Yılmayan bir gerçeklik olarak Kürt dili - 2

Birinci Dünya Savaşı Osmanlı’nın yenilgisiyle sona ererken, Suriye ise Fransa’nın mandası altında kalmıştı. Kürtler basım-yayın alanında belli bir süre özgürlüğü yaşarken Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte Kürtçeye yönelik baskılar yeniden arttı.

Suriye’nin bağımsızlığı sonrası Kürtçeye baskılar
Dosyanın birinci bölümünde Kürtçenin tarihsel gelişim aşamalarını konu almıştık. Bu dosyada ise Birinci Dünya Savaşı sonrası, Fransa mandası dönemi ve Suriye’nin bağımsızlığını ilanından 2011’deki Suriye krizine kadar devam eden süreçte Suriye’de Kürtçenin geçirdiği aşamalar konu edilmiştir.

SYKES-PİCOT ANLAŞMASI SONRASI KÜRTLERE KARŞI SİSTEMATİK POLİTİKALAR

Fransa ve İngiltere arasında 1916’da varılan Sykes-Picot anlaşması sonrası Kürdistan, farklı dilleri konuşan 4 ayrı ulus devlet arasında bölündü. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de Kürtlere yönelik Türkleştirme, Farslaştırma ve Araplaştırma politikaları sistematik bir şekilde, devlet politikaları olarak uygulandı.

Adı geçen ülkeler Kürtlere anadillerinde eğitim hakkı tanımadı. Kürt aydınlarının Kürtçe için tüm girişimlerine, gizlice verdikleri eğitimlere ve dili koruma çabalarına rağmen Kürtçe konuşma dilinden öteye geçemedi.

Bir önceki dosyada da belirttiğimiz gibi Celadet Bedirxan 1932’de Latin harfleriyle yazdığı ‘Hawar’ dergisini çıkarmıştı. 1935’te dergi yayınını dursa da Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından 1941’de yeniden yayın hayatına başlamıştır.

Suriye’nin Fransa sömürgesinde bulunduğu dönemde ise Kürtçe yayın yapan yeni gazete ve dergiler çıkarıldı. 1942-1945 yılları arasında Şam’da yayın yapan Ronahî gazetesinin ardından, Kamûran Ali Bedirxan tarafından 1943-1946 yılları arasında ‘Roja Nû’ dergisi yayınlanırken 1943-1945 yılları arasında da ‘Stêr’ dergisi Kürtçe yayın yaptı.

SURİYE BAĞIMSIZLIĞINI KAZANDI KÜRTÇE YASAKLANDI

Suriye ve Türkiye’deki Kürtler, Bedirxan ailesini öncü olarak görüyordu. Bunun yanında Suriye’nin Fransa sömürgesi olduğu dönem her ne kadar Kürtçe yasaklanmasa da okullarda eğitim dili olarak öğretilmiyor, eğitim dili olarak gelişme imkanı bulamıyordu. Fakat bu dönemde Suriye ve Lübnan’da Kürt edebiyatı adına birçok çalışma yürütüldü.

1946’da Fransa’nın Suriye’den çıkmasıyla birlikte Kürtler meşru haklarını kazanamadığı gibi, Kürtçeye yönelik yasaklar da devam etti. Baskılar Kürt diliyle sınırlı kalmadı, 1962’deki nüfus sayımında Kürtler Suriye vatandaşlığı listesinden çıkarılarak vatandaşlık haklarından da mahrum bırakıldı. Akabinde ise, Kürtleri asimile etmek ve Araplaştırmak adına ‘Arap kemeri’ politikası devreye konuldu.

Kürt dili uzmanı Beroz Mehmûd, daha önce yaptığı bir değerlendirmesinde konuya ilişkin şunları söyler, “Suriye’de milliyetçi fikirlerin yayılmasıyla Kürtlere yönelik baskılar arttı. Şovenist hükümetler döneminde Kürtçe bir kitap almak suçtu ve okuyan tutuklanıyordu. Bu, anadili unutturmak içindi. Eğitimi verilmeyen dil sınırlı kalır.”

DÖNEMİN ESERLERİ

Bu dönemin en önemli eserlerinden biri Kürt yazar Reşîd Kurd’un Kürtçe dilbilgisi kitabı olmuştur. Bununla birlikte 1955’te de Osman Sebrî, bir grup arkadaşıyla beraber Şam’da, Kürtçe okuma-yazma öğretmek için ‘Kürt Kültürü Diriliş Derneği’ni kurmuştur.

1957’de ise Suriye’deki ilk Kürt siyasi partisi olan ‘Kürdistan Demokrat Partisi’ gizli bir şekilde kuruluşunu ilan eder. Latin harfleri kullanan ve siyasi yayın yapan ‘Dengê Kurd’ gazetesi de çıkarılır ve 1965’e kadar yayınlarını gizli bir şekilde sürdürür.

60’lı ve 70’li yıllarda ise Suriye’deki yasaklar ve baskılar nedeniyle Kürtçe kitapların basım ve dağıtımı Beyrut’ta gerçekleşir. Burada yayınlanan ilk kitaplar ise Ekrem Cemil Paşa ve Kürt şair Cegerxwîn tarafından yazılır ve yazarlar ancak mahlas kullanarak yayınlarını gerçekleştirebilirler.

ARAPLAŞTIRMA POLİTİKASI

Nisan 1962’de devam eden Araplaştırma politikaları kapsamında dönemin Suriye devlet başkanı Nazım El Kutsi, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı Cizre Bölgesi’nde yaptırdığı nüfus sayımında 120 bin Kürt’ü vatandaşlık haklarından mahrum bırakarak ‘yabancı’ statüsünde gösterir. Böylece Kürtler, mülk sahibi olamadığı gibi, resmî işlerini yapamaz, eğitim hakkından mahrum kalır ve çocuklarına kimlik dahi yapamaz.

Baas partisinin Kürtlere ve Kürtçeye yönelik politikaları, kültürel soykırımın başlıca numunelerinden biri olur Çocuklara Kürtçe isim verilmesi yasaklanır. Yerleşim yerlerinin Kürtçe isimleri Arapça ile değiştirilir ve Kürtçe okuma, yazma ve konuşma da yasaklanır.

Tüm bunların yanında 21 Mart da Baas rejimi tarafından ‘Anneler Bayramı’ olarak kabul edilince Kürtlerin Newroz Bayramı kutlamaları da engellenir.

SINIRLI YAYINLAR VE ESERLER

Baas rejiminin tüm baskılarına rağmen Mele Hesen Kurd (Hesen Hişyar), 1966’dan 1984’de kadar yıllık olarak ‘Agahî’ dergisini çıkarır.

Cegerxwîn’in editörlüğünü yaptığı edebiyat dergisi ‘Gulistan’ da bu dönemin eserlerinden olurken, Dr. Beroz Mehmûd tarafından da ‘Gelawêj’ dergisi çok az sayıda basılır.

İlerleyen dönemde siyasi partiler de Stêr (1983-1993), Xunav (1986-1995), Roj ve Newroz (1995) adlarında Kürtçe yayınlarını çıkarırlar.

Dönemin siyasi yayınlarından ayrı olarak ‘Gurzek Gul’ (1989-1992) adlı dergi ile birlikte edebiyat ve kültür içerikli Zanîn (1991-1997), Aso (1992), Pirs (1993), Hêvî (1993), Delav (1995) ve Xwendevan (1995) dergileri çıkarılır.

Suriye devletinin yasak ve baskıları nedeniyle sınırlı sayıda ve gizli dağıtılan bu dergiler güçlü bir etkiye sahip olamaz.

DİL ÜZERİNDEKİ YASAKLAR DEVAM ETTİ

Suriye Baas’ı ile Irak Baas’ı arasındaki çelişkiler ve Türk devletinin Suriye hükümeti üzerindeki baskıları artınca Kürtler üzerindeki baskılar da kısmen azalır. Fakat özellikle Müslüman Kardeşler ile Suriye hükümeti arasında 1976’da başlayan çatışmalarda dahi Kürtçe ve yayıncılığı üzerindeki baskılar devam eder. Bu süreç, Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı döneme kadar sürdü.

Dr. Beroz Mehmûd, o döneme ilişkin değerlendirmesinde Baas partilerinin baskılarının sürdüğünü ancak bazı şeylerin göz ardı edildiğini kaydediyor. Tüm bunlarla birlikte daha başka sebeplerden de Kürt dilinin gelişim göstermediği tespitini yapan Mehmûd, aydınların istenilen şekilde görevlerini yerine getirmemesi, Kürtçe yazının ulusal düzeyde gelişmemesi ve bazı yazarların dili geliştirmek yerine ün peşinde koşmasını bazı nedenler olarak gösteriyor.

BÖLGESEL VE ULUSLARARASI GELİŞMELERİN SURİYE’DEKİ KÜRTLERE ETKİSİ

80’li yıllarda, tahsilini batı ülkelerinde tamamlamış çok sayıda Kürt aydını Suriye’ye geri döndü. Bu ülkelerde Kürt aydınlarının emekleriyle Kürt dil enstitüleri açıldı. 1983’te açılan Paris Kürt Enstitüsü, bunlardan biridir. Ve bu dönemde aydınlar yine Kürt dilinin gelişimine önem vermiştir.

90’ların başında Kürt yazarların sayısı artarken, çok sayıda Kürtçe kitap ve broşür çıkarıldı. Bunun önünü açan ise; Kuzey, Güney ve Rojava Kürdistan’ında siyasi hareketlerin gelişmesi oldu.

90’ların sonunda Türkiye-Suriye ilişkilerinin bozulması üzerine Suriye, Türkiye’ye teslim oldu ve Kürtleri hedef alan Adana Mutabakatını imzaladı. Böylece Kürtler üzerindeki baskılar yine ve yeniden arttı, Suriye kolluk güçleri Kürt partilerin yöneticileri ve aydınları tutukladı, Kürtçe de bu baskılardan payını aldı.

Dönemin Suriye devlet başkanı Hafız Esad’ın ölmesi üzerine oğlu Beşar, 2000 yılında ülkenin başına geçti ve Kürtlere ve Kürtçeye yönelik baskılar olduğu gibi devam etti. Kürtlere yönelik asimilasyon politikaları, kolluk güçlerinin Kürt aydınları ve siyasetçilerini takibi ve Kürtçe yayıncılığa karşı yasaklar sürdü. Bir ek bilgi olarak; o dönem Rojava kentlerinde matbaa bulunmuyordu.

BEŞAR ESAD DÖNEMİNDEKİ BASKI SİYASETİ

2001 yılında çıkan basım-yayın yasasına göre matbaa sahipleri bastıkları kitap ve broşürlerin içerik ve sayılarına ilişkin bilgileri açıklamak zorunda bırakıldı. Hatta basılan yayınların kopyalarının Yayın Bakanlığı’na, yazara ilişkin bilgiler ve gerekiyorsa çevirilerle birlikte verilmesi gerekiyordu. Bununla birlikte eserini yayınlamak isteyenler de Yayın Bakanlığı’ndan gerekli izin belgesini almak zorunda bırakıldı. Bakanlık da çeşitli bahanelerle Kürtçe yayınlara izin vermedi. Bu nedenle birçok Kürt yazar eserlerini gizli bir şekilde bastırdı. 

2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesi sonrası Suriye’deki Baas yönetimi Rojava’da, Kürtler ve Araplar arasına fitne soktu. 12 Mart 2004’te Qamişlo serhildanı başladı. Serhildanla birlikte Kürt halkına yönelik baskılar katliam seviyesine ulaşarak devam etti. Kolluk güçleri Kürtçe kitap ve broşür var mı diye evlere baskınlar yapmaya başladı. O dönemden bahseden yazarlar, kolluk güçlerinin matbaaları yoğun bir şekilde denetlemeye başladığını, yüksek fiyatla gizli basım yapanların bile artık Kürtçe yayın çoğaltmaktan kaçındığını söylüyor.

O döneme ilişkin, “Kürtlerin milliyetçi olduğu esasına dayanarak baskıları arttırdılar ve Türkiye’ninkine benzer bir siyaset yürüttüler. Kürtlerin ulusal duygularını kaybetmesi ve Araplar içinde eritilmesi için Kürtçeye yoğun baskılar uyguladılar” diyen Dr. Beroz Mehmûd, 2005-2010 arasında kitap basmak için Şam’daki matbaalara yüksek fiyatlar ödediğini ve gizlice basım yaptıklarını söylüyor.

Yaşananlara rağmen bu dönemde Kürtçe dergiler çıkmaya devam etti. ‘Next Page’nin araştırmasına göre o dönemin dergileri Kürtçe yayın yapan Gulistan, Pirs ve Newroz ile Kürtçe ve Arapça yayın yapan Jîn, Roj ve Azadî idi ve kısmî bir etkiye sahip olmuştu.

Dr. Beroz Mehmûd’a göre dilin gelişimi, toplumun kültür kavramıyla doğrudan bağlantılı ve gelişim için ilk şart, anadilde eğitim.

(cj)

ANHA


Diğer Haberler