taciz, kaçırma ve tecavüz gibi insanlık dışı uygulamaları görev bildi. Kadınları eve ve kara çarşaf içine hapseden bu çete üyeleri, Türkiye’den aldıkları destekle işgal alanlarında her türlü insanlık ve savaş suçuna imza attı.

HOL KAMPI’NDAKİ DAİŞ’Lİ KADINLARIN KAÇIRILMASI

Türk devleti; QSD’nin DAİŞ’ten özgürleştirdiği alanlarda tutukladığı DAİŞ’li kadınları kaldıkları Kuzey ve Doğu Suriye’deki kamplardan kaçırma girişimleriyle DAİŞ’e olan desteğini bir kez daha ortaya koydu. DAİŞ üyesi Moldova vatandaşı Natalia Barkal’ın Hol Kampı’ndan kaçırılması Türkiye’nin DAİŞ’e desteğinin en güncel desteği oldu. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin yabancı ülke vatandaşı DAİŞ üyelerinin ülkelerinde yargılanması için başlattığı çalışmalar sürerken Türkiye ise DAİŞ üyelerini kaçırarak, yargılanmalarını da engelliyor.

DAİŞ’İN YENİDEN ÖRGÜTLENME SORUMLUSU ÇİÇEKLERLE KARŞILANDI!

Natalia Barkal da yargılanmadan, işlediği vahşi suçların hesabını vermeden Türk istihbaratı tarafından kaçırıldı ve Türkiye’de bir kahramanmış gibi çiçeklerle karşılandı. Hol Kampı İç Güvenlik Güçleri, Türkiye’nin kaçırdığı Natalia Barkal’ın, kampın en tehlikeli bölümü olarak bilinen "muhacerat" kısmında kaldığı ve DAİŞ'in kamptaki gizli örgütlenmesi "El Hisbe" üyesi olduğunu açıkladı. Natalia’nın ayrıca DAİŞ’in kamp içerisinde yeniden örgütlenmesinden sorumlu kadınlardan biri olduğu ve DAİŞ zihniyetine göre yaşamadığı için kamp içerisinde vahşice katledilen 30 kadının katliamının baş şüphelilerinden biri olduğu açıklandı.

İLK GİRİŞİM DEĞİL

Natalia Barkal’ın kaçırılması Türk devletinin DAİŞ üyelerini “Kurtarma” çabalarının ilki değil. Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarında DAİŞ üyelerinin tutulduğu kampları ve güvenlik noktalarını savaş uçaklarıyla bombaladı ve şu ana kadar 859 DAİŞ üyesinin kamplardan kaçmasını sağladı. Türkiye’nin işgal saldırıları ayrıca cezaevlerinde tutulan vahşi çete üyelerine moral verdi ve çete üyeleri sık sık cezaevlerinde karışıklık çıkarmaya başladı. İç Güvenlik Güçleri’nden alınan bilgilere göre, Türk devleti son dönemde kamplarda tutulan DAİŞ’li kadınları kaçırabilmek için bölgede istihbarat üyeleri görevlendirdi ve DAİŞ’li ailelere para göndermeye başladı. Türkiye ve Efrîn, İdlib, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi işgal alanlarında Türk askerleriyle kol kola duran DAİŞ çeteleri, QSD’nin kontrolü altındaki kamplarda kalan DAİŞ’li kadınları kaçırmak için girişimlerde bulunuyor.

İHH KOORDİNE EDİYOR

Hol Kampı’nda tutulan DAİŞ’li kadınlar, Natalia Barkal’ın kaçırılmasının hemen ardından 25 Temmuz günü kaçma girişiminde bulundu ancak İç Güvenlik Güçleri tarafından yakalandı. Yakalanan kadınlar, MİT üyelerinin kaçmalarına yardımcı olduğunu itiraf etti. Hol Kampı’ndan kaçma girişiminde bulunan Türkiye vatandaşı Elif Sancar ile Çeçen Fatma Rıdvan, MİT’in kaçmalarını istediğini ve bölgede insani yardım adı altında hareket eden İHH’nın koordine ettiğini söyledi. Her iki kadın ile kendilerini kaçırmak isteyen su tankeri şoförü, kaçışın MİT tarafından planlandığını ve İHH’dan para aldıklarını itiraf etti. DAİŞ’li kadınların kaçmak için bindiği su tankeri ise UNİCEF’e aitti.

BÜYÜK TEHDİT

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, QSD ve Uluslararası Koalisyon’un yürüttüğü operasyonlarda yakalanan yabancı ülke vatandaşı DAİŞ çetelerinin ülkelerine teslim edilmesi ve uluslararası mahkemede yargılanması çağrısında bulunuyor. Ancak Özerk Yönetim’in bu çağrısı ilgili ülkelerce cevapsız bırakılıyor. Özerk Yönetim, Natalia Barkal gibi bir DAİŞ çete üyesinin ülkesine teslim edilmesi için girişimlerde bulundu ancak Moldova bu girişimlere yanıt vermedi. Moldova hükümeti, vahşi DAİŞ çetesini çiçeklerle karşılayan Türk devleti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.

Türkiye’nin kaçırdığı ve halen kaçırmak istediği DAİŞ çetelerinin tüm dünya için yarattığı tehdit herkes tarafından biliniyor. Türkiye’nin yeniden örgütlemek istediği DAİŞ’e olan desteğinin birçok sebebi bulunuyor. Vahşi çete gruplarını Kürt kazanımları ve özgürlük mücadelesine karşı kullanan Türk devleti, aynı zaman bu çete grupları eliyle gerçekleştirdiği saldırılarda Kürt soykırımını da hedefliyor. Suriye başta olmak üzere birçok Arap ülkesindeki işgal politikalarında DAİŞ başta olmak üzere cihadist çete gruplarını kullanan Türk devleti, böylelikle Osmanlı’yı yeniden kurma hayallerine ulaşmak istiyor.

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile partisi AKP, Neo-Osmanlı politikalarıyla radikal cihadist zihniyete de öncülük ediyor. İçeride ve yabancı ülkelerde cihadist politikaları çerçevesinde her yolu mübah gören Erdoğan, son olarak İstanbul’daki tarihi Ayasofya kilisesini camiye çevirdi.

Uluslararası Koalisyon, Birleşmiş Milletler ve NATO, teröre karşı kazanılan tarihi zaferleri baltalayan ve tüm dünyayı tehdit eden DAİŞ’i yeniden diriltmeyi amaçlayan Türk devletine karşı harekete geçmek yerine sessiz kalıyor. Suriye’de imzalanan ateşkeslerde garantör rolü oynayan ABD ve Rusya ise büyük sorumluluk sahibi. Çünkü sessizlikleri AKP’nin cihadist politikalarına destek anlamına geliyor.

Kuzey ve Doğu Suriye’de QSD denetimindeki cezaevi ve kamplarda tutulan yabancı ülke vatandaşı DAİŞ çetelerinin ülkeleri, bu çete üyelerini teslim alma ve uluslararası mahkemede yargılama sürecine destek sunmalı.

(eyl)

ANHA


Diğer Haberler