Ulus-devlete karşı Demokratik Ulus ve Özerk Yönetim-2

Kuzey ve Doğu Suriye’de halkların geliştirdiği Özerk Yönetim projesi, ulus-devlet zihniyetini bozarak Suriye krizinin çözüm modeli haline geldi.

Ulus-devlet, iddia ettiği gibi demokrasinin, özgürlüğün ve insan haklarının temel biçimi değil, aksine toplumun değerlerini inkar eden ve kendi çıkarları için çalışan bir sistemdir.

Ulus-devlet, farklı ülkelerde, farklı kültür ve dillerden bir arada yaşayan insanlara bir dil ve bir kültür dayatarak ülkeyi izole bir hapishaneye dönüştürür. Aynı zamanda okulları, üniversiteleri ve dini merkezleri, egemen sisteminin çıkarlarına göre bir vatandaş inşa etme merkezlerine dönüştürür. Kadınlara köleliği dayatır ve kadını cinsel bir araç haline getirir. Burada ulus devletin en otoriter tarz olduğunu söyleyebiliriz.

2011 yılında ‘Halkların baharı’ olarak başlayan Suriye krizi dış müdahaleler sonucu askeri savaşa dönüştü. Tek dil, tek millet, tek bayrak ve tek din çağrısı yapan ulus-devlet sistemleri Suriye halklarına özgürlük getiremez. Suriye krizinde kendini muhalif olarak tanımlayanların hiçbiri Suriye halklarının sorunlarının çözümü için ortaya hiçbir proje koyamadı. Tek talepleri mevcut iktidarın değişmesiydi. Ulus-devlet yapısı içerisinde yerlerini almak için çabaladı. Bu anlayış nedeniyle Suriye halkları bugüne kadar büyük acılar yaşadı.

Ulus-devlet anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Suriyeli siyasetçi Semir Ezam, ulus-devlet anlayışının hiçbir ülkede halkın sorunlarına çözüm üretemediğini söyledi. Ulus-devletlerin bölgeler arasındaki ekonomik eşitliği dahi sağlayamadığını vurgulayan Ezam, Suriye’yi örnek verdi. Suriye’deki ekonomik gelişmişliğin Şam ve Halep arasına sıkıştığını ifade eden Ezam, diğer bölgelerin dönüştürülebilir hammadde konusunda geri bırakıldığını kaydetti. Ezam, 2011’de başlayan Suriye krizinin ulus-devlet anlayışından kaynaklandığını belirtti.

Şam hükümetinin Suriye krizinin çözümü için hiçbir proje üretemediğini vurgulayan Ezam, İslami gruplar ve İstanbul’dan yönlendirilen liderlerinin de bu krize çözüm üretemediğini hatırlattı. Ezam sözlerini şöyle sürdürdü: “9 yıl boyunca bu iki taraf çatıştı. Birbirlerini yok etmek için dış güçlerden destek istediler. Bu savaş nedeniyle Suriye’nin yarısı harabe haline geldi. Suriye nüfusunun yarısı göç etmek zorunda kaldı. Uzun süren bu savaş zamanla taraflara destek veren devletlerin savaşına dönüştü.”

Kuzey ve Doğu Suriye’de farklı kültür, dil ve dinlere sahip tüm halkların birlikte yönetime katılmalarına izin veren birçok yeni ırka dayanan yeni bir hükümet biçimi geliştirildi. Cizre bölgesindeki Demokratik Özerk Yönetim bunu 21 Ocak 2014'te ilk açıklayan kurumdur. Daha sonra Kuzey ve Doğu Suriye'nin diğer bölgelerinde sivil ve özerk yönetimler kuruldu.

ÖZERK YÖNETİMLER BÖLGE HALKLARINA NE GETİRDİ?

Cizre Bölgesi Demokratik Özerk Yönetimi, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'nin ana ayağını yerleştirmiş, bölgede iç savaş ve mezhep savaşından kaçınmıştır. İşgalci Türk devletinin saldırılarına karşı, bu projeyi bozmaya yönelik tüm girişimlere, bölgeye uygulanan ekonomik, siyasi ve diplomatik ambargoya rağmen bölgesel yönetimi ve bileşenlerini savunarak pek çok kazanım elde etti.

Konuya ilişkin konuşan Minbic Demokratik Sivil Yönetimi Yasama Meclisi Eş Başkanı Mihemed Ali El Ebo, Minbic halklarının Rojava’da kurulan Özerk Yönetim modelini ve halkların kendi kendisini yönetmesi projesini beğendiği için Minbic Sivil Yönetimi’ni kurduğunu söyledi.

Minbic’de Özerk Yönetim modelinin ilk defa uygulandığına dikkat çeken Ebo, halkın yönetime büyük bir ilgiyle yaklaştığını kaydetti. Özerk Yönetim modelinin tüm Suriye’de hayata geçirilmesini umut ettiğini ifade eden Ebo, Suriye’deki halklar mozaiğinin korunmasının Özerk Yönetim modeliyle uygun olabileceğini vurguladı.

Öte yandan PYD Eş Başkanlık Komitesi Üyesi Foza Yusif, tüm zorluklara rağmen Özerk Yönetim'in 7 yıl içinde her alanda olumlu sonuçlar alabileceğini belirterek, "Özerk Yönetim birçok olumlu adım attı. Tüm bölge halkları arasında ortak bir yaşam ördü. Ataerkil zihniyeti kırdı ve bir eşbaşkanlık sistemi yarattı. Aynı zamanda Suriye’de yaşayan tüm unsurlar ve kimliklerin yönetimde yer almasını sağladı. Bu sistemde herkes görüşlerini ifade edebiliyor ve rolünü istediği şekilde oynayabiliyor” dedi.

Özerk Yönetim’in elde ettiği tüm kazanımların halklar için olduğunu kaydeden Foza, “Geçtiğimiz 7 yılda Özerk Yönetim, krizin aşılmasında başarılı bir model olduğunu ortaya koydu. Bir arada yaşayan tüm bileşenler arasında toplumsal barışı güçlendirmesi, toplumsal tüm sorunlara köklü çözümler sunması, azınlıkların haklarını güvence altına alması, halkların birlikte yaşamasını sağlaması onun ne kadar güçlü bir proje olduğunu ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

ÖZERK YÖNETİMİN ÇÖZÜM GÖRÜŞMELERİNDEN UZAK TUTULMASI

Özerk Yönetim’in Cenevre ve Astana gibi uluslararası görüşmelerden uzak tutulmasının planlı bir siyaset olduğunu dile getiren Foza, “Özerk Yönetim’in tüm uluslararası arenalarda bölgenin sözcüsü olabilmesi için çatışmayı sona erdirmek isteyen Suriyeli siyasi çevrelerin birlikte çalışması gerekiyor. Özerk Yönetim’e yönelik tüm dış saldırılara rağmen çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Suriye krizinin çözümünün sağlanması için Özerk Yönetim’in de uluslararası alanda Suriye halklarını temsil etmelidir” diye konuştu.

Suriye çatışmasına müdahale eden güçlerin çıkarlarına ve yönetime yönelik tüm saldırılara rağmen, Suriye krizinin çözümü için bölgedeki yapılanmanın siyasi şemsiyesi olan Demokratik Suriye Meclisi (MSD) üzerinden demokratik projeler geliştirilmeye devam ediyor.

MSD, Suriye coğrafyasındaki en aktif partilerden biridir ve birçok ulusu, dini, toplum kesimlerini, sivil toplum kuruluşlarını, siyasi partileri temsil etmektedir. MSD, Suriye krizinin hassas bir süreçte olduğu 9 Aralık 2015 tarihinde kuruldu.

SURİYE HALKLARININ UMUDU

Özerk Yönetim deneyimi, özellikle MSD'nin Suriye düzeyinde yaptığı toplantı, kongre ve çalıştaylar aracılığıyla çok sayıda muhalefet partisini bir araya getirme projesini başlatmasının ardından, Suriye halkı tarafından sorunları çözmenin bir yolu olarak kabul edildi. MSD’nin uluslararası alanda yaptığı toplantıların ardından Özerk Yönetim deneyimi dışarıda da bilinir hale geldi. Özyönetim kavramının doğru anlatılması, birçok güç, siyasi parti, akademisyen ve sivil aktivistin bu deneyimi desteklemesi bu modelin Suriye'nin geleceği için bir model oluşturmasını sağladı.

Konuyla ilgili olarak muhalif Suriye Ulusal Derneği Başkanı Muhammed Bermo, Özerk Yönetim projesinin tüm Suriyeliler için bir umut olduğunu ve üzerine üçüncü Suriye Cumhuriyeti'nin inşa edilebileceği yapıcı bir proje olduğunu söyledi. Bermo, Suriye krizine çözüm arayan tüm tarafları Özerklik projesini desteklemeye çağırdı.

Bermo sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye muhalefetinin krizin çözümü için sunduğu hiçbir siyasi, askeri ya da toplumsal çözüm modeli bulunmuyor. Özerk Yönetim bu anlamda kalitesini ortaya koymuş projelere sahip. Özerk Yönetim modelinin her yerde inşa edilmesi ve bu modelin ortadan kaldırılmasına yönelik tüm girişimlerden vazgeçilmelidir. Şam hükümeti başta olmak üzere Suriye’deki tüm siyasi çevreler bu modeli esas alarak Suriye’nin yeniden inşasına sıfırdan başlayabilirler.”

Son yıllarda Özerk Yönetim’in karşılaştığı sorunları gidermek ve Özerk Yönetim deneyiminin gelişimine katkı sunmak için bölgedeki siyasi yapılanmanın şemsiyesi konumunda olan MSD, 3 ana çalıştay gerçekleştirdi. Bu çalıştayların ardından Cizre ve Fırat Halkları Ulusal Kongresi gerçekleştirildi. Kongreye 300’ün üzerinde bağımsız parti, siyasi ve sivil toplum temsilcisi katıldı. Kongre, Özerk Yönetim modelinin gelişimine yönelik 12 maddelik öneri ve karar bildirgesiyle sonuçlandı.

Merkezi yönetim modelinin yüzyıllar öncesine ait bir model olduğuna dikkat çeken Ezam, “Bugün modern dünyadaki en gelişmiş devletlerin adem-i merkezi devletler olduğunu görmemiz gerekiyor. İç savaş yaşanan ve halen devam eden veya sona eren tüm devletlere baktığımızda bu devletlerin merkezi yönetim modeliyle yönetildiğini görebiliriz. Suriye halkı arasında sosyal, ekonomik ve siyasi eşitliğin sağlanması ve tüm bölgelerde dengeli kalkınmanın gerçekleştirilmesi, ancak adem-i merkeziyetçi ve demokratik bir Suriye Cumhuriyeti projesiyle gerçekleştirilebilir” diye konuştu.

PROJEYE YÖNELİK SALDIRILAR

Demokratik Özerk Yönetim projelerinin geliştirdiği yönetim biçimi Suriye’nin demokratikleşmesi için örnek oldu. Suriye’ye dış müdahalelerde bulunanların planlarını bozdu. Şam hükümetini Suriye’deki bileşenleri göz önünde bulundurmaya mecbur bıraktı.

Projenin bu gücü onun içeride ve dışarıda saldırılara maruz kalmasına neden oldu. Başta Türk devleti olmak üzere birçok devlet Özerk Yönetim projesini ortadan kaldırmak için saldırmaya başladı. Rusya’nın onayını alan Türk devleti Mart 2018’de Efrîn’i işgal etti. 2019’da ABD’nin de yol vermesiyle Girê Spî ve Serêkaniyê işgal edildi. Şu anda da Rusya ile el ele veren Türk devleti Eyn İsa’yı işgal etmek için saldırıyor.

Ulus-devlet anlayışlarının tüm gerçekliğini teşhir eden Özerk Yönetim projesi daha çok askeri saldırılara maruz kalıyor.

‘HER TÜRLÜ İHTİMALE HAZIRLIKLI OLMALIYIZ’

Özerk Yönetim bölgelerinin geleceğine ilişkin olarak konuşan Foza Yusif, “Suriye’de savaş bitmiş değil. Kriz devam ediyor. Suriye halen dünya savaşının merkezi olma halini korumaya devam ediyor. Suriye’de yeniden oluşturulacak Anayasa’da Özerk Yönetim alanlarına yer verilmezse buradaki yönetimin hakları güvence altına alınamaz. Böylesi bir durumda Özerk Yönetim’e yönelik tehditlerin devam edeceğini söyleyebiliriz. Şüphesiz ki her durumda sırtımızı vereceğimiz yegane güç kendi gücümüz olmalıdır. Askeri, siyasi ve ekonomik olarak yapılacak her türlü saldırıya hazırlıklı olmaya devam etmeliyiz” dedi.

(rr)

ANHA


Diğer Haberler