​​​​​​​Varlığını korumanın vazgeçilmezi: Öz savunma – 1

Tarihin ilk çağlarından beri klan, kabile, aşiret, topluluk, halk, bir arada yaşam kültürünü oluşturan, ortak değerlerle birbirine bağlı olan insanlar, ortak bir savunma mekanizması oluşturmuştur.

Bu ortak mekanizmanın adı olan özsavunma, bireyden topluma kadar yaşam hakkına yönelik tehdide karşı harekete geçer. Kültür, dil, kimlik, yaşam ya da silahla olsun varlığını korumaya yönelik özsavunmanın temel aracı ise direniştir.

Ortadoğu-Mezopotamya topraklarında devletleşen İslam ile kültürel İslam yani ahlaki politik toplum arasındaki savaş yüzyıllarca sürdü. 7-12’inci yüzyılları arasında özsavunma bilinci ile bir önceki hareketten aldığı ilhamla yeni hareketlerin kapısını araladı. 5-12’inci yüzyıl arasında Ortadoğu’da dinlerin devletleşmesine karşı toplumların ayakta kalmasını sağlayan özsavunma örneklerine bir göz atalım. 

MAZDEK, BABEK VE HÜRREMİZM

5’inci yüzyılda gerçekleşen Mazdek isyanı kökenini Maniizm ve Zerdüştlükten alır. Devlet dışı tarihin tanık olduğu büyük bir özsavunma hareketi olarak önemli bir yere sahiptir. Mal ve servetlerin paylaşılması anlamında ortakçılığı, kadın-erkek arasında eşitliği ve insanlar üzerinde iktidar ve tahakküm kurulamayacağı düşüncesini felsefesinin merkezine koymuştur.

Öğretileri dönemin yozlaşmış Sasani devleti tarafından tehlikeli bulunduğu için taraftarları katliamdan geçirilir. Önderi Kürt olan Mazdek, 499’da Sasaniler tarafından katledilir.

Hürremizm, kökenleri Zerdüşti felsefeye dayanan komünalist Mazdek fikrinden alan özsavunma çizgisidir. Tarih kayıtları ataerkil egemenlerin yazıcılarına kaldığından dolayı Hürrem hakkında pek fazla bilgiye rastlanmaz ve adeta yok sayılır. Hürrem’in Rey şehrinden başlayarak, yaydığı eşitlik fikrinin, tüm Ortadoğu’da kendinden sonra gelen toplumsal demokrasi hareketlerine kaynaklı ettiği bilinmektedir. Hürremizm 10’uncu yüzyıla kadar Ortadoğu’da halk hareketlerine cesaret, fikir ve ilham olmuş bir hareket olarak yayıldı.

Mazdek-Hürremi hareketlerin yayılmasında önemli bir yeri olan Babek isyanı dönemin, halk kitlelerinde yoğun destek buldu. İsyana liderlik eden Babek’in on binleri bulan özsavunma ordusu kurarak, Abbasilere karşı birçok savaşı kazandığı bilinmektedir.

Abbasiler tarafından Babek, Samara’da katledilmiştir. Ama kendinden öncekilerden aldığı miras ile kendinden sonraki halkların özsavunma direnişlerine ilham ve yol gösterici olmuştur.

ZENC İSYANLARI

Köleleştirilerek Cezire-Şatt-ül Arap bölgesine getirilen Afrikalıların;  Emevi-Abbasi iktidarları dönemlerinde 7. yy ile 9. yy arasındaki gerçekleştirdikleri Zenc’lerin özsavunma deneyimidir. İktidarlaşan İslam’ın denetimi altında insanlık dışı koşullarda, köleliğe mahkum edilenlerin başkaldırısı ve eşitlik temelli yaşama amacını güder.

Emevi ve Abbasi devlet-iktidarlarına karşı iki yüzyıla yayılmış bir özsavunma direnişidir. Zencler, devletçi güçlere karşı mücadele eden demokratik-toplumsal güçlerdir. İsyan sadece Afrikalı kölelerle sınırlı kalmamış, Bedeviler dahi bölgede sistem-iktidar dışı bütün hakları etrafından toplamıştır. Basra, Cezire’den Mısır ve Sudan’a kadar bir alanda eşitlik düşü ile dalga dalga örgütlenen halk özsavunmayı örgütleyerek, iktidar İslamı’na karşı durmuştur. 

Son isyan; Sahab-ul Zenc lakabıyla tanınan Ali Bin Muhammed öncülüğünde son isyan 869 yılında Basra’da başlar. Özellikle model olarak kurdukları El-Muhtarê olmak üzere kontrollerine aldıkları tüm yerleşim alanlarında demokratik toplumun örgütlemeyi hedeflerler. Özel mülkiyet yoktur. Topraklar tüm toplumundur. Katılım, üretim ve kullanımda emek ve paylaşımcılık esas alınır. Kimse kimseden üstün ya da düşük değildir, herkes eşittir.

Zencler ve dönemin benzer toplumsal hareketleri karşısında ağır bir yenilgi alan Abbasiler, çareyi Türkler ile kurdukları ittifakla aşmaya çalışmıştır. Türk-Abbasi ittifakına karşı büyük bir özsavunma direnişi sergilendi. El-Muhtarê kentinde kurdukları sistemi savunmak için kadın erkek ve çocuklar Abbasi ve Türklere karşı büyük bir özsavunma direnişi sergiledi. Direniş sonunda kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden tüm halkı katlederler. Kenti tamamen talan ederler. İçindeki insanlarla birlikte şehri yakarlar ve taş taş üstüne bırakmazlar. Bir eşitlik şehri olan El-Muhtarê’den geriye hiçbir iz bırakmadılar.

Ama bu direnişin getirdiği kolektif özsavunma ruhu coğrafyada köleliğe geri dönüş koşullarını önledi ve sonrasında gelen eşitlik hareketlerine ilham oldu.

KARMATİLER

Karmati hareketi, 870’lerden başlayarak 1070’lere kadar, 200 yıla varan bir dönem içerisinde Ortadoğu’nun bütününe yayılmış olan en büyük toplumsal özsavunma hareketidir. Karmatilik sıradan kendiliğinden gelişen, herkesin kendi başına bir şeyler yaptığı bir isyan değildi, inanç okulu veya tarikat olmanın çok daha ötesindedir.

Karmatiler kendini 4 ayak üzerine örgütlüyorlardı. Örgütlenme, eğitim, ekonomi ve özsavunma. Özsavunma bilinci güçlü olan Karmatilerde, komünal öğretiyi benimseyen, her köy, her kasaba ve her kentte yaşayanlar o yerin savunmasından sorumluydu. Örneğin gündüz tarlasında ekin eken bir Karmatili akşam özsavunma güçlerinde yer alıyordu.

Karmatilerin bugünkü Irak sınırları içinde bulunan Necef kentine bağlı Küfe kasabası yakınlarındaki Mühtemâbâz köyünde Dar’ül Hicre olarak bilinen ilk eğitim akademisini inşa ettikleri bilinmektedir. Örgütlenme konusunda ise Karmatiler halklar ve inançlar arasına hiçbir ayrım koymazken, her etnik kökene ve dine göre bir propaganda faaliyeti yürütüyorlardı. Bu nedenle Karmatilik bir sınıf hareketi olmanın çok ötesine geçmiştir. Devlet dışı toplum yapılarının kendilerini örgütleyerek bir sistem halinde varlıklarını sürdürdükleri sistemin adı olmuştur.

İslam’ın doğmaya dönüştürüldüğü 9’ncu yüzyıldan sonra devlet-iktidarlar için büyük tehlike olan Karmatililer, Abbasi-Türk işbirliğinde büyük katliamlara maruz kaldı. Karmati öncülerinden Hasan Bin Mansur’in şu sözlerle hala bu coğrafyanın aradığı şeydir: “Kötülüğün yerini iyilik alacak, sapıklıklar sona erecek, sahibine hakkı verilecek ve insan doğduğu günkü gibi eşit ve özgür olacaktır.”

ÖCALAN’IN DÖNEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMESİ

Ortadoğu’da bu dönem etkisini sürdüren özsavunma direnişlerine ilişkin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şu belirlemeyi yapmıştır:

“Özellikle Hz. Muhammedi’n ölümü, Ehlibeyt’in tasfiyesi ve ardından Emevi ve Abbasi hanedanlıklarıyla birlikte giderek katı bir gerici aşamaya gelinmiştir. Halkı temsil eden çok sayıda Batıni tarikatın ezilmesiyle, Ortadoğu uygarlığının üzerine tam bir karanlık çökmüştür. Bu dönem, tüm tarihi etkileyecek büyük bir ideolojik-politik mücadele dönemidir. Ezilen ve yoksullaşan kesimlerin hareketi olarak ortaya çıkan Hariciler, Hürremiler, Babekiler, Karmatiler, Haşişinler, İsmaililer başta olmak üzere tüm Batıni hareketler aslında hem ideolojik hem de pratik olarak büyük bir mücadele vermişler; bir tür ilkel sosyalizmi temsil edip yaşamışlardır. Fakat üretim güçleri ve ilişkilerinin yaşanması gereken feodal biçimi henüz rolünü tam oynamadığından, bu hareketlerin tam başarısı mümkün olmamıştır. Ama yine de özgürlük ve eşitlik mücadelesi tarihinde büyük bir yerleri vardır.”

YARIN: Fransız Burjuva Devrimi’nin ardından; 18’inci yüzyıldan itibaren ulus-devlet merkezli milliyetçi hareketler gelişmeye başladı. Bu dönemde ortaya çıkan yeni özsavunma ve halk savaşları, milliyetçilik ve ulus-devletçilikten etkilendi. Özünde yatan ise toplumların demokratik uygarlık nehrinde ortaya çıkan özsavunma deneyimleridir.

ANHA


Diğer Haberler