Bêrîvan Xalid: Esas çalışmamız tehditleri ve DAİŞ zihniyetini bertaraf etmek

Interview with EYN ÎSA 

Özerk Yönetim projesine karşı olan devletlerin aynı zamanda bölge demokrasisi açısından da büyük tehlike olduğuna dikkat çeken Bêrîvan Xalid: “Esas mücadelemiz Türk devletinin bölgeye dönük tehditleriyle DAİŞ zihniyetini bertaraf edilmesine dönüktür. Demokrasi projemizde ısrarlıyız ve kazanacağımıza inanıyoruz” dedi.

Ortadoğu’da ilk kez Kuzey ve Doğu Suriye’de, tüm halkların ve inançların haklarını güvence altına alan bir sistem hayata geçirildi. Demokratik Ulus anlayışı temelinde, ilk olarak Kuzey ve Doğu Suriye’nin Cizre Bölgesi’nde geliştirilmeye başlanan sistem giderek tüm bölgede uygulanmaya başlandı.

Ne var ki, bölgede geliştirilmeye başlayan Özerk Sistem daha doğuş aşamasında iken bölge ulus devletlerin tehdit ve şantajlarına maruz kaldı. Hatta bu tehdit ve şantajlar zaman zaman fiili saldırılara da dönüştü. Özerk sisteme tepkili güçlerin başını ise Türk devleti çekti. Özerk Sistemin kuruluşuna büyük tepki gösteren Türk devleti açıktan tehditler savurmaya başladı. Ulus devlet sistemine alternatif olarak gelişen demokratik ulus temelli sisteme tahammülsüzlüğünü her fırsatta gösteren Türk devleti bu sistemi daha doğmadan tasfiye etmek amacıyla geliştirdiği ekonomik ve siyasi ambargoların yanı sıra fırsat bulduğunda ise askeri saldırı yapmaktan da geri durmadı.

Öyle ki, bütün dünya tarafından çağımızın en kanlı ve barbar terör örgütü olarak kabul gören, kameralar önünde kelle koparan, insanları canlı canlı yakan DAİŞ’e her türlü desteği vermekte dahi sakınca görmedi. Buna karşın gücünü halktan alan Özerk Sistem tüm zorluklara ve engellere rağmen DAİŞ faşizmini büyük bir yenilgiye uğratarak yepyeni bir süreci başlatmayı başardı.

Peki tüm bunlarla kavga ede ede gelişen Özerk Sistem kuruluşundan bugüne kadar daha başka ne tür zorluklarla karşılaştı? Gelişen saldırı ve tehditler nasıl bertaraf edildi? Sistem bugün hangi yapılanma aşamasında?

Özerk Yönetim’in örgütlenme mekanizması

2011’de ‘Halkların Baharı’ süreciyle birlikte Rojava halkı da sivil toplum kurumları halinde iç örgütlenmesini gerçekleştirerek öz yönetim temelinde çalışmalarını başlattı. Bu örgütlenmeyle birlikte bölgenin yönetimi ve yaşamsal ihtiyaçlarını gidermek kendi içinde imkanlar çerçevesinde organize olmuş bir mekanizmayla yürütülmeye başlandı. Süreç geliştikçe buna denk bir organizasyona kavuşmak için 21 Ocak 2014’te ilk olarak Cizre Bölgesi Demokratik Özerk Yönetimi ilan edildi. Peşi sıra 27 Ocak 2014’te Fırat Bölgesi’nde, 29 Ocak 2014’te de Efrîn Bölgesi’nde Demokratik Özerk Yönetim’lerinin kuruluşları ilan edildi.

Yeni kurtarılan bölgelerdeki sivil meclisler

Alan Özerk Yönetimlerin kuruluşlarını sonrasında da bölgede aralıksız bir savaş yürütüldü. Yürütülen bu savaş sonucunda DAİŞ çetelerinin işgali altındaki bir çok bölge kurtarılmaya başlandı. İşgalden kurtarılan bu bölgelerin bir sistem dahilince iç örgütlülüklerini kurarak öz yönetime kavuşturulmaları için yerel sivil meclisler kuruldu. Örneğin Tebqa’da yine DAİŞ terör örgütünün hilafetin başkenti olarak ilan ettiği Reqa ve DAİŞ’in son kalesi olan Derazor’da işgalin son bulmasından kısa süre sonra oluşturulan sivil meclisler hem kentlerin hem de sistemin inşasını başlatarak halkın büyük oranda geri dönüşlerinde büyük rol oynadı.

Ortak yönetim sistemine geçiş

Kurtarılan alanların genişlemesiyle beraber bölgenin ortak yönetim ihtiyacının yanı sıra, ekonomiyi düzenleyecek bir sistem ihtiyacı da ortaya çıktı. Yapılan MSD kongresinde Kuzey ve Doğu Suriye’deki 7 bölgenin ortak çatı altında birleştirilmesi kararı alındı. Bu karar gereği 6 Eylül 2018’de ‘Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kuruluşu ilan edildi. 2018’in Ekim ayında da yönetime bağlı 10 komite ve 8 ofisin kuruluş ilanı gerçekleşti. Yine demokrasinin vazgeçilmezi olan kuvvetler ayrılığı temelinde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine bağlı yasama, yürütme ve yargı meclisleri kuruldu.

Özerk Yönetim sistemi üzerindeki tehditler

Yukarıda da altını çizdiğimiz gibi, kuruluşundan bugüne kadar Türk devletinin Özerk Yönetim karşı tehdit ve saldırıları hiç durmadı.

DAİŞ çetelerinin bölgeye sevk edilip Özerk Yönetim’e karşı savaşması için Türk devleti çetelere sınır kapılarını açarken, her türlü lojistik ve ikmal desteğini sunmaktan geri durmadı. DAİŞ’e bu destekler verilirken, özerk bölgeyi daha vücut bulmadan tasfiye etmek amacıyla da sınır kapıları kapatılarak büyük bir ekonomik ambargo uygulandı. Yine bölge siyasi bir kuşatmaya da alınarak dış dünya ile her türlü irtibatı kesilmek suretiyle adeta dünyadan izole edilmeye çalışıldı.

Ancak gelişen tüm bu kuşatma ve saldırılara karşın, özerk yönetim ayakta kalmayı başardığı gibi, bölgenin tüm etnik ve dini yapılarını bir araya getirerek demokratik ulus eksenli bir sistemi kurmayı da bildi. Ne var ki, Türk devletinin Özerk bölgeye dönük doğrudan saldırı ve tehditleri halen devam ediyor. Kuzey ve Doğu Suriye sınır hattına hendek kazan, asker sayısını arttıran, ağır silahlar konuşlandıran Türk devleti, büyük bir saldırı hazırlığı içerisinde.

125 bin sivil Özerk Yönetim kurumlarında çalışıyor

Suriye coğrafyasının %30’luk bölümünde kurulan özerk sisteme bağlı bölgelerde 5 milyonu aşkın Arap, Kürt, Süryani, Ermeni, Êzidî, Çeçen, Çerkez ve Türkmen yaşıyor. Ayrıca bir milyondan fazla göçmen de Özerk Yönetim bölgelerinde kurulan kamplarda istihdam edilmiş durumda. Bunlarla beraber Özerk Yönetim’e bağlı kurumlarda, bölgenin tüm halklarından çalışan sayısı 125 binin üzerindedir.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eşbaşkanı Bêrîvan Xalid, işgalci Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim sistemine dönük tehditleri, bölgesel ve uluslararası ilişkiler ve yönetim sisteminin yapılanma çalışmalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

*Sivil yönetimler ya da meclislerin kuruluş aşamasında yaşanılan zorluklar nelerdi?

DAİŞ’in bölgede devam eden hakimiyeti ve ortaya çıkan olağandışı durumlar, çalışmalarımızın zayıf kalmasına neden oldu. 23 Mart 2019’da DAİŞ işgaline son verilmesiyle sistemimizi tüm alanlarda işler duruma getirmek için halkımızın umutları ve taleplerine göre hareket etmeye başladık. Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi, kuruluş aşamasında yaşadığı büyük zorluklara rağmen, görevlerini eksik yetersiz de olsa yerine getirebildi. Fakat şimdi yeni bir süreç başlamış durumda ve bu süreç artık bize çok daha sorumluluklar yüklemiş durumda.

‘Esas çalışma tehditleri ve DAİŞ zihniyetini bertaraf etmek’

Arap halkının çoğunlukta yaşadığı yeni kurtarılan Tebqa, Reqa, Minbic ve Derazor gibi alanların yönetimleri daha büyük zorluklar yaşıyor. Örneğin 4 buçuk yıl gibi bir süre DAİŞ’in hakim olduğu Derazor gibi bir yerde elbette zorluklar da daha büyük olacaktır. DAİŞ geride sadece yıkılmış, viraneye çevirilmiş kentler bırakmadı, toplumun zihniyet kodlarıyla oynadı. En büyük yıkım da asıl olarak bu oldu.

Dolayısıyla bizler bu konularda yeniden düzeltme yaparak, kentleri de yeniden inşa etmeye çalışırken çok büyük zorluklarla karşılaşıyoruz. Çünkü biz kentleri yeniden inşa etmenin yanında yeni bir toplumsal zihniyet de yaratıyoruz.

Şimdi burada şuna dikkat çekmek istiyoruz. Elbette kısıtlı imkanlara sahip olan bir yönetim zorluklar da yaşayacak. Kuzey ve Doğu Suriye toprakları kurtarıldıktan sonra birçok alanda mücadelemiz devam edecek. Şunu da bir kez daha belirtmek isterim. DAİŞ’in toprak hakimiyetine son verilmiş olsa da, halen bölge içerisinde birçok gizli hücre yapılarıyla büyük bir tehlike olarak duruyor. İşte biz şimdi hem bu gizli hücrelere karşı hem de DAİŞ’in geliştirdiği zihniyete karşı etkin bir mücadele yürütüyoruz.

*Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim sistemini bekleyen tehlikeler neler?

Özerk Yönetim, kuruluşundan bu yana sürekli saldırılara maruz kaldı, kalıyor. Özellikle de Türk devleti yanı başında özerk bir yönetimin oluşmasını istemiyor. Halen de bize karşı tehdit ve saldırılarını sürdürüyor. Tabi bu ister istemez çalışmalarımızı sekteye uğratıyor. Bu topraklarda birçok el açık gizli etkinlik kurmaya, karıştırmaya çalışıyor. Yine Suriye rejimi ve diğer bazı devletlerin de Özerk Yönetim projesinin gelişmesini engelleme hatta tasfiye etme girişimleri var. 9 yıl boyunca büyük dayanışmayla direnen ve direnmeye devam eden Kuzey ve Doğu Suriyeli halkımızın iradesiyle büyük başarılar kazandık. Bu başarılar halkımıza büyük kazanımlar da sağladı ve şimdi değişik yerlerden bunları ortadan kaldırma girişimleri yaşanıyor.

Özerk Yönetim, halen uluslararası alanda resmî olarak tanınmadı. Bölge üzerinde geliştirilen siyasi, ekonomik ve diplomatik ambargo ve oluşturulan çembere rağmen kazanımlarımızdan söz edebiliyorsak bilinmelidir ki bu, savaşçılarımızın büyük direnişleri sayesindedir.

Çoğu ülke Kuzey ve Doğu Suriye direnişinden bihaberdi. Fakat Kobanê’de başlayan direniş Derazor’a kadar uzandı ve sesimiz tüm dünyada yankılandı. Özerk Yönetim’in diplomatik, ekonomik ve hizmet alanlarında örgütlenmesi için yoğun çalışmalar yürüttük. Fakat halen de ciddi eksikliklerimizin olduğunu biliyoruz. Bunun farkındayız ve bu eksiklikleri gidermek için halkımızla birlikte seferberlik halindeyiz.

*İnşa sürecinden yeni sürece geçiş için ne gibi hazırlıklarınız var?

Bir dönem tüm ağırlığımızı DAİŞ’in bitirilmesi için askeri mücadeleye yüklendik. DAİŞ işgalinin bitirilmesi ve Özerk Yönetim örgütlenmesi ardından hizmet, eğitim ve sağlık alanlarında çalışma sürecine geçmiş bulunuyoruz. Önceliklerimiz bu anlamda değişti tabi. Örneğin Reqa ve Derazor’da okullar yıllarca kapalı kaldı. Askeri kışlaya çevrilmiş durumdaydı. Dolayısıyla bölgede yaşanan alt üst oluş ve savaş hali kendisiyle birlikte kayıp bir kuşak ortaya çıkardı. Özerk Yönetim olarak şimdi bu alanlara ağırlık veriyoruz. Önce çocuklarımızın eğitimiyle başlayacak ve giderek eğitimli bir toplum yaratmaya çalışacağız. Bu bizim açımızdan son derece önemli ve başat bir konudur.

‘Projemizde ısrarlıyız, kazanacağız’

Özerk Yönetim olarak tekçiliğe karşıyız, yönetimde yer almak ve kendi kendini yönetmek tüm halkların hakkı. Bu projemizi istemeyen devletler anti demokratik hatta demokrasi düşmanı güçlerdir. Projemizde ısrarlıyız ve kazanacağımıza inanıyoruz.

Yarın: MSD’nin bölgesel ve uluslararası düzeyde ilişkileri

(cj)

ANHA