​​​​​​​Umut, Doğu'da ve kadında-Selahattin ERDEM

Kuşkusuz Kürtlerin kalbi İmralı’da ve Zap’ta atıyor. Önder Apo’nun ve gerillanın duruşu ve direnişi Kürt varlığını ve özgürlüğünü belirleyici düzeyde temsil ediyor. Bu kutsal direnişin etkisi bazen Kürdistan’ın bir parçasındaki ve yurtdışındaki Kürt halkını harekete geçiriyor, bazen de hepsini birlikte etkileyerek topyekûn harekete geçiriyor. Böylece Kürt halkı, tarihin en anlamlı özgürlük mücadelelerinden birini yürütüyor.

İmralı ve Zap Direnişinin etkisi, bir önceki hafta sonu hemen her yerdeydi. Dolayısıyla her yerde Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü, dolayısıyla Kürt halkının özgürlüğünü isteyen çok önemli eylemler oldu. Bunlardan Rojhilatê Kurdistan ve İran’da başlayan kadın serhildanı, İmralı ve Zap Direnişleriyle birlikte geçtiğimiz hafta boyu devam etti. İmralı ve gerilla direnişleri sürekli olduğuna göre, o halde geçen haftaya Rojhilatê Kurdistan ve İran’daki kadın serhildanı ve genelde halk serhildanı damgasını vurdu.

Rojhilatê Kurdistan ve İran’daki kadın eylemleri, Tahran Üniversitesinde okuyan Jîna Emînî adlı genç bir Kürt kadınının, “Saçının bir kısmı görünüyor” denilerek ‘İran Ahlak Polisleri’ tarafından işkencede katledilmesiyle başladı. Olay duyulunca, başta Jîna Emînî’nin doğum yeri olan Sakız olmak üzere birçok Kürt kentinde kadınlar sokaklara çıkıp katliamı ve baskıları protesto ettiler. Protesto eylemleri giderek İran İslam Rejimini hedefledi ve Rojhilatê Kurdistan ile İran’ın her tarafına yayıldı. Buralarla da sınırlı kalmayıp tüm Kürdistan’a ve dünyanın dört bir yanına yayılarak, genel bir özgürlük serhildanına dönüştü.

Rojhilatê Kurdistan’da kadınlar ve halk zaten öncesinden gergindi. İran İslam Rejimi sürekli bir yıkılma korkusu yaşıyor, bu nedenle de başta kadınlar ve gençler olmak üzere halk üzerindeki baskısını artırıyordu. Tabi baskının en çok arttığı bölge Rojhilatê Kurdistan ve baskının en çok uygulandığı kesim de kadınlar oluyordu. Kürt kadınları üzerinde baskı, taciz, tecavüz ve katliamlar bizzat devlet destekli olarak yaşanıyordu. Nitekim Jîna Emînî’nin işkenceyle katledilmesinden on gün önce de Merivan’da Şilêr Resulî adındaki bir Kürt kadını, kendisine tecavüz etmek isteyen bir devlet görevlisinin saldırısı sonucunda kendini balkondan atmıştı. Bu katliam da başta Merivan olmak üzere birçok Kürt kentinde kadınlar ve halk tarafından protesto edilmişti. Rojhilatlı kadınlar ve halk, hala söz konusu olayın gerginliğini yaşıyordu.

Böyle bir durumun üzerine bir de Jîna Emînî’nin işkenceyle katledilmesi gelince, söz konusu olay adeta bardağı taşıran son damla oldu. Jîna Emînî bir anda ‘Özgürlük sembolü’ ve ‘Mücadele kıvılcımı’ haline geldi. Kürt ketlerinde kadınlar “Jin Jîyan Azadî” sloganlarıyla sokakları ve meydanları doldurdu. Rojhilatê Kurdistan ve Tahran Üniversitesinde başlayan protestolar İran Azerbaycan’ından Belucistan’a kadar tüm İran kentlerine yayılarak, adeta bir kadın özgürlük devrimine ve demokratik İran hareketine dönüştü. Her tarafta baş örtüsünü ve çarşafı çıkarıp yakan kadınlar, bir anda İran demokrasi hareketinin öncüsü haline geldi. Sokak ortasında saçlarını kesen kadınlar, “Saç yok, günah da yok” diyerek, ahlakı kadınların saçına bağlamanın ne kadar saçma ve anlamsız olduğunu ortaya koydular. Hareket giderek tüm rejimi ve başındaki Ali Xamaney’i hedefler hale geldi. Tüm Kürdistan’a ve dünyanın dört bir yanına yayılarak, her alandan Rojhilat ve İran kadınlarını destekleyen eylemler yükseldi.

 

Doğrusu başta İran Yönetimi olmak üzere dünyada birçok kesim böyle bir gelişmenin olacağını beklemiyordu. Bir anda özgürlük isteyen kadın öncülüğünde genel bir demokratik halk hareketi ile karşı karşıya gelince, adeta herkes biraz sarsıntı geçirdi. Birçok çevre ne diyeceğini şaşırarak, adeta açıklama yapamaz ve tutum alamaz bir durumu yaşadı. İran’daki İbrahim Reisi Hükümeti, olayları basit ve geçici bir tepki olarak görüp, başlangıçta bazı nasihatlerle dindirmeye çalıştı. Fakat giderek büyüyen ve yayılan, açıktan demokrasi ve özgürlük isteyen bir hareket haline geldiğini görünce, bu sefer silah kullanımı dahil baskı araçlarıyla olayları bastırmaya yöneldi.

Şimdi bu satırlar yazılırken, İran’da adeta bir ‘özgürlük ve demokrasi devrimi’ haline gelen protesto eylemleri ve bunlara karşı İran Rejiminin saldırıları devam ediyor. Şimdiye kadar kaç kişinin vurulduğu veya yaralandığı, yine kaç kişinin tutuklanıp zindanlara konduğu net olarak bilinmiyor. Ölü sayısının ona yakın olduğu, daha çok yaralının bulunduğu ve çok sayıda insanın tutuklandığı belirtiliyor.

Belli ki İran İslam Rejimi, kadınların ve halkların taleplerine kulak tıkayarak, olayları şiddetle bastırma yöntemini esas alıyor. Fakat böyle yapsa ve hatta bir süre olayları bastırmayı başarsa da, bir kez cin şişeden çıkmış ve rejim ciddi biçimde sarsılmıştır. Başta kadınlar olmak üzere adeta yaşayamaz hale gelmiş olan toplum, sokağa çıkarak kendi gücünü görmüştür. Artık İran’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kadınların başlattığı söz konusu serhildanın İran devleti ve toplumu üzerinde önemli bir etkisi olacaktır. Yakın gelecekte İran’da yeni önemli gelişmeler ve değişim yaşanabilir.

Hatta mevcut olayların nasıl seyredeceği de aslında tam belli değildir. ‘Devlet bastırır’ gibi görünse de, bu konuda tam sonuç alamayabilir. Olaylar çeşitli biçimlerde daha çok sürebilir. Ya da kısa bir süre önlense de yakın zamanda yeniden patlak vererek devam edebilir. Çünkü bunu yapacak bir toplumsal potansiyel İran’da vardır. İran toplumu, Ortadoğu’nun en dinamik ve devrimci toplumudur. İran, tarih içinde toplumsal devrimlerin en çok yaşandığı alandır. İran toplumunun özgürlük bilinci tarihsel olarak güçlüdür. Batının egemenlikçi karakterine karşı doğunun özgürlükçülüğünü temsil etmektedir. Dolayısıyla söz konusu olaylar adeta bir katliamın kıvılcım oluşturmasıyla patlamış olsa da, gerçekte tarihsel ve toplumsal bir temele sahiptir. Dahası kırk yıldır topluma sırtını dönerek, adeta ‘Ben ne dersem o olur’ diyen İslam Rejiminin yarattığı büyük öfke ve tepki, yine yoksulluk ve yozlaşma mevcuttur. Demek ki yaşanan olaylar temelsiz değildir.

Belki olaylara kadınların öncülük etmesi garip görülebilir. Fakat böyle bir yaklaşım da doğru değildir. İran kadınlarını ve toplumunu geri ve apolitik gören anlayışlar sadece erkek egemen Batı oryantalizmini ifade eder. Nitekim kırk yaşın üzerindeki insanlar iyi bilirler ki, İran’da şahlık Rejimini yıkan eylemlerin başında da kadınlar vardı. 1979 Devrimini de bir anlamda kadınlar yaptı. Geçen süreçte de kadınlar, büyük çoğunlukla hep ‘Değişim’ vadeden ‘Reformist’ kanadı destekledi. Fakat Xumeyni Rejimi olarak şekillenen sistem, giderek Xamaney diktatörlüğü haline geldi. Yani kadınların bugünkü büyük öfkesi ve tepkisi, mevcut baskı nedeniyle olduğu kadar, bir yerde geçmişin yarattığı hayal kırıklığının oluşturduğu öfke ve tepki nedeniyledir de.

İran’da da demokrasi hareketinin öncülüğünü Kürtlerin yapıyor olması ve onun başında da Kürt kadınlarının bulunması herhalde anlaşılıyordur. Çünkü Rojhilatê Kurdistan kadınları, İran toplumunun da en çok ezilen kesimi oluyor. Kürdistan’ın diğer parçalarında yaşanan Kadın özgürlük devriminden ve Önder Apo’nun fikirlerinden derinden etkilenmiş bulunuyor. Kürdistan dağında özgürlük için kadınlar savaşıyor ki, bunun tüm kadınlar üzerindeki eğitici etkisi çok derindir. O halde Rojhilat’ın kadınlarının İran özgürlük ve demokrasi hareketine öncülük etmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Demek ki söz konusu protesto eylemleri bir anda patlamış olsa da, hiçbir şey kendiliğinden değildir ve tüm gelişmeler yürütülen bilinçlendirme ve örgütleme faaliyetinin bir sonucudur. Dolayısıyla söz konusu süreç sürecek ve özgürlük esas zemininde ve sahibinde daha çok yaşanır hale gelecektir. Umudun egemen batı hayranlığında değil, özgürlükçü doğu toprağında olduğu daha çok anlaşılacaktır. Egemen erkeklik yıkılarak, demokratik toplumun özgür kadın öncülüğünde gerçekleşeceği herkes tarafından anlaşılacak ve kabul edilmek zorunda kalınacaktır. Açık ki, umut özgürlükçü doğuda ve özgürlükçü kadındadır.

Kendisi küçük ama anlamı çok büyük olan bir ayrıntı ise şöyle: Jîna doğunca, her aile gibi onun ailesi de kızlarına isim vermek istiyor ve ‘Jîna’ ismini veriyor. Çocuk, ailesi ve Kürdistan’daki çevresi tarafından Jîna olarak biliniyor ve öyle çağrılıyor. Bir gün kızını nüfusa kaydettirmek için aile İran Nüfus Dairesine gidince, nüfus müdürünün “İsim Kürtçe olduğu için kaydedilemez” itirazı ile karşılaşıyor. Sonuçta çocuk İran nüfusuna “Mahsa Amini” olarak kaydediliyor. Böylece ailesinde ve toplumunda ismi ayrı, devlette ayrı olan bir insan ortaya çıkıyor. Bu durumu Kürtler çok iyi bildikleri için, baştan itibaren “Jîna Emînî” ismini kullandılar. Bilmeyenler ve bilmek istemeyenler ise “Mahsa Amini” dediler. Kürtlere dayatılan kültürel soykırım işte budur. Demek ki Kürt vadisinde işler çok karışıktır. Kürtlerin gerçekte ne yaşadıklarını uzaktan anlamak zordur. Fakat bu gerçek anlaşılmadan da Kürtlere gerçek dost olmak mümkün değildir. Kürt gerçeğini doğru anlamayanlar, “Mahsa Amini” deyiminde olduğu gibi, Kürt’e dostluk yaptığını sanırken kültürel soykırımı ve asimilasyonu destekler duruma düşebilirler.

Kaynak: Yeni Özgür Politika