Aldar Xelîl: 2021’in işgal bölgelerinin kurtuluşu ve özgürlük yılı olması diliyoruz

Interview with HABER MERKEZİ– EHMED MIHEMED

Kuzey ve Doğu Suriye halklarına Özerk Yönetimi güçlendirmek için çalışma çağrısı yapan Aldar Xelîl, 2021’de, işgal altındaki bölgelerin kurtuluşu için mücadeleyi yükselteceklerini belirtti.

PYD Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, 2020 yılına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Xelîl, Suriye geneli ve Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Röportaj şöyle:

2020 yılında dünya ve Ortadoğu büyük krizler yaşadı. Sıcak savaşlar, siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerle dolu bir yıl oldu. Sizce Kuzey ve Doğu Suriye 2020’yi nasıl geride bıraktı?

2020, bütün Suriye halkları, özelde de Kuzey ve Doğu Suriye halkları için ağır ve çetin bir yıl oldu. Bu yıl, dünya sisteminin yaşadığı sorunlar ve kirli savaşların bölgeye de yansıması oldu. Zaten 10 yıldır Suriye büyük bir krizin içinde yaşıyor. Haliyle bu yıl bölge halkları için ağır bir yıl oldu. Lübnan’da, Irak’ta, Kürdistan’ın diğer parçalarında da büyük krizler yaşandı. Yemen, Tunus, Doğu Akdeniz, Ermenistan ve Azerbaycan da keza öyle. Bölge genel olarak kriz içindeydi. Ancak Kuzey ve Doğu Suriye’de durum biraz farklıydı. Bu bölge, uzun yıllardır krizin devam ettiği Suriye’nin bir parçasıdır.

2020 yılında çözüm bir ilerleme olmadı, çözüme dair herhangi bir emare de ortaya çıkmadı. Bununla birlikte silahlı grupların varlığı ve işgalcilik kriz daha da derinleştirdi. Kuzey ve Doğu Suriye halkı için 2020, Girê Spî ve Serêkaniyê’nin işgaliyle başladı. 2 yıl öncesinde de Efrîn işgal edilmişti. Bu durum krizin büyüdüğünü ve bölgenin bir kriz halini yaşadığını gösteriyor.

Öte yandan tüm dünyada yayılan Koronavirüs salgını vardı ve bölgelerimiz de salgından, sadece sağlık alanında değil, yaşamın tüm alanlarında etkilendi.

Tüm saldırılara ve engellere rağmen gözlemciler bölgedeki toplumsal, ekonomik ve yaşamın diğer alanlarındaki genel durumu başarılı olarak nitelendiriyor. Sizce bu başarının nedeni nedir?

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar, başka hiçbir bölgeye yapılmamıştı. Şimdi Türk devletinin doğrudan saldırıları var. Öncesinde DAİŞ, El Nusra ve diğer çete gruplarının saldırıları olmuştu. Öncesinde de zaten rejimin egemenliği vardı. Bunların en ağırı Türk devletinin saldırıları oldu. Fakat yine de diğer bölgelerde yıkım olurken bizim bölgelerimizde gelişme ve inşa var. Sosyal sistemde, zihniyette, yönetimde, eğitimde, savunma sisteminde gelişmeler var. Yani kendi kendini yeniden yaratan bir devrim var. Ancak Suriye’nin diğer bölgelerinde durum böyle değildir. Bazı bölgelerde rejim hakimiyeti var ve rejimin gerçekliği de zaten ortada. Diğer bölgeler de Türk devleti ve çetelerinin elindedir. Bu çeteler demokratik bir kültüre sahip olmadıkları gibi kendi iradeleri Türkiye ve dış güçlerin elindedir. Yani bulundukları bölgeleri toplumun iradesiyle geliştiremez, güven ortamı oluşturamazlar.

Fakat Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde Demokratik Özerklik sistemi vardır. Bu sistem Demokratik Ulus anlayışına dayanmaktadır. Bu anlayışta bütün halklar bir arada yaşamaktadır. Ayrıca kadın ve erkek açısından özgür ve demokratik bir toplum oluşturuluyor. Tüm bunlar, bölgenin her türlü saldırı ve baskıya rağmen zorlukları aşmasını ve gelişmesini sağlıyor.

Türk devleti ve çetelerinin Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerine saldırıları 2020’de de sürdü. Halkın direnişi açısından nasıl bir tablo çıktı?

Halkımız, 2011 yılından bu yana direnişte. Bu direnişi farklı kılan özellik ise bütün halkların birlikte direnmesidir. Sadece Kürtler değil, Araplar, Süryaniler, bütün halklar birlikte ortak bir direniş sergiledi. Türk devleti Libya, Azerbaycan, Ermenistan, Somali, Keşmir ve daha birçok ülkeye müdahalede bulundu. Bu yerlerde gözle görülür bir direniş ortaya çıkmadı. Fakat burada durum farklıdır. Her ne kadar Türk devleti, coğrafi olarak bazı bölgeleri işgal etse de halklar, Türk devletinin planlarını gerçekleştirmesine izin vermedi, iradesini işgalcilere teslim etmedi. Türkiye, Kuzey ve Doğu Suriye’nin tamamını ele geçirmek istiyor. Şimdi Eyn İsa ve çevre köylerinde saldırı ve çatışmalar yaşanıyor. Yani Türkiye’nin saldırıları durmamıştır ancak bölge halklarının direnişi, Türk devletinin planlarının boşa çıkarmıştır.

Kendini muhalefet olarak adlandıran bazı çevrelerin 2020’de, Suriye’de çözüm için tutumlarını ve projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu gruplar özellikle 2020’de, gerçekliklerini tüm dünyaya gösterdiler. Önceki yıllarda bu grupları iyi tanımayan biri doğru bir değerlendirme yapamazdı. Ancak 2020’de açıkça görüldü ki bu gruplar çetedir, parayla çalışmaktadır ve herhangi bir devrim temsilciliği yapmamaktadır. Daha önceleri basında kendilerini Suriye halk devriminin temsilcisi olarak gösteriyorlardı. Kendilerinin, Türkiye ve Katar tarafından parayla yönetildikleri artık görülüyor. Bunlar 2012’de bölgelerimize de saldırmış fakat direniş karşısında amaçlarına ulaşamamışlardı. 2018, 2019 ve 2020’de ise Türk devleti ile birlikte bölgelerimize saldırdılar. Sözde rejim karşıtı olduklarını iddia eden bu çeteler, bizim bölgelerimize yönlendi. Çünkü Erdoğan ve Türk devleti onlara Şam’a yönelmemelerini, Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırmalarını söylemişti. 2020’de kendini Suriyeli olarak gösteren bu gruplar, Türkiye’nin isteği üzerine Libya, Karabağ ve diğer bölgelere gönderildi. Artık herkes onların çete olduğunu ve para için çalıştıklarını biliyor.

Çete gruplarını Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırtan Erdoğan’ın amacı ne?

Erdoğan, Suriye’nin demokratikleşmesini istemediği gibi var olan diktatör sisteminin de sürmesini istiyor. Suriye’de en ufak bir demokrasi çekirdeğinin dahi olmasını istemiyor. Beşar Esad’ın iktidarda kalması Erdoğan için sorun değil fakat Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir sistemin inşa edilmesi onun için sorun teşkil ediyor. Demokratik sistemin başarıya ulaşmaması için çete gruplarını kullanıyor. Diğer amacı ise çete grupları eliyle Suriye’yi işgal ederek Türkiye topraklarına katmaktır.

2020 yılında Suriye krizinin çözümü için uluslararası çapta gelişmeler yaşandı. Suriye Anayasası için görüşmeler yapıldı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bildiğiniz gibi Suriye krizinin çözümü için ilk olarak BM Güvenlik Konseyi, 2254 sayılı kararı aldı. BM temsilcileri bu konuda görevlendirilerek Suriye'deki çevreleri bir araya getirmeye başladı. Amaç bir çözüm projesi geliştirmekti. Ancak onuncu yılına giren Suriye krizinde gözle görünür bir iyileşme yaşanmadı. Neden? Bunun çok nedeni var. En önemlisi kendini Suriye muhalefeti olarak tanımlayanların çoğunun Suriye ile ilgisi olmamasıdır. Hepsi Türk devleti ve Katar’a bağlı olarak hareket ediyor. Bunların hiçbir demokratik projesi bulunmuyor. Bir diğer neden ise Suriye hükümetinin çözüm konusuna ciddi yaklaşmamasıdır. Üçüncü neden Suriye krizine müdahil olan devletlerin kendi çıkarlarını gözeterek çözüm girişimlerini görmezden gelmesidir. Her bir ülke kendi çıkarını gerçekleştirmek için uğraşıyor. Kimse Suriye halklarının yaşadığı acılara kulak vermedi. 2020 yılında Suriye krizinin çözümü için elle tutulur bir şey yapılmadı. Örneğin Suriye Anayasası için görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde en büyük eksiklik Suriye halklarının tamamen temsil edilmemesiydi. Türk devletinin baskısı sonucu Suriye’deki tüm halklar çalışmalara dahil edilmedi. Demokratik proje sahiplerinin çözüm görüşmelerine dahil edilmesi halinde bu devletlerin ciddi olduğuna inanabiliriz.

Çözüm görüşmelerine ilişkin Suriye hükümetinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özerk Yönetim’in Şam hükümetiyle yürüttüğü diplomasi ne kadar başarılı oldu?

Suriye krizinin başından bu yana Şam hükümetiyle diyalog halinde olmak istediğimizi belirttik. 2020 yılında yaşanan ekonomik kriz, Sezar Yasası’nın yürürlüğe girmesi ve İran’a yönelik yaptırımların Suriye’yi etkileyecek düzeye gelmesine rağmen Suriye hükümeti, çözüme ilişkin bir adım atmadı. Bazı girişimler oldu ancak bunlar belli bir aşamaya götürülemedi. Bu görüşmelere Rusya’nın aracılık etmesini istememize rağmen netice elde edemedik.

2021 yılında diyalogların güçlü bir şekilde başlatılmasını umut ediyoruz. Hükümetin artık gerçekleri görmesi gerekiyor. Her geçen gün zayıflıyorlar. Çok zor bir durumdalar. Bu durumdan kurtulmasının yolu Özerk Yönetim ile barışmaktır. Böylesi bir adım Suriye krizinin çözümünün başlangıcı olur.

Rojava halklarının gündeminde olan bir diğer konu ise ulusal birlikti. Kürt çevreleri arasında sürdürülen görüşmeleri hangi düzeyde değerlendiriyorsunuz?

2020 yılında Kürt ulusal birliğini sağlayarak Kürt halkının rüyalarını gerçekleştirmek istiyorduk. QSD Genel Komutanlığı’nın talebi üzerin PYD olarak PYNK ile birlikte çeşitli girişimlerde bulunduk. ABD’nin de aracılık etmesiyle ENKS ile çeşitli görüşmeler başlattık. ENKS, şimdiye kadar Rojava dışındaydı. Bulundukları cephe Kürt halkının çıkarlarına saygı duyan bir cephe değil, Efrîn’i işgal edenlerin cephesinde yer alıyorlar. Kürt bir yapının bu işgalin içinde yer almasını asla istemeyiz. Birkaç ay süren görüşmelerde birlik için önemli bir aşama kat edildi. Bazı anlaşmazlıklar oldu tabi ki. Bu da genel olarak yönetimle ilgiliydi. ENKS, Rojava yönetiminin yarısının kendisine verilmesini istiyordu. Bunun dışında toplumsal sözleşmenin değiştirilmesini istiyordu. Toplumsal sözleşmenin bazı tartışmalı maddeleri vardı. Eğitim ve eş başkanlık sistemi gibi… Bu konuda yürütülen tartışmalar da önemli bir aşamaya gelmişti. Ardından yaklaşan ABD seçimleri ve ABD temsilcisinin Washington’a dönmesi nedeniyle görüşmeler dondu. Görüşmelerin bir daha ne zaman devam edeceğini kestirmek zor. Fakat 2020 yılının ulusal birlik için önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olduğunu söyleyebiliriz.

ENKS ile görüşmelerin sürdüğü sırada ENKS’li bir yetkilinin Efrîn’e giderek çetelerin mezarlarını ziyaret etmesi ve Hevrin Xelef’in katilleriyle görüşmesinin ortaya çıkması, size yönelik eleştirilerin de olmasına neden oldu. Halkın bu tür tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapılan ziyaret görüşmelerde sürekli tartışıldı. Bu konu halen gündemimizde bulunuyor ve önümüzdeki görüşmelerde çözüme kavuşturulacaktır. Öncelikle şunun netlik kazanması gerekiyor. ENKS, Efrîn’deki durumu işgal olarak nitelendiriyor mu? Ya da hemen yarından tezi yok Efrîn’in özgürleşmesi gerektiğini düşünüyorlar mı? Aslında bu konuda ciddi krizler var fakat krizleri öne sürmek istemiyoruz. Her zamandan çözümden yanayız. Bu konular halkımız için son derece önemli ve hassas konulardır. Özellikle de şehit aileleri ile Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’den göç eden halkımızın bu konudaki hassasiyetlerini biliyoruz. Halkımız bizden şunu istiyor: “Eğer ulusal birlik sağlanırsa birbirinize Efrîn’in, Serêkaniyê’nin, Girê Spî’nin işgal edildiğini ve özgürleştirilmesi gerektiğini söyleyebilmeniz gerekir.” Abdullah Gedo’nun işgal altındaki yerlere gitmesi son derece kabul edilemez bir durumdur. Ulusal birlik yapmaya çalışan ve yönetimin yarısını isteyen bir parti, belki de gelecekte birlikte işgale karşı direneceğimiz bir partinin işgalcilerle görüşmesi kabul edilemez bir durumdur. Üstelik bir çetebaşının mezarının ziyaret edilmesi, Şehit Hevrin Xelef’in katilleriyle görüşmesi son derece yanlış bir davranıştır. Bu durumu şahsi bir girişim olarak kabul edemeyiz. Abdullah Gedo bir sistemi ve partiyi temsil ediyor. ENKS’nin bu duruma ilişkin tutumunu açıklaması gerekir.

Ulusal birlik görüşmelerinin sürdüğü sırada ENKS Türkiye’ye de ziyarette bulundu. Ardından KDP ile görüşmeler gerçekleştirdi. Mukabilinde KDP özel güçleri Rojava sınırına ve Gerilla alanlarına yönlendirildi. Halen de Türk devletiyle işbirliği yapılmaya devam ediyor. Bu gelişmeler ışığında ulusal birlik ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz, ulusal birlik çalışmalarına son derece millî bir duruşla yaklaşıyoruz. Tüm Kürt güçlerinin birleşmesi gerektiğine yürekten inanıyoruz. Kürt partilerinin düşmandan uzak durması gerektiğini de her fırsatta dile getiriyoruz. Şu anda bizi ve halkımızı endişelendiren durum düşmanın oyunlarına gelinmesidir. Örnek vermek gerekirse biz burada birlik olmak için görüşmeler yaparken siz neden her gün Ankara’ya ziyarete gidiyorsunuz? Türk devletinin bizim hayrımıza bir şey istediğini mi düşünüyorsunuz? Türk devleti açık bir şekilde Kürt ulusal birliğinin sağlanmasını istemediğini söylüyor. Bir diğer konu ise şu; bizim burada oluşturacağımız ulusal birlik, Kürdistan’ın tüm parçalarına hizmet etmelidir. Birlik görüşmelerinin sürdüğü sırada Rojava sınırına yığınak yapılması ve PKK ile iplerin gerilmesi akıllara; ne oluyor? Sorusunu getiriyor. Sizin niyetiniz ulusal birlik sağlamak değil mi? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Rojava’yı çembere almak Gerillayı sıkıştırmak size ne kazandırıyor? Kötü niyet kabul edilemez. Böylesi kötü niyet görüşmelere de olumsuz yansıyacaktır. Hewlêr’de, Silêmaniyê’de, Efrîn’de, Amed’de ya da Kandil’de yaşananlar birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Biz burada birlik olmaya çalışıyoruz. Güçlerinizi getirip bizi kuşatın demiyoruz. Bizim tek isteğimiz ve amacımız Kürt ulusal birliğinin sağlanması ve Kürtlerin gücünün birleştirilmesidir.

Mesrur Barzani’nin ABD’ye yaptığı çağrıda QSD’ye yardımın kesilmesini istemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Mesrur Barzani’nin bu duruma biraz daha sorumluluk alarak yaklaşmasını beklerdik. ABD ve diğer devletlerle olan ilişkilerinde Rojava’nın desteklenmesini istemesi gerekirdi. Böylesi en doğrusu olurdu. Bütün dünyadaki Kürtlerin onuruna yakışan da bu olurdu. YPG ve YPJ dünyanın tüm halkları adına DAİŞ’le savaştı. Sayın Mesrur Barzani’nin bu güçlere sahip çıkması gerekirdi.

2020 yılında Şengal anlaşması da gündeme oturan konulardandı. Bu anlaşmayı ve anlaşmada Türkiye’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu coğrafyada yaşanan tüm gelişmelerde Türk devletinin rolü bulunuyor. Burada önemli olan Kürdistanlı hiçbir gücün Türk devletinin oyuncağı olmamasıdır. Şengal büyük acılar yaşadı. Êzidîler katliamlara maruz kaldı. Başur yönetiminden beklenen Şengal’in yeniden inşasına hizmet etmek ve güvenliğin yeniden tesis edilmesini sağlamaktı. Bunu yapacağına Türk devleti ve Irak hükümetiyle anlaşarak Bağdat’a; “Gel buraya gir” diyor. Onların derdi Şengal halkının iradesi olan Özerk Yönetim’in ortadan kaldırılmasıdır. Fakat Türk devletinin amacı sadece bu değil tabi ki. Türkiye’nin planı Rojava’yı çembere almak ve bir bütünen demokratik sistemleri yok etmektir. KDP’nin buna alet olmaması gerekirdi. Yapılanlar 1996 yılını bizlere hatırlatıyor. 1996’da da Saddam yönetimine çağrı yaparak Hewlêr’in YNK’den alınmasına neden olmuşlardı. Şimdi aynı şekilde Şengal’i teslim etmeye çalışıyorlar. Şengal halkı kendi kendini yönetiyor. Onlarla anlaşamayabilirsin bu onların kendini yönetemeyeceği anlamına gelmez. KDP, Irak’la anlaşmak yerine seçim yaparak ya da başka yöntemlerle bu sorununu çözebilirdi. Bu anlaşma Türk devletinin bir planıydı. KDP, bu siyasetten vazgeçmelidir.

2021 yılı için mesajınız nedir?

2020 yılı bizim için çok zor ve çetin bir yıl oldu. 2021 yılının özgürlük yılı olmasını temenni ediyorum. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’nin özgürleşeceği, halkların birliğinin sağlanacağı bir yıl olmasını diliyorum. İşgal altındaki şehirlerimizin özgürleştirilmesi çok gecikti. Halkımız bu konuda kederlidir. Kamplarda yaşayan binlerce insanımız evine dönmeyi bekliyor. Bizim görevimiz bu yerleri özgürleştirmektir. Halkımıza çağrımız özgürleştirme için el ele vermektir.

Onun dışında 2021 yılında Şam hükümetiyle yapacağımız diyaloglar için çalışmaya devam edeceğiz. Her türlü fırsatı kullanacağız. Çözüm için elimizden geleni yapacağız. Yönetimlerimizin güçlendirilmesi ve halka temel hizmetleri götürmesi için çalışacağız. Birlikte demokrasinin numunesi olan Özerk Yönetim projelerini geliştirmeye devam edeceğiz.

Bu temelde tüm halkımızın yeni yılını kutluyor, 2021 yılının herkese özgürlük ve huzur getirmesini temenni ediyorum.

(rr/cj)

ANHA