İtalyan gazeteci: Rojava Devrimi’nin özü halen tam görülmüyor

Interview with HABER MERKEZİ- DİLŞAD CÛDÎ

Rojava’da kadın öncülüğünde gelişen devrimin tüm dünyayı etkilediğine dikkat çeken belirten İtalyan gazeteci ve yönetmen Benedetta Argentieri, devrimin tüm yönleriyle herkes tarafından iyi anlaşılması gerektiğinin önemine dikkat çekti.

Kadınların öncülük ettiği Rojava Devrimi, tüm dünyada büyük bir etki yarattı. İtalyan gazeteci ve yönetmen Benedetta Argentieri de bu devrimden etkilenerek, 2014 yılında Rojava’ya geldi. Our War (Bizim Savaşımız) adlı filmi ve I Am The Revolution (Ben Devrimim) belgeselini çeken Benedetta Argentieri, Rojava’ya ilk ziyaretinden bu yana bölgede yaşanan değişim ve gelişmelere ilişkin ANHA’nın sorularını yanıtladı.

*Bölgeye ilk ziyaretinizden bu yana ne tür değişimler gördünüz?

Bölgeyi ilk ziyaret ettiğim 2014 yılından bu yana çok büyük değişimler yaşandı. Bölgenin artık örnek alınacak bir yere dönüştüğünü belirtebilirim. DAİŞ çetelerinin bölgedeki işgali döneminde altyapı tamamen çökmesine ve büyük zararlar görülmesine rağmen bölgedeki yönetim tüm engellere rağmen ayakta kalmayı başardı ve bölgede önemli gelişmelerin yaşanmasına öncülük etti.

*Sizce Kuzey ve Doğu Suriye’deki devrim doğru değerlendirip, gerçek anlamına varılabildi mi?

Başta şunu belirtmek isterim. Bölgedeki gerçekleri yansıtan basın kurumları sadece sıcak savaşa yoğunlaşıyor. Bu elbette gerekli ancak yetersiz. Ben buna karşın, devrimi yaşandığı yerde gözlemleyebilmek ve daha doğru analiz edebilmek için bölgeye geldim. Bunun bana getirisi çok fazla. Örneğin, şimdi daha rahat bir şekilde devrimi tüm yönleri ve yarattığı etkileriyle değerlendirebiliyorum. Örneğin, kadınlar bu devrimde sadece çetelere karşı savaşan normal insanlar olarak yansıtılıyor. Bu oldukça eksik ve yanılgılara götüren bir değerlendirme. Yine devrimin hangi ana temeller üzerinden geliştiği, siyasi ve toplumsal altyapısıyla halkların ortak direnişine ise çok fazla dikkat çekilmiyor.

Oysa, Rojava devrimi, tarihte çok önemli bir dönemeçtir. Ve bu anlamıyla tarihsel akış içinde son derece önemli bir yer tutuyor. Ancak, özellikle DAİŞ çetelerinin yenilgiye uğratılmasından sonra Rojava devrimiyle birlikte bölgede gelişen demokratik yönetim sisteminin mevcut sistemlerden farkı çok fazla görülmüyor, yansıtılmıyor. Devrimin dayandığı gerçekler, nasıl yönetim modelinin geliştirildiğine ilişkin objektif bakış açısı son derece yetersiz. Bu devrim tüm yönleriyle iyi anlaşılmak durumundadır. Çünkü bir yandan YPG, YPJ ve QSD güçleri bölgeyi özgürleştirirken, diğer yandan da bu devrimi bir siyasal ve toplumsal yönetim sistemine dönüştüren bir realite var. Bunun mutlak olarak görülmesi gerekiyor.

*Dünya basınının ‘kadın devrimi’ olarak da bilinen Rojava devriminin bu yönünü görme durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu gerçeklik yeterince görülebildi mi?

Basın, sadece çetelere karşı silah kaldıran kadınları konu edindi, oysa kadınlar ideolojik ve düşünsel olarak devrime öncülük ediyor. Yeni bir kültür ve sistem yaratılıyor. Ne var ki bu görülmedi. Rojava’daki kadın devrimi ve kadınların teröre karşı efsanevi direnişi, gerici sistemlerin korkulu rüyası haline geldi. DAİŞ’i de aştı. Çünkü bu sistemler kadınları sadece çocuk yetiştiren ve ev işlerini yapmakla görevli varlıklar olarak görüyorlar ve kadını kendisine verdikleri bu rolle sınırlamak istiyorlar. Oysa Rojava devrimiyle birlikte kadın gerçek anlamda siyasal ve toplumsal öncülük rolünü de üstlendi.

Yine Rojava’da kadınların yürüttüğü mücadelenin tüm dünya kadınlarının kendisine güvenmesini ve iradelerinin güçlenmesini sağladığını görüyorum. Doğrusu, bu mücadele bende büyük değişimler yarattı. Buradaki kadın örgütlülüğü, desteği ve ortak yaşamı çok özel. Bu, dünya toplumunda yok. Bu temelde batılı toplumlar arasında kadınlar tarafından cinsiyet eşitliği mücadeleleri yaşandı. Bu mücadele ilk etapta kadına yönelik şiddete karşı gelişti.

*Dünya kadın örgütlerinin Rojava Kadın Devrimine yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce gerçekçi bir değerlendirme ve buna göre bir ilgi durumu var mı?

Elbette dünya kadın hareketlerinin önemli bir ilgisi var. Ancak yetersiz. Bana göre burada gerçekleşen devrimi yeterince kavrama ve bilince çıkarma durumu tam olarak gelişmedi. Ancak yine de gerçek olan şu ki, Rojava Kadın Devrimi tüm dünya kadınları için bir umut oldu. Dolayısıyla dünyadaki hiçbir kadın örgütü, hareketi ya da hiçbir kadın Rojava Kadın Devriminin anlamını ve önemini görmezden gelemez, inkar edemez. Çünkü tüm dünya kadınları bu devrimden haberdar ve şöyle ya da böyle bu devrimden etkilendi. Kadınların savaş cephelerindeki öncülüğü ve devrimin gerçek anlamını bilincine çıkarması sadece askeri alanla değil yaşamın diğer tüm alanlarında daha fazla etkin hale gelecektir. Tüm bunlar, dünya kadınlarını etkileyen Kürt kadınlarının mücadelesinin sonucudur. Kadınların özgürlük mücadelesi tarihseldir ve Rojava’daki mücadeleyle devrimsel bir niteliğe ulaştı.

*Şimdi biraz da bölgede yaşanan krizi konuşmak istiyoruz. Bu krizinde sorumluluğu bulunan ilgili devletler, sorunu neden BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 nolu kararı gereği gibi ele almıyorlar? Gereklerini yerine getirmiyorlar?

Bana göre bunun esas sebebi BM’nin kendi içindeki krizli durumdur. Bu krizli durum etkili olmasının önünde engel teşkil ediyor ve sorumluluklarını yerine getiremiyor. 2012 yılından bu yana verilen çabalara rağmen BM etkisiz kalıyor. Bu da Suriye krizini çözebilecek etkiye sahip güçlü bir tarafın bulunmamasından kaynaklanıyor. Örneğin, Özerk Yönetim ya da Kürtler Astana gibi çözüm diyaloglarından uzak tutuluyor. Bu yüzden Suriye krizi çözüm yerine giderek daha da derinleşiyor.

*Türkiye’nin bir NATO üyesi olmasına rağmen Cebhet El-Nusra gibi terör gruplarına devam eden desteği ve Suriye’ye müdahalelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin ABD, Rusya ve Almanya gibi güçlü ülkeler ile farklı ilişkilere sahip. Bu da diplomatik ilişkiler açısından kriz yaratıyor. Örneğin, James Jeffrey’nin basın toplantısında ABD’nin QSD güçlerine olan desteğinin süreceğini belirttiğini gördük, ancak bu açıklamalar Türkiye’nin tehditlerini de engellemedi. Avrupa Birliği üyesi devletler de Türkiye’nin davranışlarını kınadı. Ancak Türkiye, Suriyeli mülteci kozuna oynadı. Sınırlarını mültecilere açma tehdidi ile Avrupa ülkelerini zorladı. Bu da bu devletlerin siyasi kararlar almalarını etkiliyor ve Türkiye ile ilişkilerinde yeni arayışlara sürüklüyor. Bu yüzden Türkiye’ye, bölgedeki politikalarını değiştirmeye dönük baskı uygulayamıyorlar.

*Değerlendirmelerinizden yola çıkarak, bölgede yakın zamanda siyasi bir çözümden söz etmek mümkün sizce?

Bölgede 7 yıl boyunca yaşanan yıkım, talan, göç ve ölümün bize gösterdiği şey çözümün ancak siyasi yollarla gerçekleşebileceğidir. Suriye krizinde yer alan ve direkt müdahale eden devletler, kameralar önünde siyasi çözümden yana olduklarını dile getiriyor ancak sahada silahlı çatışmalar giderek derinleşiyor. Özellikle son üç yıldaki gelişmeler, siyasi çözümü engellediği gibi krizi de kalıcılaştırıyor. Bunun en açık örneği de Türkiye’nin Efrîn işgalidir. O halde sormak gerekir, barış ve istikrar istediklerini iddia eden devletler, neden Efrîn’in işgal edilmesine izin verdiler?

*Türk devleti şimdi de Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük işgal tehditlerinde bulunuyor. Böyle bir saldırı gerçekleşirse sizce ne tür sonuçlar ortaya çıkar?

Suriye krizinin çok yönlülüğü ve etkili güçlerin varlığı, olası saldırıların kesin sonuçlarını görmeyi zorlaştırıyor. Ancak bence işgal saldırıları bu bölgeye doğru gelişirse bu, bölgede felaket yaratır. Bugüne kadar savaştan en fazla acı çeken ve etkilenenler siviller oldu ve maalesef ki böyle bir durum bu acıları daha da derinleştirecektir.

ANHA