Emîna Omar: Kalıcı bir çözüm herkesin sorumluluğu

Interview with MÛRADA KENDA - EHMED MIHEMED

MSD’nin uluslararası alanda yürüttüğü diplomasi çalışmalarında önemli adımlar attığını belirten MSD Eşbaşkanı Emîna Omar, uluslararası güçleri eleştirerek çözüm çabalarının yetersiz olduğunu ve kalıcı bir barış için herkesin sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini, söyledi.

Demokratik Suriye Meclisi (MSD), Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) çağrısı üzerine Suriye’deki farklı halk ve inançlardan 103 delegenin katılımı ile 9 Aralık 2015 tarihinde kuruldu.

Kuzey ve Doğu Suriye’de 30’a yakın siyasi partinin yanı sıra birçok sivil toplum örgütü ve değişik kesimlerden aktivist meclis çatısı altında bir araya geldi. Başkanlık Meclisi ve Yürütme Kurulu şeklinde örgütlenen MSD’nin meclisi ise 91 üyeden oluşuyor. MSD’ye bağlı gençlik, kadın, basın, genel ilişkiler, maliye, örgütleme ve sekretarya olmak üzere 7 ayrı büro bulunuyor.

MSD Eşbaşkanı Emîna Omar, meclisin çalışmaları, programı ve ilişkileri hakkında ANHA’nın sorularını yanıtladı.

*Uluslararası devletler ile ilişkileriniz hangi düzeydedir? Bu devletler ile yürütülen diplomasi de esas hangi konular konuşuluyor?

Bölgenin özgürleştirilmesi ve kazanımların elde edilmesi ile birlikte MSD’nin diplomatik çalışmalarının da önü açıldı. Birçok devlet bölgedeki bu kazanımlardan önce MSD ile bir araya gelmek istemiyordu. Kazanımlarla birlikte artık değişik devletler resmi olarak ziyaretler gerçekleştirmeye başladı. Fransa, Britanya, ABD gibi birçok devlet ile diyaloglarımız var. Bu ziyaretlerde de Kuzey ve Doğu Suriye’deki durum ele alınıyor.

‘Türkiye’nin tehditleri diyalogların esas konusu’

Diyalogların esas konusunu ise, son dönemlerde Türk devletinin işgal tehditleri oluşturuyor. Türkiye’nin tehditleri büyük bir tehlike yaratıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’nin Türkiye’ye dönük hiçbir şekilde tehdit oluşturma durumu yoktur. İşgale zemin yaratmak için durmadan bahane yaratılıyor. Bu işgal tehditleri ile de Demokratik Ulus projesini yıkmak istiyorlar. Türk devleti askerleri sınır hattında saldırı talimatı bekliyor. Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan Uluslararası Koalisyon, bu tehditlere karşı ciddi tavır almalıdır. Biz bu devletlerle birlikte DAİŞ’i yenilgiye uğrattık ve dünyayı terörden kurtardık. Bu temelde tüm devletler de ahlaki görevlerini yerine getirmeli ve Türkiye’ye baskı uygulamalıdır.

‘Uluslararası güçler görev ve sorumluluklarını yerine getirmeli’

DAİŞ’in bitirilmesinin ardından bölgede yeni bir aşamaya geçildi. Bu aşama da siyasi sürece ilişkindir. Bizler siyasi çözüm projesine sahibiz ve bölgedeki siyasi diyaloglara katılma hakkımız var. Öncelikli hedefimiz, bölgedeki krize çözüm bulmaktır. DAİŞ yenilgiye uğradı ancak geride karanlık bir zihniyet ve hücre yapılanması bıraktı. Uluslararası güçler, DAİŞ’ten sonra bölgedeki ikinci aşamada da görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. DAİŞ çetelerinin yargılanması için Kuzey ve Doğu Suriye’de uluslararası bir mahkeme kurulmalıdır. Binlerce DAİŞ çetesi bölgedeki kamplarda yaşıyor. Bu sorun çözülmelidir.

Uluslararası güçlerin ekonomik desteği de diyalogların konusu oluyor. Bölgemiz, DAİŞ ile mücadelede büyük zarar gördü. Yeniden inşa çalışmalarında da uluslararası güçlerin destek sunması gerekir.

*Yaptığınız görüşmelerde bu devletlerin yaklaşımı nasıldı?

Bölgeye ilişkin konuları görüştüğümüz devletler, bize destek veriyor. Türk devletinin işgal tehditlerine ilişkin ise, ‘Savaşa karşıyız, bölgede yeni bir savaşın yaşanmasını istemiyoruz. Böylesi bir çatışma DAİŞ’in yeniden canlanmasına neden olur. Diyalog taraftarıyız’ diyorlar. Yine MSD’nin kesinlikle Suriye krizinin çözüm diyaloglarına dahil olması gerektiğini vurguluyorlar.

‘32 km şartı kabul edilemez’

Hak veriyorlar, gerçekleri görüyorlar ancak pratikleri çok zayıf kalıyor. Takındıkları tavır çok yetersiz kalıyor. Herkes diyalog taraftarı olduğunu söyleyebilir. Ama olması gereken ciddi bir tutum alınmasıdır. Türk devletinin saldırıları ile DAİŞ tekrardan canlanacak ve yeni bir cephe açılacak. Türk devletinin kurma girişiminde bulunduğu ‘Güvenli bölgeye’ ihtiyacımız yok. Huzur içerisinde yaşıyoruz ve Türkiye’nin 32 kilometrelik bölge şartını asla kabul etmeyeceğiz. Bir ‘Güvenli bölge’ inşasında ilk şartımızın Efrîn’in özgürlüğü olduğunu belirttik. Türk devleti de diyalog kurmadan kendi keyfine göre bir bölge kurmak istiyor. Biz de Türkiye’nin önerilerini yerinde bulmuyoruz.

*Birçok devletten heyetler bölgeyi ziyaret ediyor. Bu ziyaretler, bölgenin geleceğini nasıl etkileyecek?

Doğrudur, farklı ülkelerden birçok heyet Kuzey ve Doğu Suriye’yi ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerde çok olumlu bir tablo görüyoruz. Her geçen gün ilişkilerimiz gelişiyor. Bu ilişkiler bölgenin önünü açıyor ve devletler resmi kanallardan ziyaret talebinde bulunuyor. Ancak bölge statüsü uluslararası bir kararla resmiyete kavuşmalıdır. Bu ziyaret ve yürütülen diyaloglar da resmi bir statünün temelini oluşturuyor.

*Bölgedeki güçler ile ilişkileriniz hangi düzeydedir?

Bölgedeki güçler ile ilişkilerimiz Türkiye dışında herkes ile iyidir. Türkiye ile de iyi diyaloglar geliştirmek istedik. Ancak Türk devleti, sürekli diyaloglardan kaçıyor. Sürdürdüğü işgal tehditleriyle diyalog çabalarımıza yönelik tutumunu ortaya koyuyor. Türkiye, Suriye krizinin çözülmesini istemiyor ve bizlerin de bu çözüm de yer almamızı asla kabul etmiyor.

Suriye rejimiyle geçtiğimiz yıl iki defa görüşme gerçekleştirdik. Ancak maalesef ki bunun devamı gelmedi. Suriye rejimi diyaloğa ciddi yaklaşmıyor. Mevcut durum, Suriye rejiminin halen diyaloğa hazır olmadığını gösteriyor. Suriye rejimi ile diyaloğun temeli oluşturulmalı ve bu diyalogla birlikte müzakereler de adım adım geliştirilmelidir.

*Geleceğe dönük projeleriniz var mı?

Bölge ve uluslararası alanda yetkili çok sayıda kişinin katılımıyla bölgede 3 ayrı çalıştay düzenledik. Bu çalıştaylar sayesinde, katılımcıların MSD ve Demokratik Ulus projesine dönük olumsuz yaklaşım ve bakış açıları değişti. Çalıştaylar, Fransa ve Avusturya’da da gerçekleştirildi. Bir heyetimiz de Almanya’ya gidecek. Önümüzdeki süreçte Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan’da da çalıştaylar düzenleyeceğiz. Suriye muhalefetiyle de ortak bir görüş birliğine varmak istiyoruz. Bu temelde ilk etapta Suriye muhalefetiyle ulusal bir kongre gerçekleştirmek, ardından Suriye genelinde bir kongreye gitmek istiyoruz.

ANHA