Türkiye, Libya’da Osmanlı senaryosunu tekrarlıyor

Türk devleti, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı silahlı çete gruplarına verdiği destekle Osmanlı zamanında Libya’da gerçekleştirilen katliam ve talanı yeniden gerçekleştirmeye çalışıyor. Ancak bölgedeki dengelerin Suriye’dekiyle çok farklı olduğu gerçeği, Türk devletinin istediği siyaseti Libya’da gerçekleştirmesini son derece zor kılıyor.

Erdoğan’ın 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte Türk devletinin geliştirdiği dış politikaya bakıldığında ve özellikle son yıllarda; Mısır, Sudan, Tunus, Irak ve Libya’ya dönük gerçekleştirilen müdahalenin yeni bir şey olmadığı rahatlıkla görülebilir. Bu siyaset, Osmanlı döneminde geliştirilen işgalle, geliştirilen katliamlardan çok da farklı olmadığı, bilakis aynı zihniyetin ürünü olduğu rahatlıkla görülebilecektir. Adeta tarih tekerrür eder durumdadır.

Faşist AKP hükümeti öncülüğündeki Türk devleti, 3. Dünya savaşını fırsat bilerek bölgesel hegemon güç olmak için, Osmanlının yaptığı gibi Ortadoğu ülkelerini işgal ederek, katliamlar yaparak işgal alanlarını genişletmek istiyor.

CEWAZİ KATLİAMI: 10 BİNDEN FAZLA LİBYALI KATLEDİLDİ

Osmanlı devleti Libya’da kendi kuralları doğrultusunda hareket etmeyen ve istedikleri vergiyi vermeyen Cewazi (Qesir) Kabilesine dönük Eylül 1816’da bir katliam gerçekleştirdi. Osmanlı valisi, Ramazan ayının sonunda af ve ikna adıyla Cewazi kabilesinde 45 şeyh ve kanaat önderini Bingazi’deki saraya çağırdı ve orada kafalarını kesti. Ardından da kabiledeki çocuk, kadın ve yaşlıların kafaları kesilmeye başlandı.

Bu katliamlar sonucunda Osmanlı devleti tarafından katledilenlerin sayısı 10 bini aştı. Katledilenlerin cenazeleri denize atıldı. Katliamdan kaçanlarda Mısır’a doğru göç etmek zorunda kaldı. Göç etmek zorunda kalanların mal ve mülklerine de Osmanlılar tarafından ganimet olarak el konuldu.

Mısır’da yaşayan Cewazi Kabilesi halkı, Osmanlı devleti tarafından katledilenler için her yıl anma merasimi düzenliyor. Cewazi Kabilesi Türk devletine karşı Uluslararası Mahkemelere başvurdu.

TACURA KATLİAMI: YÜZLERCE KİŞİ KATLEDİLDİ VE BİNLERCE ÇOCUK-KADIN KAÇIRILDI

Osmanlılar, Libya’nın ticaret merkezi olarak bilinen Tacura’da, hırsızlık ve talan amacıyla katliam gerçekleştirdi.

Osmanlının Trablus Valisi Rauf Paşa, halkın vergi vermediği ve tahıl ürünlerini Osmanlı pazarlarında satmadığı gerekçesiyle 1835 yılında Tacura bölgesine dönük askeri bir hareket başlattı.  Libya halkı, Osmanlı faşizmine karşı büyük bir direniş gösterdi. 500 kişi yaşamını yitirirken, onlarca çocuk ve genç kız, Osmanlı askerleri tarafından kaçırıldı. Aynı şekilde halka ait mal ve mülkler gasp edildi.

İTALYA İLE ANLAŞMA

Mevcut bilgi ve belgelere göre, o dönemde Trablus kenti iflas etti. Bölgedeki tüm ürünler Osmanlılar tarafından talan edildi ve İtalya’daki bankalara taşındı. Bu yapılanlar İtalya’nın Libya’yı işgal etmeye dönük hazırlığı olarak ele alınıyor. Zayıfladığını ve yıkılışa doğru gittiğini gören Osmanlı devleti, Libya için İtalya ile anlaştı.

Osmanlı devleti, Libya’yı rahatça talan etmek ve İtalyan ürünlerin satış merkezi haline getirmek amacıyla 1873 yılında Roma ile siyasi ve ekonomik bir anlaşma yaptı. İki taraf da, 1880 yılında para sahipleri ve banka yöneticileri sayesinde De Roma Bankası’nı kurdu. Bankanın Libya’da çok sayıda şube açması için 1905 yılında İstanbul’dan izin alındı.

Ardından Roma, Osmanlı devletinin ekonomik çıkarlarını bu bankalara bağladı ve ürünleri bu banka aracılığıyla İstanbul’daki Osmanlı sultanlarının hizmetine sundu.

LİBYA TALAN EDİLDİ

İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri tarafından yönetilen bu talan siyasetiyle İtalya ve Almanya gibi Avrupa ülkeleriyle Ortadoğu halkları üzerine pazarlıkların yapıldığı diplomasi trafiği giderek daha da derinleşti. Ardından ekonomik, ticaret, sanayi ve siyasi saldırılar gelişmeye başlarken, 1911 yılında da askeri saldırılar başlatıldı. Osmanlı, bölgede büyük bir talan gerçekleştirmesine rağmen sorumluluğu kabul etmedi ve Libya halkını yeni işgalcilerle yüz yüze bıraktı.

OSMANLI POLİTİKALARI AKP İLE YENİDEN CANLANIYOR

Osmanlı, bölgeden kaçmasına rağmen bölgeye dönük asimilasyon, işgal ve katliamını sürdürdü. AKP hükümetinin Türkiye’de başa gelmesiyle birlikte Osmanlı’nın yayılmacı, işgal ve soykırımcı siyaseti yeniden canlandırılmaya çalışıldı.

AKP bölgede yayılmak ve bölgesel hegemon güç olmak amacıyla; Libya, Tunus, Suriye, Sudan ve Afrika ülkelerindeki askeri, siyasi ve ekonomik egemenliğini kurmak için Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslim) ile anlaştı.

Ankara hükümeti bu amaçla 2006 yılında İhvan liderleriyle Türkiye’de bir kongre düzenledi. Zira, AKP hükümeti ve Türk devleti, İhvancıları bölgesel çıkarları açısından stratejik ortak görüyor. İhvancılar da Türkiye ve Katar’ın verdiği destekle Libya’da etkin olmak için birçok kez girişimde bulundu. Türk devleti, Avrupa ve Arap devletlerinin terör örgütü lideri olarak aradıkları ve şu an Türkiye’de bulunan İhvan liderlerinden Ali el Sallabi eliyle bu planlarını halen de hayata geçirmeye çalışıyor.

Libya Stratejik Araştırma Örgütü Başkanı Cemal Şelûf, daha önce yaptığı bir konuşmada, Türk devletinin ihvan üyelerinin ve Türkiye’de olan Libyalı İhvancı Ali el Sallabi’nin çıkardığı “Barış ve uzlaşma” projesi aracılığıyla Libya’nın ekonomisine el koyup, ürünlerini talan etmeye çalıştığını belirtmişti. Şelûf, “Barış ve Uzlaşma” projesi ile 17 Şubat Devrimi'nin (17 Şubat 2011’de Kaddafi iktidarlığına son verildi. Bu tarih 17 Şubat Devrimi olarak adlandırılıyor) komutanları ve grup komutanlarını kendi yanlarına çekmek istediklerini dile getirdi.

Şêluf, yıllar öncesine dayanan “Terörist” projesi ve Ebdulhekim Bilhac liderliğindeki Libya Vatan Partisi aracılığıyla Libya’da 2012’de gerçekleştirilen seçime etki edilmek istendiğini belirtti. O dönem yapılan seçimlerde başarısız oldu.

Öte yandan Türkiye, El Kaide teröristlerinin eski komutanı ve Libya’daki terörist grupların komutanı Ebdulhekim Bilhac’ı ağırladı. Bilhac Libya’ya dönmeden önce Afganistan’da savaştı ve birçok ülkedeki terör listesinde ismi bulunmaktadır. Libya’da halka yönelik saldırıları nedeniyle Libya mahkemesi, Bilhac’ın yargılanmasını talep etti. Bilhac Katar’ın parasıyla Libya’da birçok çete grubu kurdu. Libya mahkemesi ve ordusuna göre Bilhac, Libya parasının ve altınlarının büyük bir kısmını Türk bankalarına aktardı.

DAİŞ’İ LİBYA’YA TAŞIDI

Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Ahmed el Mismari, Türk devletinin 2014 yılından bu yana uçaklar ile DAİŞ çeteleri başta olmak üzere birçok teröristi Libya’ya taşıdığını belirtti.

ANHA’nın birçok röportaj yaptığı QSD’nin tutukladığı DAİŞ çetelerinin neredeyse tamamı, Türkiye tarafından Libya’ya defalarca götürüldüklerini itiraf etmişti. DAİŞ çeteleri, Libya’da yaralandıktan sonra Türkiye’de tedavi gördüklerini ve ardından tekrardan Libya’ya götürüldüklerini itiraf etti. MİT, uçaklarla Libya’ya taşıdığı DAİŞ çeteleri için özel hastaneler ayarladı ve ihtiyaca göre bu çeteleri Suriye ve Libya’ya gönderdi.

VEKALET SAVAŞLARINDA YENİLEN TÜRKİYE DİREKT MÜDAHALEYE BAŞLADI

Türkiye, Feyyaz es Serrac liderliğindeki Libya Ulusal Mutabakat Hükümetine desteğini Nisan 2019 tarihinde duyurdu. Her iki taraf, 2019 yılının 27 Kasım’ında başta deniz olmak üzere güvenlik ve askeri ortaklığa ilişkin müzakereler gerçekleştirdi. Bu müzakereler, Türkiye’nin Akdeniz’de egemenliğini arttırma girişimi olarak ele alındı.

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aralık ayında Libya’ya asker gönderilmesini gündeme taşıdı ve bu karar mecliste kabul edildi. Erdoğan, bir toplantıda yaptığı konuşmada, Libya’ya işaret ederek, “Türkiye ataları Osmanlıların mirasına sahip çıkacaktır" dedi. Libya halkı, Erdoğan’ın bu söylemlerini Osmanlı’nın yıllar önceki işgal ve talan politikalarının devam edeceği yönünde değerlendirdi.

DÜNYADAN TEPKİ ALDI

Libya Ulusal Ordusu’na destek veren Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme kararını tepkiyle karşıladı. Arap Birliği, Güvenlik Konseyi gibi birçok Arap devletleri örgütlenmesi, Libya’da güvenliğin ancak Türkiye ve Katar’ın destek sunduğu teröristlerin ülkeden çıkarılması ile sağlanabileceğini belirtti.

Avrupa devletleri ile ABD, Libya’da DAİŞ ve El-Kaide gibi terör örgütlerinin hareketliliğini izlemekten öteye gitmedi. Avrupa devletleri ve ABD, sık sık yaptıkları açıklamalarla Libya’ya ilişkin “endişelerini” dile getirdi. Rusya, Fransa, BAE ve Mısır gibi ülkeler, Türk devletinin desteklediği silahlı gruplara karşı Libya Ulusal Ordusu’nu destekledi. Bölgede gizli faaliyetler içerisinde olduğu bilinen Rusya, ekonomik ve askeri temelde politikalar üretiyor.

SONUÇ

Türkiye, Suriye’de ve uluslararası alanda izlediği stratejisinin yenildiğini gördükten sonra Libya’ya yöneldi.

Mısır, Tunus, Sudan, Suriye ve Irak gibi ülkelerde İhvan’ın düşmesiyle etkisini kaybeden Türk devleti, Libya’yı elindeki son koz olarak görüyor. Türk devleti, Libya’nın ikinci Mısır olmasından ve Halife Hafter’in ikinci Sisi olarak Ortadoğu ve Afrika’daki politikalarının önünde engel olmasından korkuyor. Bu yüzden Feyyaz es Serrac öncülüğünde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne maddi, askeri ve siyasi destek sunuyor.

Libya’daki krizi derinleştiren Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı hayallerine ulaşabilmek için göçmenleri ve terörist grupları Batı, Arap ve Afrika devletlerine karşı tehdit olarak kullanıyor. Bununla ayrıca Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol yataklarına el koymasının önündeki engelleri kaldırmayı amaçlıyor. Libya’nın bölgedeki petrol zengini ülkeler arasında yer aldığı biliniyor.

Bir diğer konu ise, Türkiye’nin kendi üretimi olan silahları satabilmek için Libya’yı bir savaş sahasına dönüştürmesi. Türk devleti, onlarca kamyon silahı Akdeniz yolu ile Libya’da çetelerin kontrolü altındaki bölgelere ulaştırdı. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti de Türkiye’den kamyonlarla silah ve insansız hava araçlarını aldıklarını doğruladı.

Sonuç olarak, Türkiye’nin Libya başta olmak üzere bölgede yürüttüğü strateji ile başarısız olacağı söylemek bir abartı olmayacaktır. Rusya, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, İran ve birçok Avrupa devletleri, Türkiye’nin desteklediği çete gruplarına karşı dolaylı bir ittifak içerisinde.

Türkiye, kısa süre içerisinde Libya’da Katar ile yalnız başına kalacak ve Suriye’de olduğu gibi Libya’ya dönük tüm stratejilerinde derin bir yenilgi alacaktır.  

Bununla birlikte Türkiye, Somali, Etiyopya ve Nijerya gibi Afrika’da ekonomik ve askeri varlığını sürdürdüğü ülkelerdeki varlığını da kaybetmekle karşı karşıya kalabilecektir. Küresel ve bölgesel dengelerde çok ciddi bir değişimin olmaması durumunda Libya Ulusal Ordusu’nun Trablus’a ulaşması artık an meselesi olacaktır. Mevcut durumda kente sadece 4 kilometre uzaklıktadır. Bundan iki gün önce ilan edilen ateşkesin akıbetinin ne olacağını söylemek elbette şu anda mümkün değildir, ancak Trablus’un Hafter güçlerinin eline geçmesi durumu Libya’daki tüm dengeleri değiştirmeye aday bir gelişme rolünde olacaktır.

ANHA


Diğer Haberler