​​​​​​​Remedan Hemze: Suriye ve Irak insani krize sürükleniyor!

Interview with ​​​​​​​Remedan Hemze

Türk devletinin, Fırat Nehri’nin suyunu kesmesini değerlendiren stratejist Remedan Hemze, Suriye ve Irak’ın insani krize sürüklendiğini belirtti.

İşgalci Türk devleti, bir yılı aşan bir süredir Fırat Nehri'nin Suriye topraklarına akmasını engelliyor. Bu durum milyonlarca Suriyeli ve Iraklının hayatını tehdit eden bir felakete kapı aralıyor.

Su Stratejisi ile Politikaları Uzmanı ve Uluslararası Hidrologlar Derneği Sekreteri Remedan Hemze ajansımıza bu kapsamda değerlendirmelerde bulundu.

Fırat Nehri'nin Suriye ve Irak'ın can damarı olduğunu ifade eden Remedan Hemze, bu iki ülkenin hükümetlerinin siyasi iradelerinin zayıflaması nedeniyle, Türk devletinin nehir üzerindeki hegemonyasını dayattığını söyledi.

Röportajın tamamı şöyle:

*Suriye ve Irak için Fırat Nehri’nin önemi nedir?

Fırat Nehri'nin her iki ülkenin de can damarıdır.  Nehir kıyısındaki insanlar, özellikle Irak'ta, 6 bin yıldan fazla bir süredir bu suyu tarım için kullanıyor. Bununla birlikte, su ürünleri yetiştiriciliğine dayanan imparatorluklar gelişti. Ancak Fırat Nehri'nin su kaynaklarının çoğu Türkiye'nin içindedir. Nehirden gelen yukarı akışların yüzde 90'ı, ilkbahar sonlarında ve yaz başlarında meydana gelen buzların erimesi sonucu Türkiye'nin doğusundaki dağlardan ve yaylalardan geliyor.

Nehir Suriye ve Irak'a da akıyor olmasına rağmen, Türk devletinin bu nehirden gelen su akışını kontrol etmesi, her iki ülkede de çorak topraklar yarattı.

Türk devleti 1960'lı yıllardan beri Fırat Nehri'nin sularından yararlanmak için büyük barajlar inşa etmeyi planlıyor.

Keban Barajı ilk olarak Fırat Nehri üzerinde Türkiye'de yapılmıştır. Türk devleti ayrıca siyasi sınırları içinde Fırat Nehri ve kolları boyunca büyük hidroelektrik santraller planladı.

Bu planlarla ilgili sulama projeleri tam anlamıyla faaliyete geçtiğinde, Türk devletinin kontrolü altında olan nehrin suyunun Suriye ve Irak’a akan bölümünden daha fazlasını Türkiye kullanmış olacak.

Elbette her iki ülke de bundan büyük zarar görecek ve en kötüsü Irak'ta olacak.

Açıkça bu sorunun kalıcı tek çözümü, Fırat Nehri'nden gelen su miktarının Türkiye, Suriye ve Irak arasında adil dağılımını denetlemek için uluslararası bir komisyon kurmaktır. Şu anda, üç devlet arasında kalıcı bir anlaşma olasılığının olmadığı açıktır.

*Türk devleti bir buçuk yıldan fazla süredir nehir suyunun debisini yüzde 60’tan fazla düşürdü. Bu durumun Suriye ve Irak halkları üzerinde nasıl bir etkisi olur?

BM verilerine göre, şu anda kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olan Fırat Nehri havzasından yaklaşık bir milyon Suriyeli ve 7 milyon Iraklı göç ediyor. Bunun Suriye ve Irak'taki gıda güvenliği üzerinde de doğrudan bir etkisi oldu ve gelecekte daha da şiddetli olacağı aşikar.

Türk hükümetinin Fırat ve Dicle nehirlerinin su seviyesini kontrol etme politikaları, en basit insan haklarının açık ihlali ve devletlerin bu nehirler üzerindeki haklarına ilişkin uluslararası hukuk ihlalleridir.

Ayrıca bu iki komşu ülke arasında bu konuda koordinasyon ve anlaşmanın olmaması da feci sonuçları beraberinde getirecektir.

Nehrin su seviyesindeki kuruma durumu şu anda Irak ve Suriye'de zeminde ve yağış olmaması nedeniyle iki katına çıkıyor. Yağışlardaki azalma da iklim değişikliğinin bir sonucuydu ve bu durum tarım ve hayvancılığa sırtını dönen her iki ülkenin yurttaşları üzerinde de önemli etkiler yaratacak.

Bu aynı zamanda artan kuraklık mevsimlerinin bir sonucu olarak sosyal istikrarsızlık yaratacaktır. Daha sonra çiftçilerin köylerine yakın büyük şehirlere ve çevresine göç etmesine yol açacaktır. Aynı zamanda yoksulluk yaratacak ve çiftçilerin kalkınma planının değiştirileceği başka bir meslek yapmasına neden olacak.

*Türk devleti bu suçu işlemeye devam ederse uzun vadede nasıl sonuçlar ortaya çıkar?

Birincisi, Türk devleti Suriye ve Irak'taki kuraklık ve su kıtlığından uluslararası düzeyde sorumlu tutulmalıdır.

1987 yılında Suriye ile Türkiye arasında imzalanan anlaşmaya göre Fırat Nehri'nin akış hızı saniyede 500 metre akacak, ancak Türk devleti saniyede 200 metre suyun geçmesine izin veriyor.

Bu, Suriye ve Irak halkına karşı gerçek bir suçtur. Türk devletinin Hesekê’ye su sağlayan Elok su istasyonunu kapatması, Fırat Nehri'nden Suriye'ye su akışını kontrol etmek için suyu silah olarak kullandığının açık bir işaretiydi. Suyun silah olarak kullanılması her yönden tehlikeli.

Her ülkenin yurttaşlarını koruma, ülkeyi ve gıda güvenliğini tehdit eden su kıtlığını ve kuraklığı en aza indirme sorumluluğu bulunduğu gibi BM insan, su, tarım ve çevre ile ilgili uluslararası kuruluşların da sorumluluğu bulunmaktadır.

*Ankara, sınırları aşan nehirler konusunda uluslararası hukuka ve Şam-Bağdat anlaşmasına bağlı kalması için uluslararası hukuk örgütlerinin rolü nasıl olmalıdır?

Ne yazık ki Türk devleti bu nehirlerin işleyişini düzenleyen uluslararası kanunlara uymuyor. Bu bağlamda, 1997 yılında BM ile uluslararası sularla ilgili varılan anlaşmayı da imzalamadı.

Bir yandan Suriye’den Asi Nehri'nde bulunan haklarını isterken diğer yandan Bulgaristan, Yunanistan ve Gürcistan'dan aynı haklarını istiyor.

Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde egemenlik kurmuş durumda. Bunun nedeni Suriye ve Irak'ın siyasi iradesinin zayıflamasıdır. Uluslararası hukuk örgütleri kendilerine resmi bir talepte bulunulmadıkça bu görevi yerine getirmiyorlar.

Barajların planlaması konusunda Türk devleti Suriye ve Irak ile koordine yapmıyor. Özellikle de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik kullanılan bu silaha dünya sessiz kalıyor.

Çoğu doğal ve insani verilere göre Suriye ve Irak, özellikle Kuzey ve Doğu Suriye, Fırat Nehri'nden gelen su akışını Türk devletinin kontrol etmesi nedeniyle istenmeyen bir kuraklıkla karşı karşıya kalacak. Sonuç olarak, bölgenin yüzde 50'sinden fazlası şiddetli kuraklık, balık kaybı ve su kıtlığı yaşayacak. Bunların hepsi felaket belirtileridir. Yağış oranı da mevsim normallerinin çok altında seyrediyor. Suriye ve Irak'taki barajlar, stratejik konuşlanmaları büyük ölçüde azaltıldığı için kargaşa içindedir. Kuyular, köylerin çoğu için içme suyu ve tarım kaynağıydı ancak mevsim kuraklığı nedeniyle kuyular da kurudu.

Batılı devletlerin ve bazı BM örgütlerinin kararlarına ve kongrelerine göre nehir çevresini korumak için harekete geçmemeleri yaşanan krizi daha da derinleştiriyor. Türk devletinin projelerine finansal, profesyonel ve siyasi olarak destek vermemeleri gerekiyor. Türk devletinin projelerini desteklemelerinin en önemli nedenlerinden biri siyasidir.

*Türk devleti Suriye’deki savaşı hegemonyasını ve siyasetini dayatmak için fırsata dönüştürüyor mu?

Tabii ki yapıyor. Türk devletinin bölgede yarattığı kaos ve iç savaş olmasaydı, Suriye ve Iraklı yurttaşları tahliye ederek bölgeye yönelik siyasi bir şantaj olarak su dosyasını oluşturamazdı.

Her iki ülkede de yolsuzluk, baskı, yoksulluk ve yoksunluk ortaya çıktı. ABD Ulusal Savunma Üniversitesi, Güneydoğu Anadolu projesinin güvenlik açısından etkilerine ilişkin 1999 yılında "Fırat Üçgeni" başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, GAP projesinin inşasında ABD ve NATO'nun pozisyonlarına dikkat çekiyor. Örneğin Türkiye'nin güvenli ve istikrarlı olması ABD'nin ulusal çıkarınadır ve Türkiye NATO'nun güney beynidir. Türkiye’nin sınırında bulunan, Irak, Suriye ve İran ABD için tehdit oluşturabilir.

*Şam ve Bağdat hükümetlerinin bu dosyadaki ciddiyetlerinin anlaşılması için ne yapmaları gerekir?

Su krizlerinin tehlikelerinin bir sorun haline gelmesine karşın Şam ve Irak hükümetlerinden herhangi bir ciddiyet görmüyoruz.

Her iki ülke de insani bir felaketin eşiğine geldi. Fırat Nehri'ndeki su kıtlığı nedeniyle, Suriye ve Irak'taki barajlarda su depolama tehdidi artarken, kirliliğin artması ve balıkçılığın tehlikeye girmesi hem çevre hem de insani felaket yaratacak.

Kuraklığın bölge üzerindeki etkileri, insanlar, çevre ve doğa üzerinde büyük etkiler yaratacaktır. Bu etki eşit olarak dağılmamıştır. Kırsal alanlardaki küçük topluluklar özellikle Suriye çölü, Irak çölü ve orta Fırat bölgesi etkilenecektir. Ayrıca nehirlerde Türk devletinin neden olduğu kirlilik nedeniyle nehir suyunda sıcaklık seviyeleri yüksek ve oksijen içeriği düştü. Tarım için yüzey suyu sıkıntısı vardı. Su kesintisi devam ederse yer altı su depolarına da büyük zarar verecek.

*Su güvenliğinin artık her zamankinden daha fazla bir gereklilik olduğunu ve her iki devleti korumak için harekete geçilmesi gerektiğini, özellikle su savaşının artık normal savaşlardan daha çetin olduğunu söyleyebilir miyiz?

Devletin kendi kendine yeterliliğini oluşturan su güvenliğinin ihlali tehlikeli bir konudur. Bu nedenle su temininin sağlanması suyu kullanan tüm sektörlerin taleplerine cevap vermesi, su güvenliğinin sağlanması ve böylece istikrarın sağlanması demektir.

Mevcut su verileri ile şimdiki ve gelecekteki farklı su ihtiyaçları arasında miktar ve kalite, zaman ve yer arasında bir denge sağlanarak su kaynakları durumu yaratılabilir.

Uluslararası ortak sular artık Türkiye ve İran devletlerinin siyasi gündemindedir. Suriye ve Irak'ın su bölgelerine gelince, Türkiye Cumhurbaşkanı veya İranlı mevkidaşı profesyonel partileriyle çalışmak yerine müdahale ederek su politikaları çiziyor.

Bu çok tehlikeli bir durumdur. Fırat Nehri'nden Suriye ve Irak'a su akışının azaltılması, su dosyasının politize edilmesinin ve ardından Irak petrolü ile su ticaretinin ve diğer talepler için Suriye ile ticaret yapmanın bir işaretidir. Bu nedenle Irak ve Suriye, su verilerini geliştirmek için ortak stratejiler uygulamalıdır. Mevcut su kaynaklarını finanse etmeye yönelik su politikaları, klasik Sümer tarımı yerine modern ve gelişmiş tarımı da destekleyen güçlü bir ekonomik yapının temelini oluşturmaktadır. Özellikle tarım sektörü, en fazla suyu tükettiği için suyun yüzde 70 ila 90'ını tüketiyor.

(rr)

ANHA