Mazlum Dinç: Tecrit sorunu sadece zindanların sorunu değildir

Interview with HABER MERKEZİ – CİHAN BİLGİN

Önder Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlatılan açlık grevi eylemlerine toplumun büyük bir destek vermesi gerektiğini söyleyen Avukat Mazlum Dinç, “Tecrit ağırlaştığı zaman topluma yönelik saldırılar da en üst düzeye çıkıyor. Bu sorun, sadece zindanların sorunu değildir” dedi. Dinç, CPT raporunun ardından tecridin ağırlaştığını da belirtti.Önder Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Mazlum Dinç, ağırlaştırılmış tecride ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tecridin komplocu devletler tarafından bilinçli olarak uygulandığını dile getiren Dinç, “Komplocu güçler, Önder Öcalan’ın çözüme ilişkin açıklamalarını kendilerine tehdit olarak gördü ve hemen görüşmeleri kesti. Görüşmeler kesilmeseydi bugün yaşadığımız sorunlar bu kadar derinleşmeyecekti” dedi.

Cezaevlerinde tutsakların başlattığı direnişe ilişkin de Dinç, toplumun eylemlere büyük destek vermesi gerektiğini söyledi.

‘TECRİT TÜRKİYE YASALARINA DAHİ AYKIRIDIR’

Önder Öcalan üzerindeki tecridin her geçen gün derinleştiğini söyleyen Dinç, “Tecrit, Türkiye’deki mevcut yasalara dahi aykırı bir durumdur. Kürtlerin her türlü hakları ihlal ediliyor zaten. Tüm tutukluların görüşme ve dışarıyla iletişim kurma hakkı vardır. Önder Öcalan’ın bu hakları da elinden alınıyor. O’nun dışarıyla hiçbir ilişki kurmasına izin vermiyorlar. Bu ne insanlığa ve ne de uluslararası hukuka sığar. Uluslararası kurumların yaptığı tespitler, bizim söylediklerimizi doğruluyor. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) son yaptığı açıklamada Önder Öcalan’a ağır bir tecrit uygulandığını doğruladı. CPT’nin raporunda da Önder Öcalan’ın dışarıyla ilişki kurmasına hiçbir şekilde izin verilmediği ve bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilmişti” ifadelerini kullandı.

‘YASAK KARARLARI BİZİMLE PAYLAŞILMIYOR’

Tecridin sistematik bir şekilde derinleştirildiğini dile getiren Dinç, “Görüşmelerimizin önü kesildi. Telefon hakkı elinden alındı. Avukatların görüşmesine yasak getirildi. Yakın zamanda aile görüşmesine de yasak getirildiğini öğrendik. Bu yasak kararı Eylül ayında disiplin kurulu kararıyla alınmış. Bu kararlar ile hem tecrit ağırlaştırılıyor hem de İmralı direnişi kırılmak isteniyor. Bu hukuksuzluğa karşı her zaman mücadele etmeye devam edeceğiz. Aile görüşüne yasak getirilmesi kararı, bizden saklandı. Türkiye hukukuna göre bu suçtur. Hiçbir dilekçemize cevap verilmiyor. Ailelerin Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı son görüşme başvurusunda aile görüşlerinin yasaklandığını da öğrendik. Avukatları olarak bu sürecin içerisinde olmamız gerekiyor. Bizim dahil olmamızı istemedikleri için kararları bizden saklıyorlar. Disiplin cezası verilmesinin gerekçesini bile bizimle paylaşmıyorlar” sözleriyle tepki gösterdi.

‘CPT RAPORUNUN ARDINDAN TECRİT AĞIRLAŞTI’

CPT’nin açıkladığı işkence raporunun ardından tecridin daha da ağırlaştığını sözlerine ekleyen Dinç, “CPT’nin açıkladığı rapor, İmralı’da yaşananları her ne kadar tam olarak yansıtmasa da ihlalleri tespit etmesi açısından önemlidir. Raporda tecridin kaldırılması gerektiğine de vurgu yapılıyor. Bugüne kadar Türk devleti bu konuda tek bir adım dahi atmadı. Aksine tecridi daha da derinleştiren kararlar aldı. Bu da Türk yetkililerin uluslararası kurumları ciddiye almadığını gösteriyor. Açık bir şekilde uluslararası kurumlara karşı olduklarını söylüyorlar. Türkiye’nin bu umursamaz tavrına karşılık CPT’nin bir açıklama yapması gerekirdi. CPT’nin görevi, adında da belirtildiği üzere işkenceyi önlemektir. Sadece tespit etmek değildir. CPT, kuruluş amacına uygun davranmalıdır” dedi.

‘İMRALI’DAKİ HUKUKSUZLUĞA İLİŞKİN CPT’Yİ BİLGİLENDİRDİK’

Dinç sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaman zaman CPT ile görüşmeler gerçekleştiriyorduk. Şu anda yaşanan pandemi nedeniyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştiremiyoruz. Ancak sürekli olarak hazırladığımız raporları kendileriyle paylaşıyoruz. İmralı’da yaşanan hukuksuzluktan haberdardırlar. Avrupa mahkemelerinde de çok sayıda başvurumuz bulunuyor. Fakat bu mahkemeler şu ana kadar bu konuda ciddi bir adım atmadı. Yaşanan hukuksuzluğu gidermek için harekete geçmediler. Şüphesiz bu kabul edilemez bir durumdur. Ciddiyet sorununu ortaya çıkaran bu kurumlar, görevlerini böylesi bir durumda yerine getirmiyorlarsa ne zaman getirecekler? Konu Kürtler ve Sayın Öcalan olduğunda bu kurumlar hep susacak mı? Mahkemeler, siyasi çıkarlara göre hareket ediyor. Mahkemelerin görevi siyasetten uzak durmak ve kuruluş amacını yerine getirmektir. Onları harekete geçirene kadar başvurularımızı sürdüreceğiz. Bu sessizlik onları suça ortak etmektedir.”

‘ÖCALAN’IN ROLÜNÜ OYNAMASINI İSTEMİYORLAR’

Daha önce Leyla Güven öncülüğünde başlatılan eylemin ardından Türk yetkililerin verdikleri sözleri hatırlatan Dinç, “Bütün kamuoyunun önünde görüşmelere engel bir durum olmadığını söylediler. Gerçekleşen 5 görüşmede Sayın Öcalan, çözümden yana olan tutumunu net bir şekilde ortaya koydu. Ortadoğu’da yaşanan krizleri çözebileceğini gösterdi. Türk devleti ve komploda yer alan devletler, bu açıklamaları kendilerine tehdit olarak gördüler. Öcalan’ın rolünü oynamasına izin vermediler. Hemen görüşmeleri bitirdiler” diye konuştu.

Öcalan’a rolünü oynama fırsatının sunulması halinde yaşanan krizlerin derinleşmeyeceğini vurgulayan Dinç, başta Kürt sorunu olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan tüm sorunların tarihe karışacağını vurguladı. Komploda yer alan devletlerin tecritte de ortak olduğuna dikkat çeken Dinç, tecridin derinleşmesinin ortak çıkar olduğunu belirtti.

‘ZİNDANLAR HER DÖNEM ROLÜNÜ OYNADI’

PKK ve PAJK’lı tutsakların başlattığı açlık grevi eyleminin önemine değinen Dinç, “Benzer bir eylem 2018’de de başlatılmıştı. Daha önce de benzer eylemler gerçekleşmişti. Zindanlar her dönemde üzerine düşen rolü oynadı. Türk devletinin zindanlarında bulunan tutsaklar ağır bir tecrit altındadır. Eylemciler hakkında soruşturmalar açılarak disiplin cezaları veriliyor. Buna rağmen eylemciler direnişlerinde ısrar ediyorlar. Zindanlardan önce dışarıdakilerin bu sorumluluğu alması gerekir. Tecride karşı direnmek ve tepki göstermek sadece zindanların görevi değildir. Hukuksuzluğa karşı başlatılan bu eyleme sahip çıkılmalıdır. Hem uluslararası kurumlar hem de toplum, üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Tecrit ağırlaştığı zaman halkların hakları da ihlal ediliyor. Tecritle birlikte saldırılar da en üst düzeye çıkıyor. Toplum çözüm istiyorsa bu saldırıların karşısında sesini yükseltmelidir. Bu sorun sadece zindanların sorunu değildir” değerlendirmesinde bulundu.

(rr/cj)

ANHA