​​​​​​​Yazar Adalet Ebdullah: Kürdistan kamuoyu direnişten yanadır

Interview with Adalet Ebdullah

Yazar ve Öğretim görevlisi Adalet Ebdullah, gerillanın Türk devleti karşısında gösterdiği direnişe işaret ederek, Kürdistani güçlere işgal planları karşısında birliklerini güçlendirme çağrısında bulundu.

İşgalci Türk devleti, KDP’nin desteğiyle 17 Nisan'dan bu yana gerillaya yönelik soykırım saldırıları gerçekleştiriyor.

Türk devleti, soykırım savaşında tüm gelişmiş ve kimyasal silahları kullanmasına rağmen direnen gerilla karşısında ilerleme sağlayamadı.

Yazar ve akademisyen Adalet Ebdullah, gerilla direnişine ve Türk devletinin bölgede uygulamak istediği işgal projelerine ilişkin uyarılarını ajansımıza değerlendirdi.

*İşgalci Türk devletinin Başûrê Kurdistan'a yönelik gerçekleştirdiği saldırıları ele aldığınızda yakın ve uzun vadeli hedefleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ne yazık ki Türk devletinin Başûrê Kurdistan'a yönelik saldırılarının yeni olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçek.

Türk devletinin saldırılarının öncelikli amacı, sürekli saldırılarla karşı karşıya olduğunu ve kamuoyuna basın aracılığıyla bu saldırılara destek vermesi gerektiğini istemesidir. Türk devleti başta Başûrê Kurdistan olmak üzere bölgeye yönelik saldırılarında bu politikayı izliyor.

Türk devletinin geniş kapsamlı hedefleri aynı zamanda çıkarlarıyla da ilgilidir. Türkiye'deki iktidar partisinin hala ısrar ettiği imparatorluk hayalini genişletme düşüncesi halkın bağımsızlığı, devleti ve özgürlükleri pahasına bu düşüncede ısrar ediyor.

Bu devletin imparatorluk hayali eskilere dayanıyor. Başta Kürtler olmak üzere bölge halkını hedef alan düşmanca politikalarını Erdoğan döneminde gerçekleştirmek istiyor.

*Türk devleti, Kürde karşı öldürme, kaçırma ve yıldırma politikaları yürüterek halkı baskı altında tutmaya çalışıyor. Öte yandan Bakur, Başûr ve Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını arttırarak demokrasi iddialarında bulunup, Kürtleri terörist olarak tanımlıyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef uluslararası demokratik standartlarına uygun bir sistem Türkiye'de bulunmuyor. Demokratik sistemin olabilmesi için Türkiye’nin öncelikle toplumdaki çok dilli, çok dinli ve bir arada yaşayan halkların mozaik yapısını tanıması gerekiyor.

Demokratik bir sistemin ortaya çıkması ve halkın siyaset sahnesinde söz sahibi olabilmesi için toplumsal çeşitliliğin siyasette söz sahibi olması gerekiyor.

Herkes tarafından görüldüğü gibi Türk devleti Kürtlerin siyasi haklarını dahi kullanmasına izin vermiyor.

Halk adına kurulan partiler en doğal hakları olan faaliyetlerini yürütemiyorlar ve her zaman devlet baskısı altında çalışmalarını yürütmeye maruz kalıyorlar.  Kürdistan'da ve Türkiye'de çalışma yürüten bu partilerde yer alan aktivistler, yönetici ve seçilmişler gözaltına alınıp, tutuklanıyor. Bunları göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye'de demokrasi ve demokratik sistem iddialarının temelsiz olduğunu görebiliriz.

*Başûrê Kurdistan'daki saldırılara Irak halkı tepki göstermiş olsa da Kazimi hükümeti ve Başûrê Kurdistan'daki bazı partilerden tepki gelmedi.  Sizce bunun nedeni nedir?

Kürt ve Kürt olmayan partiler, işgalci Türk saldırılarına karşı tavır almalı ve Başûrê Kurdistan ile Rojava’ya yönelik Türk askeri operasyonlarını kabul etmemelidir.

Bu operasyonlara karşı tepki göstermeliler. Ama ne yazık ki bazı Kürt ve Arap partilerin dar görüşlü tavırları ve çıkarları söz konusudur.

Kürdistan'ın bazı bölgelerinin güvenliği ve emniyeti pahasına Ankara ile ilişkilerini sürdüren Kürt ve Arap partileri var. Bu çıkarcı siyaset Rojava’da da Başûrê Kurdistan’da olsa Kürdistan toplumu tarafından asla kabul görmez.

Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Türk devletinin Rojava ve Başûrê Kurdistan'a yönelik saldırılarını engellemek için tüm Kürt siyasi partilerinin birlik ve koordinasyon içinde hareket etmesi gerekiyor.

Rojava ve Başûrê Kurdistan'da yaşayan farklı kesimlerden Türk devletinin saldırılarına ve düşmanca tavırlarına karşı birlik inşa edilmesi yönünde çağrı ve talepler var. Maalesef bazı Kürt partileri bu taleplere duyarsız kalıyor ve çağrıları cevapsız bırakıyor. Türk devleti, Kürt coğrafyasındaki bu parçalanma ve birlik olmama durumundan yararlanıyor.

*Arap, Kürt ve demokratik güçlerin dayanışmanın güçlendirilmesi için çok sayıda çağrısı oldu. Bu çağrıları nasıl değerlendiriyorsunuz ve Türkiye'nin saldırılarına karşılık vermek için ne gerekiyor?

Kürt halkı genel olarak Kürt ve Arap siyasi güçlerini ve partilerini demokratik, çok renklilikle ortak birleşmeye ve birlik oluşturmaya çağırıyor. Ancak bazı siyasi parti ve toplulukların, birleşmelerini ve işgal saldırılarına karşı demokratik cephe inşasını engelleyen birçok baskı mevcuttur.

Düşmanca saldırılara ve politikalara karşı ortak mücadelenin olmamasından, işgalci Türk devletine Rojava ve Başûrê Kurdistan'ın bölgelerini işgal etme fırsatı doğuruyor. Kürt ve Arap güçlerinin bir araya geldiği Kürt coğrafyasındaki demokratik ortamda herhangi bir sorun, bu alanların güvenliği ve emniyeti üzerinde olumsuz etki eder.

Tüm siyasi parti ve topluluklar politikalarını yeniden gözden geçirmeleri ve her parçadaki Kürdistan halkının çıkarları doğrultusunda çalışmaları için baskı yapılmalı.

*Gerillanın, Türk devletinin olağanüstü silah teknolojisine rağmen verdiği direnişi nasıl tanımlarsınız? Gerilla güçleri bölgede sadece Kürt halkını mı koruyor yoksa Ortadoğu ve bütün halklarının savunmasını mı gerçekleştiriyor? Siz bu duruma nasıl bakıyorsunuz?

Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) Kürdistan'ın herhangi bir yerindeki direnişi meşru bir savunmadır. saldıran ve işgal eden taraf Türk devletidir. Türk devleti, topraklarını genişletmek için Kürdistan'ın parçası olan Irak topraklarını, Kürdistan'ın parçası olan Suriye topraklarını işgal etme politikalarından vazgeçmemiştir.

Türk devletinin, işgalci ve yayılmacı politikaları olduğu sürece Kürt halkının meşru ve ulusal olan şekilde öz savunması elbette olacak. Burada saldırılara maruz kalan gerilla güçleridir ki onlar da saldırılara karşı kendini savunuyor.

Gerilla bu saldırılardan etkilenmeyecek çünkü Kürt halkını koruyan meşru bir davaları var. Kürt halkı Türk işgaline karşı duruyor.

Türkiye'deki demokratik güçler, Kürt düşmanlığı politikasının Irak'ta da Suriye'de de sürdürülmesinin siyasi, askeri ve güvenlik açısından yarar sağlamayacağını biliyor.  Bu durum 1984'ten günümüze büyük bir deneyimle kendini göstermiştir. Türk ordusu ve Türk devleti, terörle mücadele adı altında ısrarla aynı politikayı gütmekte ve her türlü yayılma, siyasi, güvenlik, kültürel ve sosyal soykırım saldırıları düzenlemektedir.

Kürt halkı üzerinde her türlü baskıyı gerçekleştiriyor. Bu halk, insan hakları savunucuları gerilla ve Kürdistan İşçi Partisi güçlerinin hakları koruması sayesinde mücadele ediyorlar.

Kürt mücadelesi meşru bir mücadeledir. Gerillanın Kürt halkının Rojava ve Başûrê Kurdistan’daki kazanımlarını koruyor. Kürdistan kamuoyu da bu direnişten ve Kürdistan bölgesini işgal eden Türk ordusuna karşı her türlü direnişten yanadır.

ANHA